"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Korkakların ilk işi

Armağan Bahtiyar
12 Ocak 2018, Cuma
Haftada bu kadar Türkçe; Türkçemiz bozuk...

Haftada bu kadar İngilizce; havaryu?!...

Din dersi mecburî; Allah’ı anlatamıyoruz.

Matematik, İngilizce ve saire bir çuval mecburî ders var; sonuç; dünya sonunculuğu...

Biz ne yapıyoruz? Zorla ders anlatıldığı, bir şeyin sevdirildiği nerde görülmüş?!...

Başarısızlıklarımıza gözlerimizi kapatarak nereye böyle; bir bilen, sözü dinlenen olmaması ne acı!

Ömürde on iki yıl eğitim; (itina ile kabiliyetli çocuklar öğütülür!)

Not: Yukarıdaki tesbitlere katılmıyorsanız gülün geçin. Daha cumhuriyet kurulalı çok olmadı; yüz sene daha bekleriz; acele etmeyelim; zaten ihtiyaç halinde Almanya’dan, ordan burdan (beyin) ithal ederiz.

Okullarımız; dostlar alış verişte görsün diye mi?!

Üniversitelerimiz göstermelik (mi) o zaman?!... Ne tünel mühendisimiz var ne de mimarlarımız... Japonya Başbakanı açılışa geliyor! Biz ne zaman gideceğiz Japonya’da yaptığımız tünelleri açmaya?!... Üniversiteye giriş yarışlarına ne demeli?!

*

Avrupa dese ki: ”Kimliğinizi, kendinizi, geleneğinizi, niçin yaşadığınızı gelin bize anlatın da gençlerimiz yola gelsin!” Var mı gönderecek kırk elli adamımız?!... Bana yok gibi geliyor da... siz ne dersiniz?

*

Yüksek vergiler... Gelir dağılımı dengesizliği... Bir yanda gecekondular; hemen dibinde gökdelenler... Cehalet... Fukaralık... Hazımsızlık... Göstermelik, el gördülük işler... Yine de kuşlar -bulabildiği kadar- dallarda... Yine de gece perdesini sıyırıyor güneş... Yine de bunca zorluğun içinde, gökyüzüne hayran hayran bakanlara selâm olsun.

*

Dünyanın haritasına bakalım:

Para... Beton... Araba... İnternet... Cep telefonu... İktidar... Haksızlık... Modern kölelik... Stres... Takıntı... Alış veriş hastalığı... Gerekli gereksiz ille de diploma... Başkası ne der hastalığı... Cimrilik... Harcayamayacağı kadar para pul biriktirmek... Benim dediğim olacak diye diye dünyayı ateşe vermek... Ufak bir dünya haritası olsun istedim! (Böyle bir haritamız olsun ister miydiniz?)

*

Gazete, şak şakçılık yapmaz; açık da aramaz; açıkta kalmışlara dikkat çeker. Gazete, sorar. Gazete, bülten değildir. Gazete, Hakk’ın ve halkın sesidir. 

*

“Millî” toplantılara  millî arabalarla gitmeli değil miydik?!... Sahi, biz ne konuşuyoruz! (Fakat kediler yerli! Gerçi yabancı tek kedi yok dünyada.) Arabalarımız Mercedes... Toptan alınca ucuza geliyor!

*

Tuhaf değil mi; nerdeyse köylere girecek üniversiteler de... köprü yapılacağı zaman niye yabancı mimarlara koşuluyor?!... Süs içinse bu okullar; oyalamayın o zaman milleti de herkes işine gücüne baksın!

*

Falan yazarın dili ağır, diyoruz ya... can sıkıcı bir şey... Ya biz hafifsek?! Sözlükler ne güne duruyor!

*

Su medeniyeti idik. Bakkaldan, marketten (su) alır hale geldik. Nüfus artıyor... gibi şeyler bunun cevabı değil... İnsanlık medeniyeti idik [uzuncası.] Şimdi bir adı var mı [medeniyetimizin?!...] Nerde olduğumuzu bilelim ki yolu/adresi şaşırmayalım.

*

Dün orada; bugün burada bir dolu “arkadaşım” varmış! Ayıplamıyorum. Doğruda sabit kadem duâsındayım. Ne oldum, deme; ne olacağım, de, denir ya!

*

“Pencerelerden seyret; içlerine girme!” diyen Sözler’in müellifinin sesine kulak verelim. 

Dışarısı pek dâvetkâr da öyle pek tekin değil... Kafalar karışık, kalpler dolaşık... Kimsenin işine kolay kolay karışılacak gibi değil... Gidiyoruz bakalım. 

*

Hakikati bulamadıktan sonra; ne bulsan buldum, deme.

*

Rüzgâr sesine kulak ver.

Kulak ver kuş bestelerine.

Her şey ilk ve taze...

Ne kadar tanıdık...

Ne kadar yabancısın aynadaki kendine?!

*

Dünya Mektebi’nden, sağlam bir diploma almak; bütün gayretim...

*

Ne kadar zormuş meğer her daim göz önündekini görmek...

*

Korkakların ilk işi: Savaş...

Barış cesaret ister!

*

Ah, çok dağıtmışım kelimeleri;

Toplayayım derken;

Dünyayı ve kendimi!

*

İşi baştan çözelim. Bunu konuşalım yani. 

Yanisi şu: Kitaplara bandrol niye var? Katma değer vergisi niye var? Nerdeyse kitap okunmayan bir ülkeyiz. Bırakın kitapların yakasını.

Serap neymiş; hakikat neymiş... son yıllarda daha bir anladık. Haa... dünya böyle demek! Plânlar birden yalan oluyor; ölüm pat diye selâm veriyor! Ve günler, haftalar, aylar, yıllar ne çabuk bitiyor! Haberler hayatımızı kemiriyor! Sahi; anne, niçin geldiydik dünyaya?!...

Okunma Sayısı: 1648
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ömer

    12.1.2018 21:13:16

    maşallah çok özlü yazılar tebrikler

  • Tolstoy

    12.1.2018 10:41:59

    Kalbinize zihninize ruhunuza sağlık hocam

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı