"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Telâşlı çağa reddiye

Armağan Bahtiyar
25 Kasım 2017, Cumartesi
Nerden nereye geldik, deriz ya...

Aslında bir arpa boyu yol almadık. İhtiyaçlarımızı çoğalttık. Daha çok koşuyoruz. Daha çok vergi ödüyoruz. Taş evlerimiz, beton oldu. Ha, biraz rahat bir hayat... Mutluluk yani huzur yani rahat nefes almak nerelere gitti; bilen var mı?!... Kitap, dergi, gazete mahremiyeti; yerini, bu aleni aletlere bıraktı. İyi mi oldu; zararda mıyız; işin orası çok tartışılır.

*

Gelir toplama çoğaldı; adalet için Ömer gerekli. 

*

Gösteriş, şatafat, el gördülük çağındayız. Yok feza, uzay, internet çağı... geç, geç! Telâş çağı, saldırgan devler çağı, sanal çağ, allı pullu yalanlar çağı, ölü devletler çağı, suskunluk çağı, ağıt/ gözyaşı çağı... üfffff! Pılınızı pırtınızı toplayın gidin de... gitmezsiniz. O zaman ey hürriyet ve huzur arayanlar; bu adamların oyuncaklarını ellerine vermenin bir yoluna bakalım. Nar inceliğinde sonbaharın farkında mı silâh, savaş, makam, şöhret, para meraklıları? Haydi, neredesiniz edebiyatçılar, doktorlar, öğretmenler, hocalar, profesörler, fabrikatörler, inşaatçılar, seçilmişler ve saireler... dünya niye yangın yerine döndü; formülleriniz, teklifleriniz var mı sahil-i selâmet için? Biliyormuş rollerini terk edin! Dünyanın her santimini huzursuz ettiniz. N’ettiniz böyle?!... Bir şeylerden anlarsınız sanıyordum; hepten nasıl da boşmuşsunuz! Haa, sonuçlar böyle olurdu; insan eksenli çalışmadığınız zaten belliydi! Böyle olmaz; dünya kendine bir çıkış yolu bulmalı!

*

Dünyanın üslûbu kirlendi. Nezaketin ince tellerini gün gün kırıyoruz. Estetik; fantastik bir şeymiş gibi vitrinlere kaldırıldı. Bu kabalık hayra alâmet değil. “Her şey incelikten; insanlık kabalıktan kopar!” sözünü şehirlerin girişine asmalıyız.

*

Ağız tadıyla yaşamayı zorlaştıranların; ağız tatları bozuk olsa gerek. Onlar yaşamayı unutmuşlardır. Onlar mevsimleri görmez. Yaşamak rüyadan daha rüya hallerdir; onlar bu rüyayı görmez. Usûlen yaşarlar. Onların tat diye, koku diye, his diye bir hisleri yoktur. Sonra; yaşamak bir san’attır. Bu san’attan anlamak da öyle herkesin harcı değildir. Bu yüzden çok, çok kişi hayatı harcar; çok, çok azı; azın azının azı yaşar bu hayatı. Yaşamak kolayını; zalimler ve cahiller zorlaştırır.

*

Ne zaman kurtuluruz bu sanal, yalan, bıktıran, tekrar tekrarlardan, haberlerin gevezeliğinden, reklâmların çığırtkanlığından, bu ilân tahtalarının şehirleri kirletmesinden... Her şey bu kadar nasıl dağıldı böyle birdenbire! Bu kadar şiirsiz, ruhsuz zamanlar ha!

*

Doktorun hastasıyla, öğretmenin öğrencileriyle, idarecilerin halkıyla konuşurken sert yüz ifadeleri neyin nesi?

*

Susmayı unutanlara: Çok konuşup çok az kitap okuyorsunuz. Çok zaman okumuyorsunuz; bu her halinizden anlaşılıyor. Her gün konuşmayın! Biraz eve çekilin; okuyun, yazın! Fıkralar falan anlatın arada! Atasözü, deyimler ve saire gibi şeyler katın konuşmalarınıza! Kültür, hayat gibi tazelenmek ister. Bir de lâfla peynir gemisi yürümüyor. Bıktırmayın! Ölüm diye bir şeyi ne çok unutuyoruz! Dünya ebedî mi! Mevsimlerin şarkısını dinleyin; susun biraz.

*

Dünya dağ başı mı; isteyen istediği yeri tarumar ediyor; kim veriyor bunlara bu paraları, şımarıklığı?!...

*

Televizyonlarda baş haber oluyor; haber değeri olmayan neler. {Yakın zamana kadar hiç değilse değişik gazeteler, kanallar vardı. Şimdilerde bir tekelleşme ile aynı tonlu ve vurgulu yani tonsuz ve vurgusuz haberler açık yani kapalı oturumlar meydan aldı.}

*

Çok dağıldık, ha! Bunlar bir çöküşün mü yoksa çıkışın mı sinyalleri?!... 

*

Kolasından, yerli/yabancı sigarasından, israfından, hırsından,  cimriliğinden, etiketim/param var diye ötekini küçük görmekten vazgeç/e/meyenler; ölümlü olduğunuzu unutuyorsunuz, ha!

*

Haksızlık karşısında nice “yazarçizerdüşünür”lerin “yazmazçizmezdüşünmez” olduğunu gördüm. Hattâ arkadaşlarımdan çoğunun... Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır, diye bellememiş miydik!

*

Bir ses ver; 

Şehirler çok gürültülü!

İç içe yaşanıyor hayatlar;

Hayatlar tek türlü!

*

Bütün şehirleri aynı yaptınız! Sokakları, evleri, meydanları... aynı! İnsan “sıkılır” be! Eski sokakları ne yaptınız? 

*

Şiir okumazsın?!... İğdelerin ne zaman baharın yakasına takıldığını bilmezsin?!... Ne zamandır gül koklamadın; değil mi?!... Gökyüzüne çok seyrek bakıyorsun?!... İşin mi çok?!... Ciddî misin?!...

*

Ah! Sizin kalbiniz kuşlara hiç takılmamış; belli! Dalgalar günahlarınızı alıp götürsün uzak kıyılara... Ve gece yarısı çocuk çığlıkları arasında içindeki kuyuda boğulup dururken, kalbinizi durduran bedeninize rahmet dolduran tecelliye elinizi kapatmamışsınız. 

Aynı göğe bakıp aynı ay’ı seyreden kimseleredir sözüm, kâinat kitabının okuyucularına... 

*

Naylon ayakkabılar çocukluğumda kaldı sanıyordum! Bir fotoğraf gördüm; baktım ki oradayım. Bu bizim fotoğrafımız... Peki bu yüksek katlı, katı yürekli binaların temelinde bu ayakkabıyı giyenlerin emeği olmasın!

*

İstanbul’un en ortasındaki ağaçlar “çirkin” bulunup kesiliyor; yerine “güzelim” betonlar dikiliyor! Gökyüzünü görmeyelim, nefes almayalım diye... Yoksa niye?!... İstanbul’un betona ihtiyacı var da biz mi bilmiyoruz! Ve yollar kocaman “taş arabaları”ndan geçilmiyor!

*

Para bu kadar mı öne çıkacaktı! Bu kadar fakir/cimri mi olacaktık; zenginleştikçe! Kalbimizi bu kadar mı terk edecektik! Akıl bu kadar mı ukalâ olacaktı! O kadar hesap yapıp bir o kadar yanılacak mıydık! Telâşe, endişe, kargaşa, şamata, gürültü, yalan, propaganda, riyakârlık, göz boyamacılık, değer bilmezlik bu kadar mı tavan yapacaktı!

Okunma Sayısı: 732
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı