"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meşrutiyetten günümüze Bediüzzaman’dan Ermeniler ve azınlık açmazına çözüm - 2

Atilla YILMAZ
12 Eylül 2017, Salı
Başka devletlerin özellikle Batılıların, nice kan ve gözyaşından sonra ulaşabildikleri insanca yaşama hak ve hürriyetlerine; Osmanlı toplumunun, bir damla kan akıtmadan; merhum Sultan Abdulhamid’in dirayeti ve onayıyla ulaşması gerçekten de takdire şayandı.

Bediüzzaman, bu hale özellikle çok sevinmektedir. Böyle bir hürriyete ulaşmak için devletin yarı milleti versilse yine ucuzdu diyecekti.1

Ama ne yazık ki, Hürriyet’in ilanı ve Kanun-u Esasi (anayasa) ile azınlıklara ve gayrımüslim tebaaya tanınan haklar Osmanlı İslamlarında pek de hoş karşılanmıyordu.

Bediüzzaman hem Kanun-u Esasi’ yi hem de Meşrutiyet’i halka anlatmak için, şarkın kasabalarından tutun, dağ yaylaklarındaki göçerlere kadar yollara düşmüştü.

Bediüzzaman’ı karşılarında gören hemşerileri Meşrutiyet konusunda onu soru yağmuruna tutmaya başladılar.

‘’İstibdat nedir? Meşrutiyet nedir? Diğeri: ‘’Ermeniler ağa oldular biz sefil kaldık.’’ Başkası: ‘Dinimize zarar yok mu? Daha başkası: ‘Jön Türkler şöyledirler, böyledirler, bizi zarardide edecekler. Diğeri: ‘Gayr-ı Müslim nasıl asker olacak?’’2 gibi sorular soruyorlardı.

Her kafadan bir ses çıkıyordu. Her ağızdan Meşrutiyet karşıtı biz söz dökülüyordu. Her sorunun altında gayr-ı Müslim tabir edilen Ermeniler ve diğer azınlıklara verilen haklar konusunda bir karşı duruş yatıyordu.

Üstelik bu soruları soran insanlar Kürt nüfustandı ve Ermenilerle kanlı bıçaklıydılar.

Bediüzzaman önce onlara; öyle karmakarışık bir halde ve her kafadan bir sesin çıktığı, her ağızdan aynı anda bir sorunun döküldüğü düzensizlik içerisinde muhatap olunamayacağını izah ettikten sonra, Meşrutiyet kaidelerine göre soru sormalarını istedi.

İçlerinden en zeki olanlarından birkaç kişiyi temsilci seçmelerini ve onların kendilerinin adına soru sormalarını istedi.

Bunu kabul ettiler. Oysa bu Meşrutiyetin bir kuralıydı. Bu ilk izlenim önemliydi. Meşrutiyetin soru sorma yöntemi benimsendiğine göre diğer umdelerini de kabul edeceklerdi herhalde.

Ama hemencecik de; - Olur Seyda. Meşrutiyet kaidesine göre soralım.’ demediler. ‘-Peki, peki.’ dediler. Bu ne demekti? ‘-Tamam, tamam.’ der gibi bir şey. Tamam dediler ama biraz da umursamaz bir kabul edişti sanki.

Burada şurası önemli. Bediüzzaman’a yöneltilen sorular tahlil edildiğinde ve soruş şekillerinden anlaşıldığına göre; Kürtler kesinlikle Meşrutiyete karşı bir duruş içerisindeydiler ve özellikle de Ermenilere tanınan haklardan oldukça rahatsızdılar.

Adeta Meşrutiyet’e ve Kanun-u Esasi’ye karşı çıkmak için Bediüzzaman’dan din adına fetva ister gibiydiler. Ve öfke doluydular.

Her sorularına Bediüzzaman’dan harika ve ikna edici cevap aldılar. Bediüzzaman onlara; Hürriyet’in güzelliklerini anlattı. İstibdadın, baskının, dayatmanın, tek adam yönetiminin mahsurlarını; bu şeklin şeriatla bir alakasının olmadığına onları ikna etti. Ama bu Hürriyet’in Ermeni ve Rum tebaaya da tanınmış olmasını içlerine sindiremedikleri her hallerinden ve soruş şekillerinden belliydi.

Bediüzzaman konuştukça Meşrutiyeti sevmeye başladılar. Fakat iknaya zorlandıkları bir konu vardı:

‘’Sual: Pekala, kabul ettik ki hürriyet iyidir, güzeldir. Fakat şu Rum ve Ermenilerin hürriyeti çirkin görünüyor, bizi düşündürür.Reyin nedir?’’3 

Sorudaki sosyolojik tahlile bakar mısınız?

‘’Kabul ettik ki’’ ne demek? Faraza diyorlar. Hadi öyle olsun, diyorlar. Demek ki tam kani değiller.

Ve bakar mısınız.’ Rum ve Ermenilerden’ bahsederken, ’Şu’ diye söze başlıyorlar.

Yani toplum bu olaya sıcak bakmıyor. Meşrutiyeti kabullenmek zor geliyor.

Bu bize şunu gösteriyor:

Bediüzzaman hem İstanbul’da, hem şarkta Meşrutiyeti hangi şartlar altında savunuyor ve Meşrutiyetin mücadelesini hangi zor şartlar altında veriyor, iyi anlamak lazım. Bu kolay bir iş değil. Ve dahası hiç kimse Bediüzzaman kadar bu işin peşine düşmemiştir. Meşrutiyetin ve Hürriyet’in bu kadar mücadelesini vermemiştir.

Kürt aşiretlerinin ve göçerlerinin Meşrutiyetle ilgili sorularına, Bediüzzaman’dan çok çarpıcı bir cevap geliyor. Ve bu cevabı vermek o günün husumet dolu olan şartlarında öyle kolay bir iş değildir.

‘’Cevap: Onların hürriyeti, onlara zulmetmemek ve rahat bırakmaktır. Bu ise, şer’idir. Bundan fazlası, sizin fenalığınıza, divaneliğinize karşı bir tecavüzleridir, cehaletinizden bir istifadeleridir.’’4 

O günün en olumsuz şartlarında, Ermeniler’in, Rumlar’ın hak ve hukuklarını savunan bir büyük adam, bir büyük allame Bediüzzaman. O gün Osmanlı toplumu için Bediüzzaman ne kadar gerekliyse, bugün de Türk toplumu için Bediüzzaman o derece gereklidir.

Elbette azınlıkların hak ve hürriyetlerini ‘Kanun-i Esasi sağlamıştır.’ Ama, zaten bu dinin, bu şeriatın bir emridir. Bu hakkı din onlara veriyor.’ diyor Bediüzzaman.

Bediüzzaman; yaptığı bu izahlarla toplumu rahatlatmayı başarıyordu. Zira verdiği her bir örneği şeriatla temellendiriyordu.

Toplumun bu konulardaki soruları bitmeyecekti. Devam edecekti.

Bizde aynı konuya bir sonraki yazımızda devam edelim inşallah.

Zira; Bediüzzaman konuştukça bu toplumun önü açılacaktır. Toplumun önü açıldıkça kaos ve kargaşa yok olacaktır.

Dipnotlar:

1- Münazarat, Bediüzzaman Said Nursi, YAN., s.21

2- a.g.e., s.21

3- a.g.e., s.60

4- a.g.e., s.60

Okunma Sayısı: 1327
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı