"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman sosyologları Asr-ı Saadet’e dâvet ediyor

Caner KUTLU
19 Ekim 2017, Perşembe
Evrenselleşmek, Medenîleşmek, Cemaatleşmek... -9-

Tebeddül-ü esma ile hakaik tebeddül etmez” denmiştir. Çünkü hakikat mutlaktır; sınırsız ve sonsuzdur. İsimler, kelimeler, kavramlar ise geçicidir. Bu anlamda, dil değişir ve değişmelidir. O halde hakikatin yeni dilinin inşası sürekli bir ihtiyaçtır. Kelime ya da kavram hakikati sınırlar; etrafına çizgiler çekerek, içini doldurmakla tanımlar. Tanım, ismin hakikatle doğrudan ilişkisini bir şekilde (ve bir şekille) belirleyecektir. Sınırsız ve sonsuz hakikat böylece indirgenmek şartıyla biçim ve form kazanacaktır. 

Ancak, şu halde, Üstâd Bediüzzaman bir başka soruna (vuzûh meselesi) dikkat çekiyor: “Efkâr-ı hâzırada cehl-i basiti cehl-i mürekkebe kalbeden en mühim sebeb; meçhul bir şeye parlak bir isim takmakla anladım zannetmek ve meçhul şeyleri ona irca’ ile, izah ettim zannetmektir. Halbuki tarif, ya hadd ya resim ile olur. Yoksa vâzıı cahil ve müsemmaya mümas olan vechi muzlim ve göze çarpan vechi şeffaf bir ism-i camid ile olmaz. Manyetizma, telepati, kuvve-i mıknatısiye gibi.” (Sünûhat)

Üstad, Tabiat Risalesi’nde (kuvvet, tabiat v.b. kelimeler üzerine) örnek bir çalışmayı da “yeni inkılâb”ın temel taşı olması maksadıyla ortaya koyuyor.

Örneğin: Modern sosyolojide din en fazla bir unsur ve fakat engelleyici ve aşılması gereken bir duvar olarak tanımlanır. Şerif Mardin’in dini (bir duvar değil de) işleyen bir mekanizma içindeki unsurlardan biri kabul etmesi bu sebeple iki farklı yönden de tepkilerle karşılandı.  Halbuki din Bediüzzaman’ın tanımı olarak “hayatın hayatı, hem nuru hem esası” olması ile “ihya-yı dinle olur şu milletin ihyası” şartı dini sosyal merkez kabul ediyor; ki bunun ise modern sosyolojide yeri yok. O halde sosyolojinin yeniden tanımlanması gerekir. Bunun için yeni kelimeler ve yeni tecrübeler inşa etmek (ya da ihya etmek) gerekecektir. Bediüzzaman’ın sosyologlara çağrısı bu... Asr-ı Saadete dâvet ediyor. Kaynağı gösteriyor. Bu aynı zamanda İslâm düşünce ve irfan geleneğinin bir gereği olarak kabul ediliyor. 

Bir başka örnek: İlmin kapısı Hz. Ali (ra) ders verirken izlediği yöntemi “bilinmeyenden bilinene” olarak belirliyor; halbuki kendisinin asıl ilmi “bilinmeyenden bilinmeyene” gitmek suretiyledir ki bunu anlamak muhtemelen “evlâd-ı mâneviye”lerine mahsus kalacaktır. 

Bediüzzaman ise Risalelerinde üç farklı yöntemi izliyor: Bilinenden bilinmeyene (ki bu “neredeyse” rasyonel bir yaklaşımı mazur görebilir; imanî bahislerin başları ve diğer bazı konular), bilinmeyenden bilinene (daha çok imanî bahislerin orta bölümleri) ve “mahsus” olan bilinmeyenden bilinmeyene (imanî bahislerin son kısımları) şeklinde... Burada birinci yöntemi kullanan kısımlar fen ve sosyal bilimlerin neredeyse bütün unsurlarını ihtiva eder; hatta yeniden üretebilir. İkincisi ulûm-u diniye için aynı şekildedir. Üçüncüsü ise, ikisinin imtizacının netice verdiği “ilim bir noktadır” noktasına kadar “talebenin himmeti pervaz eder” şekline kavuştuğu bir “hâl”dir.

Ali Yaşar Sarıbay, Şerif Mardin’in “yöntem” olarak kullandığı hususları anlatırken birtakım tesbitler yapıyor:

“Toplumsal/siyasal olanın köklerini sosyal ve kültürel yapıda aramak, bulgularımızın şaşırtıcı etkisine mahkûm olmamak, söz konusu etkiyi öncelikle “anlamaya” çalışmak. Zaten, olgular karşısında baştan oluşturduğumuz mesafe de onları “anlamak” içindir. Bununla beraber, anlamak, anlayış göstermeyi zorunlu kılmaz ki, bu da, sosyal bilimciden beklenen bir tavır olmalıdır.” 

Bir diğeri: “Sosyal bilimin toplumun ve o toplumun tarihinin kendi içinden geçen bir şekilde icra edilmesi: Topluma dışarıdan değil, içeriden bakmayı bilme gereği. Hoca’nın “Bediüzzaman Said Nursî Olayı” çalışması bu anlayışın bir örneğidir. Böyle bir olayı Hoca, “anlama” ekseninde ele almıştır. Fakat, bazı çevreler bu yüzden Hoca’yı “Nurcu” olarak lanse etmiş, bazıları da Nurculuk hakkında göstermesi gereken anlayışı kıt bulmuştur! Oysa, Hoca, dinî bir figürün (bu önemli!. Aynı şekilde dinin de bir figür ya da bir motif olmakla asıl merkez olmak arasında farklar kitapta ortaya çıkıyor zaten.. C.K)  ve onun yön verdiği hareketin tahlilinin nasıl yapılması gerektiğine dair bir çerçeve ortaya koymuştur.”

Şerif Mardin, Din ve İdeoloji kitabı’nda: “Dini Türkiye’de bir eylem aracı olarak ele alışımızın sebebi dinin Türk kültüründe önemli bir unsur olarak belirtilmesidir”. 

Bir başka yerde ise: “Kültür sistemi özerk bir varlık olarak çalışabildiğine göre kültür sisteminin bir alt dalı olan din sisteminin de nasıl özerk bir varlığı olabileceğini anlayabiliriz” diyor. Nurullah Çetin, Mardin’i eleştirirken, burada din tasavvurunun Lane’de olduğu gibi önemsendiğini ve benimsendiğini görüyoruz, diyor. Buna göre din, psikolojik bir denge kurma yoluna indirgenmiş bir felsefe akımı, bir edebiyat, bir psikoloji akımı, kurumu ve alanı gibi bir derekeye indirilmiş. Yani din bütün İlâhî boyutlarından soyutlanarak (indirilerek)  tamamen beşeri bir alana hapsediyor, diye haklı bir noktayı belirtiyor. 

Çetin, ardından şu uyarıyı yapıyor:   

“Belirtelim ki din Türk kültürünün bir unsuru değildir. Din medeniyet yapıcı kaynaklardan biridir.  Kültür de o medeniyet dairesine giren milletlerin kendi millî ruhlarına göre somutlaştırdıkları medeniyettir. Buna göre İslâm, İslâm medeniyetinin kaynağıdır.  Türklerin, İslâmı anlama ve uygulamaları da bu medeniyetin temel umdelerine bağlıdır;  yani Türk kültürü metbu değil tabidir. İslâm da Türk kültürünün unsuru değil Türk kültürünü yapan kaynaktır.”

Elbette ve şüphesiz bilim adamının namusu “güvercin tedirginliği” içinde olmasıdır. “Dikkatle bas!”mak, “batmaktan kork!”maktır. “Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma!”maktır. Bunun gereğidir ki Mardin fikrin namusunu hep koruma gayretinde olmuştur. Bunda şüphe yok. Bunun üzerine değerlendirme yapmak da aynı hassasiyetleri ister. 

Okunma Sayısı: 3525
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan çalışan

    19.10.2017 08:42:49

    Caner bey bizde birkaç arkadaş,din,kültür, medeniyet kavramları üzerinde konuşuyorduk.Medeniyet nedir?Kültür nedir? bunların oluşmasındaki faktörler nelerdir?Medeniyet ve Din arasındaki farklar nelerdir? yazınızında bu soruların cevapları çok güzel bir şekilde izah edilmiş.Özelliklede “Belirtelim ki din Türk kültürünün bir unsuru değildir."diyen parağrafta öğrenmek istediğimiz kavramların cevapları mevcut. Bilğilendirici bir yazı olmuş.teşekkür ediyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı