"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yaşamak sadeliktir

Armağan Bahtiyar
17 Ağustos 2018, Cuma 00:29
Dünyanın gürültüsünün biteceği yok; iyisi mi biz tefekkür kürüne devam edelim.

Tefekkür insanlığın şifasıdır. İşi gücü dünya olanlar da dünyanın tadını tuzunu kaçırdı. Yattığı yerde zengin olanların çoğaldığı bir dünyada, ne oluyor, gibi yorumlara girecektim; şimdilik vazgeçtim. Çok sık unuttuğumuz kalbimizi dinleyelim hele.

*

Tur bir çınarın gölgesine; Yüz yıllık yorgunluğun dinlensin!

*

Şehirleri biraz çık; yıldız yağmurlarıyla yıkansın gözlerin. Cırcır böcekleri ve çekirgelerin senfonisini dinle. Tenha yollar, meyve bahçeleri, köylülerin mesut yüzleri... Niye şehirlerde tıkış tıkış, itiş kakış yaşamalara mecbur olduk ki?!...

*

Bir yıldız yağmurundan geçtik. Şehir çok uzaklardaydı. Cırcır böcekleri ve çekirgelerin senfonisi vardı. Tenha yollar, meyve bahçeleri, köylülerin mesut yüzleri... Niye şehirlerde tıkış tıkış, itiş kakış yaşamalara mecbur olduk ki?!..

*

Anlamam, anlatamazsınız, anlatmayın; futbol ve miting meydanlarında bağırıp çağıranların çok olduğu ülkelerde sıkıntı büyük demektir. Nasreddin Hoca’nın samanlıkta kaybolan yüzüğünü sokakta araması gibi gerçeklerden kaçmaktır. Çok konuşmaktan çalışmaya vakit yok gibi... Evdeki kitaplarınızla yüzleşmedikten sonra sele yele kapılmış yaprak gibi akıp savrulacaksınız.

*

Ormanları yaktınız; ev yaptınız. Ağaçların, kuşların, karıncaların, daha nelerin feryadı üzerine oturamayacaksınız. Vicdanınızdan kırıntı kalmışsa...

*

Ya aklımız öne çıkıyor ya da duygularımız; ikisini dengeleyenler azın azı... Dünya şu ân aklın ve nefsin peşinde; kalbimiz çok kırık hattâ paramparça...

*

Düşünmek Oyunu

Hep yeniden düşünmek; (taze) nefesler gibi...

Yeni doğan ay, güneş, yıldızlar gibi...

Su gibi hep yeniden kaynamak...

Gözyaşı gibi sıcacık...

Rüzgâr her değdiğinde ürperen/titreyen yaprak gibi...

*

Yaşamak düşünmektir.

*

Gün düştü dağların ardına;

Hani; nerde yaşadıkların?!..

Eriyor bir şeyler durmadan;

Yer var mı hatıralara?!...

*

Yunus: “Aşksızlara verme öğüt; Aşksız âdem hayvan imiş.” derken münasebet ölçülerini elimize veriyor. Veriyor ki... sukut-u hayallerimizi hayal meyal görüyor.

*

Güzel şeyler düşün; aynaları ağlatma. Baharı tut daim; bir dost eli gibi. Okşa serinliğin kalbini. Derin bir nefes al; gökyüzüne çevir yüzünü. Kuşların, bulutların keyfine diyecek yok. Ah şu senin dünya telâşelerin! Sık sık unuttuğun kendin... Nefeslerini duyduğun oluyor mu? Yoksa yok gibi mi yaşıyorsun? Soruları sen çoğalt gayrı. Kendinle tanışmalısın. Dışarısı çok gürültülü... Pencere önüne otur; rüzgârı dinle biraz. Mutluluk ol, ümit ol. Gökyüzü, yağmur ve saire... Yaşamak kaçırıyorlar senden; haber vermek istedim.

*

Birileri bizi çok yoruyor.

*

Taraf mı tutuyorsun; hakikati mi arıyorsun? Yalnız, hakikati bulanların çok az olduğunu tarih söylüyor. Görmek isteyene de hakikat, güneş gibi parlar. Gel, seni bayram yerine götüreyim! Bak; bunlar yıldız; her gece gelirler böyle! Bunlar papatya, bunlar gelincik... Aman ha dünyayı sarma sırtına! Sesini duy mevsimlerin! Dinle bestesini kalbinin? Baksana; yeryüzü, gökyüzü hep bayram yeri... Elini öp hayatın; her dem gözlerine düşen bayramın! 

*

Çok abartıyoruz dünyayı. Hep savaşı konuşuyoruz; niye? Haddini bil, diyorlar birbirlerine. Ateş saçıyor gözleri de... Arka mahallede gözlerinin feri sönmüş aileler... Düzgün giyimli adamlar boyuna ahkâm kesiyor. Yaşamak bu değil; öfkeli, köpüklü...

*

Şair ağabeyimle oturmuşuz Beylerbeyi’nde; Çıkmış/çıkacak kitaplarımızı konuşuyoruz! Hava Temmuz, fakat Boğaz serinliği... Garsona birer çay daha söylüyoruz. Nasıl olsa memleketi sormuyorlar bana. Onlar benim şiirimi merak etmiyor; Bana ne oluyor!

*

Yazılı/Sözlü Sorusu

Dünya... bir gölgeyi mi harmanlamak?!.. Saman alevi mi; çarçabuk?!.. O zaman niye bu canhıraş feryatlar?!.. Niye bu telâşe, bu hırs, kat kat dünyalar?!..

*

Bulutlara baktığın, kuşları dinlediğin yok. Kedilerin de hatırını sormuyorsun. Ezip geçiyorsun papatyaları; Sen nasıl yaşıyorsun?!

*

Ulu sözü dinlemeyen ulur! Öfkeyle kalkan; zararla oturur! Anormal durumlarda; bir sefer daha akıllı/kalpli olmak lüzûmu öne çıkıyor! Yaşamak gürültüye gelmez. Sükûnetin olmadığı yerde; ne olabilir ki!

*

Sükûnet Özlemi

Sizi bilmem; ben sükûneti özledim. Kim kimi duyar bu gürültüde! Bir de parasız pulsuz, kelimesiz! Bir “plan” var; bin yalan var arada; Tam da içime döneceğim sırada!

*

Mevsimler geçip gidiyor yanımdan... Öyle alımlılar ki... Âşık olunmayacak gibi değil.

*

Bahçeye indim ki... renkli bir dünya... Sabahın tebessümü kabak çiçekleri... Sarmaşıklar öte yanda... Arılar vızır vızır, kıpır kıpır kelebekler... Meyveler, ve saireler huzurun fotoğrafı... Yaşamak mı? Sade; en sadesinden...

*

Yaz kış şarkısını söylüyor Erciyes. Şimdi Ağustos... yaz içinde kış selâmı... Koynunda kar... Bu şehre yâr olmuş Erciyes; Merhaba ey, karbeyaz şehir! Dağlar ey, gökyüzüne akan nehir!

*

İtidal, mutedil, usûlet, suhûlet, nezaket, nezafet gibi kelimeler hayatımızdan çıkınca; dünyanın çamurlaştığını gördünüz! Yani ılıman, yani usûle/kurala uygun, yani kolaylık, yani incelik, yani temizlik halleri; halimizdi bizim. Çok dilsiz kalınca; halsizleştik. Vakit var—ken dönelim! Ölüm var, ayrılık var. Önce, ilk önce; insanız! Makamdan mansıptan önemli...

Okunma Sayısı: 903
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı