"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

O kanuna geçit vermedik

22 Ağustos 2018, Çarşamba
Bekir Ağabey, Mustafa Polat ve bütün yazar-çizerlerimiz İttihad gazetesinde, “Anayasa Nizamını Koruma Kanunu” adı altında ne gibi yasakların getirilmek istendiğini işlediler. Muhtevasını ortaya koydular. Müslümanların ne gibi zararlar görebileceğini açıkladılar. Bu mücadeleyi temsilen, “Müslümanlarla kızıllar bir tutulamaz” sloganını kullandık.

Nur hizmetini daha yakından tanıma ve Türkiye’nin son elli, elli beş yılını Nurculuk perspektifinden değerlendirmek için...

***

Yeri gelmişken, 1965 seçimleri sırasında yaşanan, konu ile ilgili bir anekdota burada yer vermek istiyorum:

AP’lilere basın da dâhil çeşitli yollarla, “Bunlar demokrat, vatan haini, yobaz, gerici” diyerek  saldırılıyordu. İnönü ise daha da ileri giderek bizatihi Demirel için, “Said Nursi’nin halifesi” diyordu.

İnönü bu sözü söyleyince, biz merakla Demirel’in vereceği cevabı bekliyorduk. Çünkü, “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” kabilinden bir durum söz konusu idi. Çünkü seçim öncesi. “Halifesiyim!” dese ortalık ayağa kalkacak. “Değilim!” dese, belki Nur Talebelerinin, Müslümanların canı sıkılacak.

Demirel, bunu soran gazetecilere aynen şu cevabı verdi: “İnönü zırvalamış!” Aynen bu tabirle verdiği cevap onun kıvrak zekâsının ürünü susturucu bir cümle idi. Ertesi gün gazeteler, “Demirel, İnönü’ye ‘Zırvaladı!’ dedi” manşetleri ile çıktı.

Anayasa Nizamını Koruma Kanun Tasarısı meselesine tekrar dönecek olursak:

İşte böyle bir hava içinde Demirel tasarıyı kanunlaştırma zorunda olduklarını söylüyor, “Bu tasarıyı kanunlaştırmak mecburiyetindeyiz. Bunu ordu istiyor, asker istiyor. Bizim de onlara karşı gelecek durumumuz yok” diyordu.

Bekir Ağabey  şu cevabı verdi: “Madem Türkiye’de, kısmî de olsa demokrasi var. Biz de çalışarak size bu tasarıyı kanunlaştırma imkânı vermeyeceğiz” dedi.

Demirel, “Vallahi Bekir Bey! O sizin bileceğiniz bir şey”diye cevapladı.

Bu görüşme sonrasında, biz çalışmaya başladık. Bu arada da İttihad gazetesi yayınına başlamıştı. İlk  iş olarak, Bekir Ağabey, Mustafa Polat ve bütün yazar-çizerlerimiz İttihad gazetesinde, “Anayasa  Nizamını Koruma  Kanunu” adı altında ne gibi yasakların getirilmek istendiğini işlediler. Muhtevasını ortaya koydular. Müslümanların ne gibi zararlar görebileceğini açıkladılar. Bu mücadeleyi temsilen, “Müslümanlarla kızıllar bir tutulamaz” sloganını kullandık.

O BROŞÜR

Daha sonra, İttihad gazetesinde çıkan, konuyla ilgili yazıları broşür haline getirdik. Broşüre, “Müslümanlarla Kızıllar Bir Tutulamaz” ismini koyduk. Bu broşürü yüz binlerce adet dağıttık.

 İkinci olarak önemle üzerinde durduğumuz etkinlik, AP teşkilâtları ile çok yakından ilgilenmek oldu. Onları, “Bakın biz de Adalet Partisine oy verdik; ama partinin çıkarmaya çalıştığı bu kanunun ne kadar zararlı olduğu konusunda hiç bilginiz var mı? Şu şu mahzurları taşıyan bu kanunun çıkarılmasına sessiz mi kalacaksınız?” diye harekete geçirmeye çalıştık.

Bu gayretlerimiz meyve vermeye başlamıştı. Teşkilâtlar ne yapmaları gerektiği konusunda bizden yardım istiyorlardı. Biz de, “Teşkilât olarak tepkinizi gösterin. Heyetler halinde parti merkezine  gidin, idarecileri uyarın. Telgraflar çekin. Protesto edin” diye yol gösteriyorduk.

Günümüzde artık iyice etkili olmaya başlayan, tam bir “sivil toplum hareketi” gibi davranıyorduk. Kendimiz harekete geçtiğimiz gibi, toplumun birçok kesimini de harekete geçmeleri yolunda uyarıyor, teşvik ediyor, onlara yardımcı oluyorduk:  “Mektup  yazın, telgraf  çekin ve mahallinizin milletvekilleriyle ilgilenin. Onları bilgilendirin. Böyle bir kanunun çıkmaması için gereken her meşru, demokratik yolu deneyin” diyorduk. Hakikaten biz hiç hilâfı yok, Türkiye’yi harekete geçirdik ve ayağa kaldırdık.

“Siz bu kanuna nasıl oy verirsiniz?”

Hatta bir kaç defasında gençleri, üniversite talebelerini, esnafı meclise taşıdık.

Bunlardan birinde idi. Kalabalık bir grup halinde meclise gittik. Milletvekilleriyle irtibat kurduğumuz için onlar bizi kulise aldılar. Kuliste Halk Partili, Adalet Partili hangi milletvekilini görsek, “Siz bu kanuna nasıl oy verirsiniz?” diyorduk. Onları harekete geçmeleri için zorluyorduk. Çünkü taslak Genel Kurula inmişti; zaman daralmıştı.

Bizi Adalet Partisi grup salonunda topladılar. Hafızamda yanlış kalmadıysa, Milli Eğitim Bakanı Ali Nail Erdem bir konuşma yaptı. Bir-iki konuşma daha yapıldı. Konuşmalar, tasarının sakıncası olmadığı, bizim ifade ettiğimiz kadar vahim bir durumdan bahsedilemeyeceği yönünde idi. Ben de o zaman arkadaşların sözcüsü olarak cevap verdim. Taslağın muhtevasını bilmediklerini söyleyerek, onlara broşürden ve muhtevasından bahsettim. Söz konusu gerekçelerle bu tasarının kanunlaşmasının sakıncalarını anlattım ve “Bu kanun çıkmamalı” diye kararlılığımızı vurguladım.

Grup yöneticileri, “Siz şimdi gidin. Merak etmeyin, bu kanun kolay kolay çıkmaz” diyerek bizi ferahlatmak istedilerse de, “Biz çalışmalarımıza devam edeceğiz. İşin peşini bırakmayacağız” dedik.

O dönemde Nurculuk davaları, özellikle Bekir Ağabeyi ve tabiî ki bizleri de çok meşgul ediyordu. Dolayısıyla Bekir Ağabey genellikle Anadolu’da birçok yerde davalar dolayısıyla mahkemelerde savunma yapıyordu.

Bekir Ağabey, tedbirli bir insandı. Yazıhanesi Çarşıkapı’daydı. Gittiği yerler hakkında her türlü bilgiyi liste halinde yazıhanesine bırakır giderdi. Hangi gün, nerede olacağını, nasıl irtibat kurulacağını bize bildirirdi. Mümkün olduğu ölçüde telefonlu yerde kalmaya çalışırdı. Otelde kalırsa telefonunu bildirirdi. Dolayısıyla biz âni ihtiyaç durumunda Bekir Ağabeye hemen ulaşabilirdik. Zaten her akşam kendisi de mutlaka bizi arardı.

“Mehmet Bey, nasılsınız?”

O gün yazıhanede sadece ben vardım. Geceydi, saat yedisekiz civarıydı (sekizi geçiyor da olabilir). Telefon çaldı. Bir hanım sesi, “Bekir Berk var mı?”  diye sordu.

“Yok. Yardımcı olabilir miyim, kim arıyor?” dedim. “Sayın Başbakanımız arıyor” dedi. “Ben Mehmet Kutlular. Eğer arzu ederlerse görüşebilirim”diyerek muhatap olabileceğimi belirttim.

“Tabiî” dedi, sekreter. Bir müddet sonra, “Mehmet Bey nasılsınız?” diye Demirel’in sesini duydum, ahizeden.

“İyiyim teşekkür ederim” cevabı ve bir iki hal hatır cümlesinden sonra, “Bekir Bey nerede?” dedi. “Efendim, Bekir Bey bugün Erzurum’da” diye cevapladım.

“Muhakkak Bekir Beyle görüşmem lâzım. Yarın saat ikide sizi Kavaklıdere’deki evimde bekliyorum. Lütfen Bekir Beye ulaşabilirseniz bunu haber verin” dedi ve kapattı telefonu.

Fotoğraf: Yeni Asya - Arşiv

YARIN: Sivil toplumun gücünü gösterdik

Okunma Sayısı: 1756
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı