"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Risale okuyor, Nurculuk yapıyor”

03 Ağustos 2018, Cuma 01:00
Yer değişikliği ile malâyani şeylerin içinde bulunmaktan kurtulmuştum, ama tartışmalar yine devam ediyordu. Nurculuk meselesi, yine ortalığı karıştırmıştı. Bu sefer beni şikâyet etmişlerdi, “Risale okuyor, Nurculuk yapıyor” diye.

Tümen binasına yeni ek bina yapılıyordu. Onu kastederek, “Ben sana göstereceğim. Şu tümen binasında sırtınla taş taşıttıracağım” dedi.

“Zevkle yaparım, razıyım” diye cevap verince, artık dayanamadı, asker usûlü beni kovdu.

İki gün boyunca hiç ses çıkmadı. Üçüncü gün anonsla çağırttı. Yanına girdim, usûlünce selâmladım. Yüzünden rahatladığı anlaşılıyordu:

“Gel gel hoca, gel! Sana güzel bir iş buldum” dedi. “Sağ olun teşekkür ederim komutanım” dedim. Bulduğu iş, şifre odasında nöbet tutmaktı.

Tümen, askerî haberleşmenin merkezi olduğu için bir şifre odası vardı.  Kapısında nöbet tutuluyordu.  Nöbet mesai bitiminden sonra başlıyordu. Bu durumda mesai bitiminden sonra bir saat ve genel nöbetten mesai başlangıcına kadar da bir buçuk saat, toplam iki  buçuk saat ve nöbet için güvenilir birine ihtiyaç vardı. İşte bu biri ben olacaktım. Binbaşı, “Güvenilir adama ihtiyaç var. Sana güvenilir” dedi. “Ben üsteğmene söyledim; sana gece nöbeti de yazmayacak” dedi.

BİZ FARK EDEMİYORUZ BİLE

Hakikaten bu, benim için büyük bir rahmet oldu. Geceleri, rahatça dışarıya çıkabiliyordum. Sabahları ise gizlice içeriye girebiliyorduk arkadaşlarla. Bu zamanı, yoğun bir şekilde Risale-i Nur okuyarak değerlendiriyordum.

Gerçi çarşı iznini kullanırken bile inzibatların şerrinden çekinirdik. Yani birliğe giriş-çıkışım o kadar kolay da olmazdı. Ama çocukluktan edindiğim, “atlatma” becerim sayesinde inzibatlar, bir süre sonra problem olmaktan çıktı. Bu atlatma meselesi Hakkı Efendinin bile dikkatini çekmişti. “Yahu nasıl cin gibi görüyorsun adamları? Biz fark edemiyoruz bile” derdi.

Sürekli inzibata yakalanma endişesi taşıdığım için, gözlerim etrafta hep onları arardı. Kimse fark edemeden, ben onları çoktan görmüş ve ortadan kaybolmuş olurdum. Beraber olduklarım bir de bakarlardı ki, Asker Mehmet kaybolmuş. (Asker Mehmet Manisa’da çevremin bana taktığı isimdi.) İnzibatları görünce durumu anlarlardı. Yani çocukluk yıllarında geliştirdiğim alışkanlığım askerliğe de faydası olmuştu.

NURCULUK TARTIŞMALARI BİTMEDİ

Bu yer değişikliği ile malâyani şeylerin içinde bulunmaktan kurtulmuştum, ama tartışmalar yine devam ediyordu.

Kurmay Başkanı Albay Orhan Süersan’ın bir hizmet eri vardı. Soyadını hatırlayamadığım, Mehmet isimli bu arkadaş Eskişehirliydi. Namazını kılıyor, Risale de okuyordu. Tarikat ehli idi. İyi bir arkadaşlık kurmuştuk. Risale okuyor, Nurculuk yapıyorduk, olabildiği kadarıyla...

Nurculuk meselesi, yine ortalığı karıştırmıştı. Bu sefer beni şikâyet etmişlerdi, “Risale okuyor, Nurculuk yapıyor” diye.

Bizi çağırdılar. Tümgeneral Kemal Akkurt ve Albay Orhan Süersan’ın huzuruna çıktık. Nasihat  ettiler, “Şu Nurculuk, Said Nursî şöyle kötü adamdır, böyle adamdır. Bu kitapları okumayın” diye.

Ben de pervasız  bir şekilde, “Sağ olun, teşekkür ederim komutanım; ama bu dediklerinizi bize ispat etmeniz lâzım. Yanlışları, eserlerinde göstermeniz lâzım. Yoksa bunları okumaya devam edeceğiz” dedim.

“Peki! Getirin bakalım şu kitapları” diyerek, bizden Risaleleri istediler. Benim canıma minnet! Hemen Külliyatı onlara verdim. “On beş gün sonra bu adamın ne kadar yanlışı var, kötülüğü varsa sana göstereceğiz” dediler.

KOMUTANIN KORKUSU

On beş gün sonra bizi çağırdılar. Yine aynı şeyleri söylüyorlardı: “Kat’iyen bu eserleri okumayın.” Yani, tekrar başa dönmüştük. Zaten Risaleleri okuduklarını da sanmıyordum.

“Komutanım! Söz vermiştiniz. İnceledikten sonra, bize yasaklama gerekçenizi söyleyecektiniz!” dedim.

Bu defa taktik değiştirdiler. “Biz sizin komutanlarınızız. Bize güvenmiyor  musunuz?” diyerek duygularımızı tahrik etmeye çalıştılar.

“İlim ayrı, güvenmek ayrı” diye cevap verdim. Tabiî Tümgeneral çok kızdı, hiddetlendi, ama eserleri geri verdi.

Aradan üç gün geçmedi, bizi Doğukışla’ya sürdüler. O arada Tümen Kurmay  Başkanı Albay Orhan Süersan (Emekli olduktan sonra AP’den Manisa senatörü seçildi.), “Aman evlâdım! Beni de sıkıntıya sokmayın” diye, âdeta yalvarıyordu. Meğer emir eri Mehmet Risaleleri onun evinde bulunduruyormuş. Albay ölesiye korkuyordu:  “Mahvedeceksin beni evlâdım, çabuk gidip al onları” dedi. Mehmet de hemen gitmiş evden çıkarmış kitapları.

ASKERLİK ORDUYU TANITTI

Doğukışla’da bir mescid yeri vardı; ama başka bir maksatla kullanılıyordu; depo olarak. İçeride mescidin eşyaları da vardı. Mescidi aslî  görevini yerine getirir, yani namaz kılınır hale getirmek için mücadeleye başladık biz.

Ramiz Çeliker diye Sivaslı, kıdemli bir yüzbaşımız vardı. Milliyetçi ve dindar görünüyordu. Ona, “Komutanım! Siz de yardımcı olun da, şu mescidi ihya edelim” teklifini götürdüm. Yüzbaşının verdiği cevap, klasik bir ordu mensubundan duyacağınız şeylerdi: “Evlâdım! Benim ‘kıdemli’ olmamın sebebi böyle şeylere bulaşmamamdır. Sen şimdi bana şunu teklif etsen, ‘Komutanım! Şuraya bir kilise yapalım’ diye; hay hay yardımcı olurum. Bir de terfi ederim, ama cami meselesi dedin mi... Beni karıştırma bu işe.”

Fakat Cenâb-ı Hakk’ın izniyle o mücadelemizin askerlere çok faydası oldu. Mescid namaz kılınır hale geldi. Ayrıca Nurculuk meselesinde de ciddî sonuçlar alındığını görüyordum. Tabiî Cenâb-ı Hakk’ın korumasını, her an hissediyordum. 

Diyebilirim ki, askerlik hayatı, bana, devlet kurumlarını daha iyi tanıma imkânı verdi. Subay gazinosunda, garson olarak çalışmamın bunda büyük etkisi oldu. İç işleyişi, halka bakışı, dışarıdan fazla anlaşılamayan bazı yönlerini daha yakından görme imkânım oldu.

FOTOĞRAF: YENİ ASYA-ARŞİV

YARIN: Bu hakikatleri nasıl duyurmalı?

 

Okunma Sayısı: 2776
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı