"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Prof. Dr. A. Ziya Karakılçık’ın ardından... Can gardaşımızı ahirete yolcu ettik

Burhan Cebeci
03 Eylül 2017, Pazar
1994 yılında Şanlıurfa’ya gittiğimde ilk ve yakinen tanıdığım abilerden biriydi Ziya Abi.

Öğretim görevlisi olarak atandığım Harran Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nun kurucu müdürüydü ve yardımcı doçent kadrosundaydı. Okul yeni kurulduğu için çok az personel vardı, Ziya Hoca’nın dışında Askeri Küçükkaya Abi ve bir de bayan öğretim elemanı vardı, dördüncü olarak ben gelmiştim. Ziya Hoca sadece bizim okulun müdürü değildi, bir çok görevi de aynı anda yürütüyor, görevden kaçmıyor, sorunları söylüyor, ama asla şikâyet etmiyordu. Üniversite yeniydi, elbette her şey mükemmel olmayacak, sorunlar çıkacak ve bu sorunları çözmek için çok çalışmak gerekecekti. O da öyle yaptı; çok çalıştı verilen her görevi itiraz etmeden kabul etti ve Allah’ın izniyle üstesinden gelmeyi bildi. Fakat Ziya Abi nezih bir insandı, bir çok idareci gibi sorun çıktığında kızarak bağırıp çağırmak, acısını başkasından çıkarmak gibi bir âdeti yoktu. Sadece “can gardaşım bunu şöyle yapsak iyi olur” gibi tavsiyelerde bulunur, kırmadan dökmeden hal çaresine bakmaya çalışırdı.

Bu değerli insanla çok uzun çalışma fırsatı bulamadım, bir kaç ay sonra Ziya Hoca başka bir göreve atandı ve mesai arkadaşlığımız sona erdi, ama dostluğumuz, “can gardaşlığımız” asla bitmedi. Sık olmasa da bazı Cuma sohbetlerinde karşılaşıyor, onu gördüğümde mutlaka yanına gidip halini hatırını soruyordum. Çünkü onun insanı kendine çeken bir yanı vardı, konuştuğunda kelimeleri özenle seçer, daima gülümser ve üniversitedeki konumunu dersanede kullanmazdı. Yakinen tanımayan çoğu kişi onun profesör olduğunu bilmezdi, çünkü bildirmezdi, hissettirmezdi. Sade bir vatandaş olarak gelir, baş köşeye değil bir köşeye oturup sohbeti dinlerdi. Risale-i Nur’u iyi bilirdi, ama bir gün bile “ben de ders yapacağım, beni de kürsüye çıkarın” demedi, Sadece samimî bir dinleyici oldu. Her sohbete geldiğinde seyrek geldiği için takılırdım, bakın “Ziya Hocam gelmiş” derdim, gocunmadan gülerek karşılık verirdi, çünkü incinse de o kimseyi incitmezdi.

Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü yaparken akademik kariyerimde önümü açmak için şartları zorlayarak Halk Sağlığı alanında yüksek lisans açılmasını sağladı. Kadro gereği il dışındaki üniversitelere gidemeyen benim gibi bir çok arkadaşımız onun sayesinde master yapabildi. 28 Şubat döneminde o da herkes gibi sıkıntılar çekti, ama işini yapmaya devam etti. İdarecilerle takışmadı, sürtüşmedi iyi geçinmeye çalıştı, fakat bunu yaparken aslını inkâr etmedi, eğilip bükülmedi, onlardan görünmeye çalışmadı, hep olduğu gibi göründü. Bu tavrı sayesinde herkesten saygı gördü, herkesin güvendiği ve çalışabileceği bir isim oldu.

Ziya Hoca dünya malına asla tamah etmedi, lüks hayata hiç merakı olmadı. Kariyerinden dolayı Türkiye şartlarında çok iyi bir kazancı olmasına rağmen çok sade bir hayat sürdü. Elinden geldiği kadar herkese maddî manevî yardımda bulundu. Üç evlâdını Allah ve Resulünün (asm) yolunda vatana, millete hayırlı birer evlât olarak yetiştirmeye gayret etti. Büyük kızını ve tek oğlunu tıp fakültesinde okuttu, evlâtları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı. Ancak üzerine titrediği büyük kızı Hatice’nin hastalığı onu derinden sarstı, çok üzüldü, ama belli etmemeye çalıştı, acısını kendi içinde yaşamayı tercih etti. Fakat süreç onu çok yordu, kızını kaybedebileceği endişesi bedenine çok ağır geldi. Kendini iyi hissetmemiş olmalı ki, birkaç ay önce kalp muayenesine gitmiş, ama doktor kalbinde hiçbir sorun teşhis edememiş. Sonra bir gün evinde uzanırken, tıpta okuyan oğlu Şamil bir anormallik olduğunu fark ediyor, kontrol ettiğinde nefes alamadığını ve kalbinin durmuş olduğunu anlayıp hemen 112’yi arıyor ve komşuları olan doktora haber veriyor. Doktor ambulans gelene kadar kalp masajı yapıyor, ama kalbini çalıştırmayı başaramıyor. Ambulans geldiğinde hemen Araştırma Hastanesine sevk ediliyor, orada uzun uğraşlar sonunda kalbi tekrar çalıştırılıyor, ama kardiyoloji uzmanı umutsuz konuşuyor. Çünkü kalbinin ne kadar süreyle çalışmadığı, beyne ne kadar süre oksijen gitmediği belli değil. Bilinen en az 10 dakika boyunca kalbinin durmuş olduğu ki, bu süre çok ciddî beyin hasarına sebep olmak için yeterli, yani umutlar çok zayıf. Nitekim iki gün sonra 29 Ağustos 2017 Salı günü öğleden sonra saat 15:30 sıralarında kalbi bu kez tekrar atmayacak şekilde duruyor ve Cenâb-ı Allah bu mübarek kulunu kalp krizi bahanesiyle aramızdan alıp katına yükseltiyor.

Prof. Dr. Ali Ziya Karakılçık Hoca hiç beklenmedik bir anda ve genç denebilecek yaşta, 53 yaşında aramızdan ayrıldı. Onun vefatı bütün dostlarını yasa boğdu, hüzne gark etti. Hepimiz bir “can gardaşımızı” kaybetmenin acısını yaşıyorduk ve bunun bir rüya olduğunu düşünüyor, hâlâ ölmüş olabileceğine inanmak istemiyorduk. Herkesle beraberken metin görünüyordum, ama yalnız başıma kalınca bu o kadar kolay olmadı ve göz yaşlarımın ruhumu ıslatmasına daha fazla hâkim olamadım. İnsanın neseben yakını olmayan bir kişiye ağlaması çok tuhaf ve bunu herkes anlayamaz. Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin buyurduğu gibi aramızdaki yakınlık hakikî kardeşlik rabıtalarından kaynaklanıyordu. Ziya Ağabey hakikî bir Nur Talebesi olarak yaşadı, hep bununla iftihar etti, talebeliğin hakkını yeterince veremediğinden yakınıyor, ama elinden geleni yapıyordu. İstikametini hiç bozmadı, Risale-i Nur’un bir ferdi olarak bu fani dünyadaki vazifesini tamamladı ve ebedî âleme göç etti. Allah taksiratını affetsin, mekânı Cennet, kabri pür nur, ruhu şad olsun. Aminnnn...

Okunma Sayısı: 1861
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı