"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Dünyada en fazla hayran olduğum kimse; Nur Risaleleri’ni okuyarak Nurcu olandır”

Atilla YILMAZ
14 Kasım 2018, Çarşamba
Bediüzzaman Said Nursî’nin Kur’ân tefsiri Risale-i Nurlar’ı okumayanların ve okumak istemeyenlerin kullandıkları ifade, “Risalelerin dili çok ağır, anlayamıyoruz”dur.

Risalenin dili gerçekten denildiği gibi ağır mıdır? Anlaşılmaz bir dil mi kullanılmıştır?

Bu ifadeleri çürütecek o kadar çok örnek verilebilir ki hangisinden başlasak.

Ama biz en iyisi anlaşılmaz dedikleri örneklerden yola çıkarak mevzua bir bakalım.

Millî damat Sayın Metin Toker diyor ki:

“Nurculuk hakkında bir fikrim olsun diye aslında giriştim. ‘Mektubat’ı okudum. Fazla bir şey anlamadım. Gençlik Rehberi’ne geçtim. Fazla bir şey anlamadım. Hanımlar Rehberi’ne başladım. Fazla bir şey anlamadım. Belki polemik havası içindedir, daha hafiftir diye Bediüzzaman Cevap Veriyor’u ele aldım. Fazla bir şey anlamadım.

Bıraktım.’’ 1 

Keşke biraz daha devam etseydiniz Sayın Toker, belki Nurcu olurdunuz.

Toker diyor ki:

“O halde, buyurunuz siz anlayınız:

“İşte bağıtsan-ı kâinattaki ecram ve mevcudat; ve Küre-i Arz bahçesindeki nebatat ve hayvanat ve eşcar ve nebatatın başlarındaki ezhar ve semarat, nihayet derecede yüksek bir seda ile şehadet eder, ilân eder, derler ki..’’2 

Yahu şu anlamadığın Osmanlıca dediğin kelimelerin bu günkü karşılıklarını yerine koy bak ne diyor:

“Şu kâinatın bağında bahçesindeki yıldızlar ve varlıklar; yeryüzündeki bitkiler ve hayvanlar ve ağaçların bitkilerin başlarındaki çiçekler, meyveler yüksek bir sesle ilân ediyorlar ki.”

Neyini anlamadınız bunun?

E anlamadığınız aslında şurası. Siz orayı okumadınız. Niye okumadınız, çünkü okumadığınız kısım Allah’tan bahsediyor Allah’ı tanıtıyor. Bu sizin ve sizin gibilerin işine gelmiyor.

Bakın devamında Bediüzzaman der ki:

“Bizim Hâlıkımız ve musavvirimiz ve bize hediye veren Kadir-i Zülcemâl, Hakim-i Bimisal, Kerim-i Pürneval her şeye kadirdir. Herşeye gücü yeter.’’ 3

Bütün kâinattaki bu varlıklar nasıl oluşuyor, nasıl meydana geliyor? Bu varlıklar bir olan Allah’ı tanıtıyor. Allah’ın varlığını ve birliğini bizlere haber veriyorlar. Akılsız ve şuursuz bu mevcudattaki harika san’at ve işleyiş ancak her şeye gücü yeten bir Allah’ın eseri olabilir. Bunlar; kör ve sağır bizi anlamayan, bizi duymayan tabiatın değil, her şeye gücü yeten Allah’ın bir eseri olabilir.

Tabiî bunu anlamak sizin işinize gelmediği, için Nur Risaleleri’nin dilini anlamazsınız Sayın Damat.

Metin Toker devam ediyor anlamamaya:

“İnsan binler çeşit elemlerle müteellim ve binler nevi lezzetler ile mütelezziz olacak bir zihayat makine ve gayet derecede acziyle beraber hadsiz maddî, manevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zahiri ve batınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zeval ve firak tokatlarını yiyen biçare bir mahlûk iken birden iman ve ubudiyetle böyle bir padişah-ı Zülcelâle intisap edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinat..’’ 4 

Biz anlatalım:

İnsan binlerce şeylerden elem duyacak binlerce de lezzet alabilecek bir canlı varlık olarak yaratılmıştır. Buna karşılık çok aciz ve fakir bir vaziyette olup, hadsiz maddî manevî görünen, görülmeyen düşmanları vardır. Bu kadar aciz ve zayıf yaratılan insan sonsuz güç ve kudret sahibi Allah’a dayanmak ve ona itaat etmek durumundadır.

İşte sayın Toker; kendisi bir şey anlamak istemediğinden olsa gerek diyor ki:

“Şu anda bütün dünyada hayran olduğum kimse, eğer Nur Risaleleri’ni okuyarak Nurcu olmuş biri varsa, işte odur. Nur Risaleleri denilen Külliyat 130 küsur tutan bir yazı dizisidir. Bunların tamamını okumak tabiî, herhangi bir fani için bahis konusu değildir.’’ 5 

Bu demektir ki şu anda yeryüzünde Toker’in hayran olduğu milyonlarca insan vardır.

Toker yazısının devamında, Gençlik Rehberi isimli eserden de buna benzer bir paragraf almış ve demiş ki:

“Bir şey anladınız mı? Devam edeyim mi?’’ 6 diye soruyor. Ne diyelim. Devam edersen belki imanının kurtulmasına vesile olurdu Sayın Toker, sen bilirsin.

Bir fıkra ile bitirelim.

Bir adam kahvede fıkra anlatıyor. Fıkranın sonunda herkes kahkahadan karnı ağrırken bizim Temel gülmemiş. Adam Temel’e sormuş:

“Sen neden gülmüyorsun?”

Temel  cevap vermiş, “Anlamadım, bir daha anlatır mısın?”

Adam tekrar anlatır. Bu sefer kahvedekilerin yarısı gülmüş çünkü fıkrayı ikinci kez dinlemişler. Ama Temel yine gülmemiş.

Adam yine sormuş, “Peki, şimdi neden gülmedin?

Temel yine anlamadığını söylemiş ve tekrar anlatmasını istemiş.

Adam tekrar anlatmış. Bu kez kahvedekilerden hiç gülen olmamış. Ama Temel gülmekten yerlere yatmış.

Adam şaşırmış, “Ya peki şimdi neden güldün?” demiş.

Temel sırıtarak, “Yahu yine anlamadım” demiş.

Haftaya devam edelim inşallah. Kalın sağlıcakla...

Dipnotlar:

1- Metin Toker. Sağda ve solda vuruşanlar. Akis Yayınları. Ankara-1971. s. 144. 2- Age. s. 145. 3- Bediüzzaman Said Nursî Mektubat. YAN. s. 338. 4- Metin Toker. Sağda ve solda vuruşanlar. Akis Yayınları. Ankara-1971. s. 145. 5- age. 6- age.

 

Okunma Sayısı: 3277
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ugur akar

    11.12.2018 07:23:00

    Esselamu Aleykum cevval, şevkli, kahraman muhterem abi,yazılarınızdan çok ıstıfade edıyoruz,devam insaallah. abd n.y brooklyn

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı