"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nurculukla Mücadele Komitesi

12 Ağustos 2018, Pazar 00:04
Nurculuğu bitirmek için, ilmî şekilde onu çürütmek, nazardan düşürmek, tesirini kırmak, gelişmesini önlemek bakımından diyanetten, ilâhiyat fakültesi elemanlarından meydana gelen bir heyet teşekkül ettirildi. Buna Nurculukla Mücadele Komitesi ismi verildi.

Nur hizmetini daha yakından tanıma ve Türkiye’nin son elli, elli beş yılını Nurculuk perspektifinden değerlendirmek için

GÜNDÜZALP’İN MEŞVERET HEYETİ İDEALİ

Ve Zübeyir Ağabey bu hizmeti ve esaslarını yeni baştan düzenleyerek şekillendirdi. Dâvânın ulviyet ve kudsiyetini yeni baştan daha berrak bir şekilde ortaya koyarak Nur hizmetini rayına oturttu. Ağabeyler de zaten Zübeyir Ağabeye, Üstadın ona gösterdiği özel ilgiden, yakın hizmetinde bulundurmasından dolayı hürmet ve saygı gösteriyorlardı.

Bu arada Zübeyir Ağabeyin arzularından ilk sırada yer alanı, bir şahs-ı manevî teşekkül ettirmekti. Üstadın hizmetkârlarını lâzım oldukça çağırır, meşveretini yapar, hizmete devam ederdi. 

Biz de şöyle çalışırdık: Zübeyir Ağabeye hepimizin hürmet ve saygısı olduğu için, kendi aramızda meşveret yapsak dahi her kararımızı ona götürürdük. Düzeltir, tamamen iptal eder ya da onaylardı. Biz de onun direktiflerine harfiyyen uyardık. Hizmetin en küçük işlerini dahi takip ederdi.

Burada Tahirî Ağabeyle ilgili ilk  izlenimimi kısaca kaydetmek isterim: Tahirî Ağabeyi ilk gördüğüm zaman, Isparta’dan Süleymaniye’ye yeni gelmişti. Onu görünce çok etkilenmiştim. Hiç unutamam; sakallı, nuranî bir yüz. Gür kaşları, cübbe ve sarığı ile bana çok heybetli gelmişti. Üstadın onun hakkında, “Tahirî bir velidir. Fakat kendisi bilmiyor” sözleri ile zihnimdeki o çehre tam tamına örtüşüyordu. Gerçekten bir velinin siması vardı Tahirî Ağabeyde. Allah rahmet eylesin.

BASIN-YAYIN İHTİYACI

27 Mayıs 1960  İhtilâlinden sonra Nurculuğu ortadan kaldırmaya yönelik “komite” çalışmalarına girmişti, devlet gücünü elinde tutan malûm zihniyet.

O zamanın şartlarında Zübeyir Ağabeyin gayretleriyle İstanbul’da hizmet oturmuştu. Ağabeylerle olan münasebet sağlanmıştı. 

27 Mayıs önemli ve büyük bir olaydı: İslâmî gelişmenin önü tıkanmış, İslâm, ihtilâlcilere göre âdeta devreden çıkarılmış, tahrip edilmiş, Müslümanlar darbe yemiş, susturulmuştu.

 Buna karşı, gizli gizli bir şeyler yapılmaya çalışılıyordu. Açıktan çalışanlar ise yine Nur Talebeleriydi.

 Üstad ve talebeleri 1950 öncesinde de susturulamamıştı. Eskişehir, Denizli, Afyon gibi illerde geniş tutuklamalar yapılmış, ama Risale-i Nur’un tarzı o zaman Üstadımızın ifadesiyle “sırran tenevveret,” yani “alttan altta gelişme” şeklinde hizmetler yaygınlaşmıştı. Yani hizmet sağlam bir zemine oturtulmuştu. Yine Üstad kendisi de bu gerçeği, “Risale-i Nur artık Anadolu’nun bağrına kök salmıştır. Hiçbir kuvvet onu söküp atamaz” mealinde ifade etmişti.

 Bu, gerçeğin tâ kendisi idi. Çoğunluğun sandığı gibi manevî bir kuvvet vermek, gayretleri takviye etmek amacıyla söylenmiş bir şey değildi. Üstad, Risale-i Nur’un kök saldığını ve yayıldığını hakkalyakin gördüğü için öyle söylüyordu.

Nitekim bu gün bu gerçek daha belirgin olarak gözlemlenebilmektedir.

DEHŞETLİ BİR KOMİTE

O günün şartlarına göre, Risale-i Nur, gerçekten ciddî bir yapılanma halinde hizmetlerin temel taşıydı. Meselâ, 1960’dan sonra zaten sıkıntılar meydana gelmişti. Tevkifler olmuş, baskılar yapılıyordu. Bu arada da Nurculuğu bitirmek için, ilmî  şekilde onu çürütmek, nazardan düşürmek, tesirini kırmak, gelişmesini önlemek bakımından diyanetten, ilâhiyat fakültesi elemanlarından meydana gelen bir heyet teşekkül ettirildi. Buna Nurculukla Mücadele Komitesi ismi verildi.

Bu komitede yer  alanlar, gerek yayın yoluyla, gerekse Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, merkezî bölgeler ve askerî kışlalar dahil, konferanslar düzenliyorlardı. Bu konferanslarda özellikle Nurculuk üzerinde duruyorlardı.

Bu komitede, Diyanet  İşleri Başkan Yardımcısı Sadettin Evrin (paşa), Altındağ Müftüsü Turan Dursun K. -sonraları irtidat etti- Neşet  Çağatay, Agâh Çubukçu, Neda Armaner, Bahriye Üçok, gibi isimler vardı. Zihnimde kesin olarak kalan isimler bunlardı. Şimdi hatırlayamadığım başka isimler de yer almıştı bu komitede.

Bunlar Türkiye’yi geziyorlar, Risale-i Nur’un aleyhinde konferanslar veriyorlardı. Biz de buna karşı mektuplar, broşürler yoluyla mücadele ediyorduk. Gerektiğinde konferanslarını sabote ederek, onlara mukabele etmeye çalışıyorduk. Sıkıyönetim kapatmadan, Ankara’da çıkan İhlâs da aynı mücadelede yer alıyordu. Konya’da Mustafa Kırıkçı da, “Bediüzzaman” isimli bir haftalık dergi çıkarıyordu. (Tam tarihini hatırlamıyorum. Daha sonra, Üstad Hazretleri ile özdeşleşen Bediüzzaman isminin bir dergiye verilmesine, hizmet adına itiraz edildi ve derginin ismi “Bediülbeyan” olarak değiştirildi.)

YARIN: Kim bu adamlar?

FOTOĞRAF: YENİ ASYA-ARŞİV

Okunma Sayısı: 3205
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı