"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Peygamberimiz’in (asm) ahlâkı

Cahit ÖZPINAR
15 Eylül 2018, Cumartesi
Peygamber Efendimiz (asm) hizmetçisi Enes Hz. hatıralarını anlatırken şunları söyler:

Bir terzi Rasulullah’ı (asm) yemeğe dâvet etmişti. Ben Peygamberimizle (asm) beraber gittim. Eve girdiğimizde sofrayı hazır gördüm. Sofrada arpa ekmeği vardı. Ayrıca güneşte kurumuş bir tabakta çorba vardı. Rasulullah (asm) kabağı sevdiğinden onu yiyordu. Rasulullah’ın (asm) kabağı sevdiğini gördükten sonra, ben de kabağı sevmeye başladım. 

Hadis bilginleri derler ki: Enes’in anlattığı olaydan çıkan hükümler şunlardır:

1- İnsan kendinden aşağı görünüşte olanların dâvetine icap etmelidir. Peygamberimiz (asm) sıradan bir terzinin dâvetine icabet buyurmuştur.

2- Dâvetlilere efendi hizmetçi ile, işveren de işçisiyle gidebilir. Yemeğe birlikte oturabilirler. Nitekim Efendimiz (asm) hizmetçisi Enes ile gitmiş sofraya onunla oturmuştur.

Yeter ki bu kimsenin münasip terbiyeyi almış, adabı muaşereti yani görgü kurallarını bilmiş olsunlar. Göze batıcı görgüsüzlükten uzak kalsınlar gösterişten ve kendini beğenmişlik duygusundan arınmış olsunlar. Enes’in anlattığı diğer anılardan da anlaşılıyor ki, Peygamberimiz (asm) ümmeti içinde asla sınıf meydana getirmez. Herhangi bir sınıfın da tarafını tutmazdı. O her işçisinin hem de işverenin, hem efendinin hem de hizmetçinin taraflısıydı. Herkesi kucaklar kimseyi etnik kökeninden dolayı ayırmaz, hem alıcının, hem de satıcının yanında olurdu.

“Çalıştırdığınız insana hakkını hemen veriniz” Emrederken şu meşhur hadisini de irad buyurmuştur:

“İşçiye alnının teri kurumadan hakkını veriniz” diye emretmiştir. 

Yine bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:

“Aldatan bizden değildir.” Aldatan kim olursa olsun, ister işçi ister işveren olsun her ikisi de aldatmaya yönelmemelidir. İşçi işinde doğru çalışmalı, hileye ve kaytarmaya sapmamalıdır. İşveren de işçinin hakkını tam vermeli, aldatma yoluna gitmemelidir.

Hangisi aldatırsa kuşkusuz ki o, Peygamberimiz’in (asm) Sünneti Seniyyesine uygun hareket etmemektedir. Çağrıldığı dâvete işçisiyle giden insanlar, kendi evindeki yemeklerine hizmetçisiyle birlikte oturan giydiği elbisenin kumaşını hizmetçisiyle ortadan bölüp, aynı kumaştan giyen Peygamberimiz (asm) insanı işiyle mesleğiyle veya sahip olduğu imkânı ile ayırmazdı. Bunları değerlilik işareti saymazdı. O’nun değer ölçüsü, ferdin dindarlığı, Allah’a itaati, Sünneti Seniyyeye bağlılığı idi. İnsanı bununla değerlendirir bu vasıfları ile tercihte bulunurdu. 

Nitekim Yüce Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“Sizin en değerliniz, Allah’tan en çok korkanızdır”. diye Zat-ı Zülcelâl Hazretleri bütün insanlığa ferman buyurmaktadır.

Yoksul ve az gelirliye bakmayan toplumlar zaten Sünneti Seniyye anlayışına göre uygun hareket etmeyen topluluklardır. Bunlar cemiyetin yüz karasıdırlar. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz (asm), kendisi de bir fiil o fakirlerin hayatını yaşamış, eline bol imkân geçtiğin de israf etmemiştir. 

O’nun (asm) hayatını anlatırken Hz. Aişe validemiz aynen şu ifadeyi kullanmıştır:

- Bazı sabahları gelir, yiyecek var mı? diye sorar yok deyince, öyle ise ben de oruca niyet ediyorum derdi.

Başka bir delile ihtiyaç var mı acaba?

Okunma Sayısı: 541
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı