"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman ve Elisabeth Kübler Ross

Aytekin COŞKUN
27 Mayıs 2018, Pazar
İnsan fıtrat üzeredir, “fıtrat yalan söylemez” ifadesini duymuşsunuzdur. Fıtrat lehine, insanı doğru tahlil yaptığınızda karşınıza ‘’İslâm modeli’’ bir şahsın görüntüsü çıkar.

Elizabeth Kübler Ross (1926-2004) yaradılışa yani fıtrata yakın bir psikiyatristtir. Ölümcül hastalıklara maruz kalan hastaların hayat yolculuklarında ve hastalıkla olan ilişkileri üzerinden üzüntünün aşamalarını gösteren bir model tanımlamıştır. Bu modele göre sıralama şu şekildedir:

1- Şok hali-İnkâr 

2- Öfke 

3- Pazarlık 

4- Umutsuzluk, depresyon 

5- Alışma, kabullenme

Ölümcül bir hastalığa yakalanan insanlarda hastalığın ilk tanı ve teşhisinde farkındalık oluştuğu zaman kişinin vermiş olduğu tepkileri gözden geçirmiştir. Kişinin hastalığını ilk duyduğunda ilk tepkisi şok hali yaşamasıdır. İkinci sırada ise şoktan çıkan kişinin öfke epizodları (neden ben sorusuna karşılık) olmuştur. Üçüncü olarak ise şok ve öfkenin hemen peşinde pazarlık yapma dönemi başlamıştır. Dördüncü olarak bütün bu ani gelişen ve kişiyi belirsizliğe doğru iten bu süreçte depresyon dönemi ve kişiyi bu kısır-döngü içine hapsetmesi başlamıştır. Son olarak ise bu süreçte artık takatin bitmesi ve yaşanan olayların geri dönmesinin erken dönemde olmayacağı görülmüştür. Artık sürecin kabullenme ile sonlandırılmasının başarılması tepkisi başlar, diye bitirir.

Bediüzzaman’ın eserlerinden “Hastalar Risalesi” temel alınarak bakıldığında, Elisabeth Ross’un ise “Yaşam Felsefesi” eserleri ele alındıklarında, birbirlerinden farklı zaman diliminde yaşamış olmalarına rağmen, fıtratı analiz etme noktasında kesişmişlerdir. 

Fıtratı doğru okumanın asıl olduğunu bizlere göstermişlerdir. Bediüzzaman daha da ileriyi görerek bu kaostan nasıl çıkılacağını da göstermiştir.

Evet, Bediüzzaman eserlerinde aynı sırayı hemen hemen tarif etmiştir. Özellikle hastalığın ilk teşhis ve tanısı sonrası kişinin bunu ilk öğrendiğinde aynı Elisabeth Ross tarafından da yakalanmış olan ‘şok hali’ tablosu içinde görmüştür. Hastalar Risalesi’nin ilk devasında “Ey biçare hasta” demektedir, yani çaresizliğe düşmüş hali. Bu insanın, karşılaşmak istemeyeceği gerçeği reddediş halidir. İnsanın hastalığa yakalandığında Yaradan tarafından yapılan bu tasarruftan şikâyet değil, tahammüle mecbur olduğunu, hastalığın şiddetlendiğinde “Yâ Sabır” diyerek sabrı tavsiye ettiği bilinmektedir. Ancak şok tablosuna, sabır ile mukavemet edilebileceğini haber vermiştir. (Lem’alar, s. 478)

Hastalığın ilk teşhis edildiği safhada şikâyetten ziyade sabır gerektiğini söylemiştir. Hastalığın tabiî seyrinde, yaşanılan tepkinin, varlığımızın sebebi olan, imanı öğrenme yolunda bir tetikleme yaptığını, İman-ı Billah’ın, Marifetullah’ın, Muhabbetullah’ın ve bunların ardından alınan lezzeti ruhaniye ile tarif edilen imanın basamaklarının devreye girdiğini ifade etmektedir. Hastalığın, imanla insanın âhiretini geri kazandırdığını, daha ziyade terakki ettirdiğini ifade ederek bunun önemini dikkate vermiştir. (Lem’alar s. 478)

İlk şokun ardından gelişen mekanizma ise, ‘’Neden ben’’ sorusunun karşılığı ciddî bir öfke tuzağına yakalanmaktır. Bu tuzağın ağır seyretmesi, kısa ya da uzun olması yine birinci şıktaki imanla belirlenir. Tevhid inancı ile teslimiyetin burada devreye girdiğini ifade etmiştir. Dikkat edin, fıtratı ortaya koymaya çalışmıştır. Öfke patlaması her hasta tarafından yaşanabilir, bir anlamda da tolere edilebilir, ama bunun zamana yayılma süreci önem kazanmaktadır. Eğer uzun zaman dilimine yayılırsa teslimiyet noktasında kişinin kendini sorgulaması ve yeniden tevhid inancındaki almış olduğu yaraları gözden geçirmesi gerekmektedir. Teslimiyette sıkıntı oluşursa, hastalığın nasıl atlatılacağı noktasında hekimle, eşiyle, çocuklarıyla, işiyle, iş arkadaşlarıyla, yakın çevresiyle ve sosyal hayatı üzerindeki pazarlıklar başlıyor olması önemlidir.

Tevekkülün devreye girmesi gerekirken giremiyor ya da geç devreye giriyorsa depresyon gündeme oturur. Kişinin bu süreçte iman cetvelindeki artı-eksiye göre depresyon atakları başlamış olur. Tevekkülün etkisinin ortaya çıkması ve ön kabulün oluşması ile birlikte depresyon sıklığı azalır, depresyondan çıkma periyodu başlar. Elisabeth Kübler Ross’un da bunu net olarak ortaya koymasındaki asıl sebep ‘’İnsanı fıtratına yakın plandan’’ bakıp onu okuyabilmesidir.

Kabullenme ile beraber, hastalıkla birlikte beraberce yolculuğu başlamış, hastalığı bir arkadaş olarak görmüş, onunla barışık halde tekrar hayata tutunmuştur. Kişi İslâm metodu içinde bulunmasa ve yaşamasa bile, ‘fıtrat üzere’ onu okumaya başladığınızda, doğru okuduğunuzda ve doğru tahlil ettiğinizde karşınıza ‘’İslâm fıtratı” çıkacaktır. “Tanıdığım en güzel insanlar, yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır’’ diyen Elisabeth Kübler Ross, aslında kaderin çizdiği değişik oyunların insanı tam dibe, insanı tam çıkmaza, insanı tam acz ve fakrını ortaya koyduğunda yeniden doğuş sürecinin farkında olmadan imanın etkisi ile olduğunu keşfetmiş, ‘’İnsanın hayata karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar’’ der Elisabeth Kübler Ross.

‘’Vücudunu mu’cidine feda et, mukabilinde büyük bir fiyat bulacaksın’’ derken, aslında “Fıtratına geri dön, kurtuluş fıtrattadır” der Bediüzzaman.

“Adına hayat denilen bu zaman sürecinde hepimizin öğrenilecek dersleri vardır. Bu, özellikle ölümle burun buruna gelindiğinde daha belirgin bir hale gelir. Ölüme hazırlanan kişi hayatının son anlarında çok şeyler öğrenir ve genellikle bu öğrenilenleri uygulamak için artık çok geç olmuştur. 1995’te Arizona Çölü’ne taşındıktan sonra, Anneler Günü’nde beni felçli bırakan bir rahatsızlıkla karşılaştım. Sonraki birkaç yılı ölümün eşiğinde geçirdim. Zaman zaman ölümün birkaç hafta içerisinde kapımı çalacağını düşündüm. Pek çok defalar hayal kırıklığına uğradım, çünkü ölüme hazırlanmıştım. Fakat ölmedim, çünkü halen hayatın derslerini öğreniyorum, son derslerimi. Bu dersler hayatlarımız hakkındaki nihaî gerçeklerdir; hayatın kendi gizemleridir. Bir kitap daha yazmayı istedim; fakat bu kez ölüm ve ölmek üzerine değil, hayat ve yaşamak üzerine’’ diyor Elizabeth Kübler Ross.

Bediüzzaman da aynı sıralamayı görüp her sıralamayı en kısa sürede geçirmenin metodlarını sunmuştur. Elizabeth, seyri görmüş insanın bu tabiî süreçleri yavaş yavaş atlatışını gözlemlemiştir. Ve bu beş aşama her insanda farklı zaman dilimlerinde gelişir ve tamamlanır. Bediüzzaman ise bu beş aşamanın en kısa sürede atlatılarak sonlandırılmasının yolunu göstermiştir. Ve Risale-i Nur eserleri ile imanı, tevhidi, teslimi, tevekkülü, kâinatta var olmanın sırlarını anlaşılır bir dilde fıtrat adına ortaya koymuştur. Bize düşen bunları alıp hayatımıza tatbik edebilmektir. Selâm ve duâ ile.

Okunma Sayısı: 3657
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı