"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Türkçülük ve Kürtçülük üzerine -1

Atilla YILMAZ
07 Kasım 2017, Salı
Bediüzzaman Said Nursî; 1338’de Ankara’ya gittiğinde, imanın erkanına saldıran ejderhayı gördüğünde “Eyvah, dedim..!”1 demişti.

Van’da kendisiyle görüşen ekseri dostların ve talebelerin, aile hayatlarından şekvalar işitince de “Eyvah, dedim..!”2 demişti. Risale-i Nur Külliyatı’nı incelediğimizde, Bediüzzaman bir yerde daha ‘Eyvah, dedim.’’ diyordu.

Bediüzzman’ın bu üçüncü ‘Eyvah’ı ‘milliyet’ konusundadır.

Sözü kendisine bırakalım: 

“Hatta o zamandan evvel Türk olmayan bir talebem vardı. Eski medresemde hamiyetli ve gayet zeki o talebem ulum-u diniyeden aldığı hamiyet dersiyle her vakit derdi: ‘Salih bir Türk elbette fasık kardeşimden, babamdan bana daha ziyade kardeş ve akrabadır.’ Sonra aynı talebe talihsizliğinden sırf maddi fünun-u cedide okumuş. Sonra ben dört sene sonra onunla görüştüm. Hamiyet-i milliye bahsi oldu. O dedi ki : ‘Ben şimdi Rafızi bir Kürdü, salih bir Türk hocasına tercih ederim.’ Ben de ‘EYVAH! dedim.’ Sen ne kadar bozulmuşsun.”3

Aslında, imanın erkanını tahribe yönelen ejderhanın marifetlerinden birisi de budur. İmanın erkanını tahrip, zaten sonunda aile saadetini de tahrip ediyordu. Bir de Müslüman milletin arasına unsuriyet fikrini de yerleştirince, İslam milletini perişan etti. Birliği ve beraberliği baltaladı. Sosyal hayatı alt üst etti.

Bin yıldan fazladır; önceliği tevhid-i İlahi olan bu millet, önceliği Hz. Muhammed (asm) olan bu millet, önceliği Kur’an-ı Azimüşşan olan bu millet; birlikteliğini kaybederek ırkî değerlerini ön planda tutar oldu.

O ejderhanın sinsi planlarıyla, ehl-i imanı birbirine bağlayan bağları bilemez olduk.

Önce bu memleketin dağına taşına Türklük işlendi. Türkçülük yapıldı. Irk ön planda tutuldu. Bu vatanda yaşayan diğer unsurlar göz ardı edildi. Sahte bir hamiyetfüruşluk aldı başını gitti. Belli ki bu, dessas planın bir parçasıydı ki, bu memlekette yaşayan diğer unsurların da ırkçılık damarı sürekli tahrik edildi. Etki tepkiyi doğurdu. Başka unsurlar da kendi ırklarını birinci sıraya aldılar.

İnsanları birbirine bağlayan öncelik ırkları, ırkî bağları oldu ve din kardeşliği duygularımız iyice zayıfladı. Bu vatanda yaşayan iki Müslüman ana unsuru birbirine düşürdüle; Türkleri ve Kürtleri.

Geçmişten günümüze en çok başımızı ağrıtan bu problemi; Cumhuriyet’in başında da gören Bediüzzaman Said Nursi; Sultan Abdulhamid döneminden beri dillendirdiği ve hayata geçirilmesi konusunda canhıraş gayret sarf ettiği, Medresetüzzehra projesiyle halletmek istiyordu.

Zira, Bediüzzaman bu meselenin içerisindeydi. Olayı bizzat canlı yaşıyordu. O bölgeden yani Şark’tan yükselecek olan, ırkçılık fikrinin toplumu ve memleketi yangın yerine çevireceğini görüyordu.

Bu gün, otuz–kırk bin cana mal olan bu fitnenin, o günden habercisi olan; o talebesinin İstanbul’daki eğitiminden sonraki aldığı hal üzerine  “Eyvah, dedim…! Sen ne kadar bozulmuşsun” diyordu.

1922 senesinde davet edildiği Meclis’in açılışından sonra mecliste mebuslara dağıttığı ve duyurduğu beyanname tarihe şahitlik edecek kıymettedir. Ve çok çok önemlidir. Bu beyannameden sonra bazı milletvekilleriyle aralarında geçen konuşmada Bediüzzaman mebuslara der ki:

“Başka vilayetlerde sırf fünun-u cedide okuttursanız da Şark’ta her halde, millet vatan maslahatı namına, ulum-u diniye esas olmalıdır. Yoksa; Türk olmayan Müslümanlar, Türk’e hakiki kardeşliği hissedemeyecek.”4

Bu altın kıymetindeki sözler kulak ardı edildi. Bu vatanda unsuriyetçiliği ön planda tutan eğitim modelleri uygulandı. Bu Şark’ta da uygulandı Garp’ta da uygulandı.

Peki, bu uygulamanın vatan ve millete maslahatı ne oldu? İşte Risale-i Nur Külliyatı’nda üç yerde Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin “Eyvah! dedim” ifadelerinin ihtiva ettiği mânâlar bu şekilde. Bediüzzaman’la birlikte aslında bütün bir millet bu gün, aynı ‘’Eyvah!’’ları çekmektedir.

Bu “Eyvah”ları dindirmenin çare-i yeganesi; Risale-i Nur Külliyatı’nda izahını bulan reçetelerin; eğitimden sağlığa, içişlerinden  dışişlerine kadar her alanda kendisine uygulama alanı bulmasından geçmektedir.’’5   

Bediüzzaman Said Nursî oldukça hacimli olan ‘’Risale-i Nur Külliyatı’’ isimli eserinde, ırk ayrımı gözetmeksizin Müslümanların birliği ve kardeşliği esasına dayanan İslam milliyetine ısrarla vurgu yapmaktadır.

Ki, bu düşünce tarzı onun bütün insanlığı kucaklayan engin bir fikir anlayışına sahip olduğunun bir göstergesidir. Eserlerinin bir çok yerinde bütünleştirici bir yaklaşımla insanları, kabilelere ve boylara ayırmadan İslam milliyetini öncelediğini görmekteyiz.

Öncelikle şu tesbiti yapmakta fayda mülahaza ediyoruz: Bediüzzaman’ın ilmî ve fikrî derinliği göz önünde bulundurulduğunda kesinlikle yalnızca yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde düşünen birisi olmadığını hemen fark ediyoruz.

Said Nursî uluslararası ölçekte düşünebilen; fikir ve düşünce sistematiği olarak tüm insanlığı kucaklayabilen saygın bir düşünürdür.

Bir sonraki yazımızda konuyu noktalayalım inşallah.

Dipnotlar: 1-Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, YAN, s.141. / 2-B.S.Nursi, Lem’alar, YAN, s.203. / 3-B.S.Nursi, Emirdağ Lahikası, YAN, s.403. / 4-a.g.e. / 5- Atilla Yılmaz, Sentezhaber.com, 8 Şubat 2012

Okunma Sayısı: 865
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı