"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman hep doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruları göstermiştir

Caner KUTLU
12 Nisan 2018, Perşembe
Evrenselleşmek, Medenîleşmek, Cemaatleşmek... -19-

Batı’nın iki harb-i Umumî ile yaşadığı (ve insanlığa yaşattığı) çatışmalar bu kez “hakikat sorunu” olarak kendini kilitlemiş görünüyor. Gerçeküstücülük, postmodernite ve nihayet hakikat sonrası aslında “hakikat” karşısındaki acizliği ortaya koyuyor. Peki, hakikat nedir? Hakikat karşısında Batı medeniyetinin problemi nedir? Hakikat bir “problem” midir? Asya’nın bahtını kilitleyen “aletler” nedir; açacak olan “anahtarlar” nerededir? Bütünleşme, birleşme nasıl olacaktır? İşte bütün mesele budur. Dâryûş Şâyegân’ın Batı Karşısında Asya’da belirlediği gibi: “... Çünkü diyalog, zihinsel bir bağlantıyı ve ortaya konan olgulara karşı bir görüş mesafesi almayı gerektirir; hâlbuki çok zaman yargıyı bağnazlıkla eleştiriyi küfürle karıştıran duygusal hâllerimiz, düşünce çatışmasının derhâl bir meslekî ve şahsî yön kazanmasına, keskin duyguların her yandan kışkırtılmasına ve şiddetli bir savaş çıkmasına sebep olmaktadır”. Bediüzzaman “deha” dediği Batı “gerçekçiliği” ile “hüdâ” olan Doğu “hakikat”ini karşılaştırır. Buradaki ilişkiler, benzeşmeler, ayrımlar.. ve bunların işlenmesi Risalelerde birinci Avrupa ile ikinci Avrupa çözümlemeleri içindeki bir fikrî alanda ele alınıyor. Temelde akıl ile kalp değil; kalbin içinde akıl, aklın içinde kalp, ama hepsi bütünlükle ifade eden derinlikli bir tahlile bağlı kılıyor. Bunlar gele gele şahısta ve gündelik hayatında suret buluyor. O halde hedefi doğru belirlemek gerekir: “Biliniz ki: Bizim muradımız medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki; ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklid edip malımızı harab ettiler. Ve dini rüşvet verip, dünyayı da kazanamadılar. Medeniyetin günahları iyiliklerine galebe edip seyyiatı hasenatına racih gelmekle, beşer iki harb-i umumî ile iki dehşetli tokat yiyip, o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşâallah istikbaldeki İslâmiyet’in kuvveti ile medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.” (Hutbe-i Şamiye)

Hanioğlu’na göre “gerçeklik sonrası” toplumunda “alternatif gerçek oluşturma” çerçevesinde “olguların reddedilmesi” dahi olağanlaşmıştır. Bu açıdan bakıldığında karşı karşıya olunan “kültür” ve “siyaset” sorunudur. Mevcut “kültür” ve “siyaset” düşünce üretimini “karşıt”ı aşağılama ve olumsuzlamaya indirgemekte ve “siyasal iletişimde bulunan duyarlı vatandaşlar”ın yerini “örgütlü saldırgan topluluklar”ın aldığı, bunun neticesinde de trollüğün neşv ü nemâ bulduğu bir alan üretmektedir.

Ancak “insanlık” aramaya devam ediyor. Din-i hak, doğru sistem, gerçek yol nedir? Bediüzzaman “her yolu deneyecekler” diyordu. Deniyorlar. Almanya’nın Endüstri 4.0’ı konuşulurken “kültür” meselesi üzerinde en çok konuşulan bir toplum olan Japonlar “hakikat sonrası toplumu” aşıp yeni bir yol, Toplum 5.0 sürümünü tanıtıyorlar. Japonya başbakanı Shinzo Abe, bu felsefeyi “Teknoloji toplumlar tarafından bir tehdit olarak değil, bir yardımcı olarak algılanmalı” inancıyla temellendirdiklerini söylüyor. Japon Ekonomi Organizasyonu Keidanren söz konusu çalışmasında ilk insanın doğuşundan bugüne kadar olan süreci bölümlere ayırıyor ve günümüze kadar olan süreçte toplumları Avcı Toplum, Tarım Toplumu, Endüstriyel Toplum, Bilgi Toplumu ve Akıllı Toplum (Toplum 5.0) olarak beşe ayırıyor. Toplum 5.0 felsefesi hedeflerini şöyle belirliyor;

Yaşlanan dünya nüfusuna karşı çözümler geliştirmek / Sanal dünya ile gerçek dünyanın beraber işler hale getirilmesi / Nesnelerin internetinden toplumun çıkarları gözetilerek faydalanılması / Çevre kirliliği ve tabiî afetler için çözüm yolları üretilmesi... Keidanren, Toplum 5.0’ın geliştirilebilmesi için yıkılması gereken 5 önemli engeli de şöyle tanımlıyor:

Hukuk sistemindeki engeller / Nesnelerin dijitalleşmesindeki bilimsel boşluklar / Kalifiye personel eksikliği / Sosyo-politik önyargılar / Toplumsal direnç...

Bunlar için toplumların işbirliği içinde olması (ittihad ve ittifak) gerektiğine vurgu yapıyor. Neticede insanlık denemekten bıkmıyor; ki medeniyet ölmüyor; sadece yeni “yol bekçileri”ni bekliyor. Bediüzzaman “her yolu deneyecekler” derken denemenin değerinin “bulmak” olarak netice vereceğini ümit ediyordu: Sekiz-dokuz âyetlerde “Sırat-ı Müstakim”e nazarı çeviriyorlar. Ve bu doğru, istikametli yolu bulmak için daima Kur’ân’ın nurundan her asırda o asrın zulmetlerini dağıtacak ve istikamet yolunu tenvir edecek Kur’ân’dan gelen nurlar olmakla ve bu dehşetli ve fırtınalı asırda o doğru yolu şaşırtmayacak bir surette gösteren başta şimdilik Risaletü’n-Nur tezahür ettiğinden... (Şuâlar) diyerek feneri tutuyordu.

Günümüzde toplumun değişimini okuyamayanlar -özellikle gençler üzerinden suçlama ve dışlama dışında bir dil geliştiremiyor. Meselâ İslâm toplumlarında gençlerin deizme daldığı yargısı böyle bir yeni toplumu ve dili anlayamamaktan kaynaklanıyor. Bediüzzaman ise hep ümit ve doğru İslâmiyeti, İslâmiyet’in doğruları ile toplumu ve insanı okuyabilmeyi başarabilmişti:

“Âyâ zanneder misin ki; bu milletin fakr-ı hali, dinden gelen bir zühd ve terk-i dünyadan gelen bir tenbellikten neş’et ediyor. Bu zanda hata ediyorsun. Acaba görmüyor musun ki, Çin ve Hind’deki Mecusi ve Berahime ve Afrika’daki zenciler gibi, Avrupa’nın tasallutu altına giren milletler bizden daha fakirdirler. Hem görmüyor musun ki, zarurî kuttan ziyade Müslümanların elinde bırakılmıyor. Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasbediyor. Sizin cebren böyle ehl-i imanı mimsiz medeniyete sevk etmekteki maksadınız, eğer memlekette asayiş ve emniyeti temin ve kolayca idare etmek ise, kat’iyyen biliniz ki; hata ediyorsunuz, yanlış yola sevk ediyorsunuz. Çünki itikadı sarsılmış, ahlâkı bozulmuş yüz fâsıkın idaresi ve onlar içinde asayiş temini, binler ehl-i salâhatın idaresinden daha müşkildir.” (Mesnevî-i Nuriye)

Bu metni şöyle de okumak gerekir: Yeni toplum sürümleri ya da yeni gelecek toplum “din”den ayrı kalamaz. Kalamıyorlar da. Şu halde din adına konuşanlar ve toplumu deizme veya ateizme bulaşmış görenler kendilerini tekrar değerlendirmelidirler. (Bediüzzaman “yeni neslin önünden çekiliniz” derken onlara da sesleniyor olsa gerek!): ”İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet’i bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, hakikat-i İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvücsâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!..(Tarihçe-i Hayat) Bediüzzaman’ın hakikat mesleği “yürüyen ölüler” arasında asıl şimdi toplumu ve insanı “tam olarak” medeniyette tutabilecek bir disiplini vermektedir. Zaten Bediüzzaman bunun için vardır ve bu yüzden “Bediüzzaman”dır.

Okunma Sayısı: 2703
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı