"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasi, fıtrat ve şeriata uygundur

Caner KUTLU
07 Haziran 2018, Perşembe
Evrenselleşmek, Medenîleşmek, Cemaatleşmek... -27-

Ahmet El Kâtip “Demokratik Hilâfete Doğru” kitabında Müslümanların “demokratik süreç”le ilgilerini kurabilecek Asr-ı Saadet kökleri ile ilgili şöyle söylüyor: “ Her şey bir yana şu rahatlıkla söylenebilir ki İslâm Peygamberi (asm), Müslümanları hür ve eşit şahıslar olarak kendi hâlleri üzere bırakmıştır. Onları adalete bağlı kalmaya çağırmış, iyilik yapmaya özendirmiştir. Şûrâ yani danışma, iyiliği emredip kötülükten sakındırma prensiplerini nasıl uygulayacakları konusunda eğitmiştir.” El Kâtip “süreç”te kültür değil de fıtrat ve şeriat ile bağlı kalıyor ki bu Bediüzzaman’ın metodu ile birleşiyor.

Üstad Bediüzzaman şöyle diyor: “Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyedeki saadetlerinin anahtarı, meşveret-i şer’iyedir. “Ve emrehüm şûrâ beynehüm” (Onların işleri, aralarında istişare iledir) âyet-i kerimesi, şûrâyı esas olarak emrediyor. Evet nasılki nev’-i beşerdeki “telâhuk-u efkâr” unvanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünununun esası olduğu gibi; en büyük kıt’a olan Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi, o şûrâ-yı hakikiyeyi yapmamasıdır.” (Hutbe-i Şamiye) El Kâtip de benzer fikirde. Tarihî akışın bidayetinde ve devamında fıtrat ve şeriat kültürleri de belirleyecek biçimde yol alıyor. Telâhuk-u efkâr ile birlikte medenîyetin ulaştığı seviyelerle değer kazanıyor. Çünkü “medenîlere galebe çalmak ikna iledir” telâhuk-u efkâr üzerinde insanlık için hareketin temel prensibidir. Bediüzzaman’ın Müsbet hareket yaklaşımı da bu alanlarda çalışıyor.

El Kâtip incelediği “hilâfet” meselesinde evrensel düzlemde Bediüzzaman’ın “ihlâs doktrini” ile birlikte düşünülebilecek şu kabule ulaşıyor: Buna göre “gerçek ve büyük hilâfet” Allah’ın insanı yeryüzünde halife kılması ve İslâm ümmetinin halifeliğidir. Yöneticilik anlamındaki hilâfet ise “küçük hilâfet”tir ve anlamını ve meşrûiyetini toplumdan alır. Toplum kendi işlerini daha pratik ve düzgün çözebilmek için bazı vekillere yetkilerini devreder. Yani yöneticilik anlamındaki hilâfet (küçük hilâfet), insanın yeryüzündeki halifeliğinin (büyük hilâfet) karşıt değil paralel istikametinde seyreder.”

Bu şekilde anlaşılan “hilâfet” “halkın halk tarafından ve halk için yönetilmesi” esasına dayanan demokratik sisteme oldukça yakındır. Bu yönetim sisteminde yöneticinin halk tarafından seçilmesi, bağlayıcı yetkileri olan bir danışma meclisi, bağımsız bir yargı, genel hürriyetler, çok partili sistem, eleştiri ve karşı çıkma hakkı ve yönetimin barış yoluyla değiştirilmesi gibi özellikler söz konusudur.

Kâtip şöyle bitiriyor: İşte “halifelik” ve “demokrasi”yi bir potada eriten ve “demokratik hilâfet” yani yöneticilerin değil toplumun hilâfeti ilkesini geliştiren İslâmî demokrasi düşüncesinin vurguladığı nokta budur. Artık çağdaş İslâmî akımlar “demokrasi” kelimesine kapılarını açmışlar ve insanlara ahlâkî değer ve kurallar vaz’edip siyasî alanı insan aklının tarihî ve bölge şartlarına göre yapacağı seçimlere bırakan İslâm dininin diğer kültürlerden gelen siyasî-idarî mekanizmaları alıp kullanmakta bir sakınca görmeyeceğini vurgulamışlardır.

Bunun geliştirilmesi ve demokratik kültürün fıtrat ve şeriattan doğan imanî ve hakikî katkı ve yeniden üretilebilir yeteneklere kavuşturulması İslâm suyu ile yeşermesine bağlıdır. Doğrusu Bediüzzaman’ın çabası ve çalışması bundan ibarettir. Hürriyet-i şeriye; meşrûtiyet-i meşrûa, meşveret-i şer’i gibi kelimelerle birlikte açılacak alanları işleyerek... Bediüzzaman bunun “hakikat mesleği” olan Risale-i Nur ile mümkün olabileceğini açıkça dile getiriyor. Çünkü Risaleler doğrudan çağdaş bir Kur’ân tefsiridir. Bu çok önemlidir; çünkü günümüzde insan halifeliğinin tezahürü diyebileceğimiz “demokratik hâkimiyet”in en büyük problemi yine teknolojiden dolayı üretilen “kültür”den geliyor: Arttırılmış sanal gerçeklik... O halde, “kültür” gerçeğin yerine ikame edilebilir mi? Hakikat kâfidir. Mübalâğa ihtilâlcidir. İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan ihsan değildir. Veri patlaması hakikati yerinden oynatabilir mi?

Meselâ, Detroit Sanat Enstitüsü Dijital Deneyim tasarımcısı Andrea Montiel De Shuman, müzenin ziyaretçiler için anlamlı deneyimler ortaya çıkaracağını söylüyor ve ekliyor: “Yeni teknolojilerin sürekli olarak ortaya çıktığını biliyoruz. Artırılmış Gerçeklik ve 3D haritalama, fizikî sınırlamalarımızın ötesine geçmemize ve nesneleri bağlam içine yerleştirmemize izin veriyor.” Lumin ziyaretçilerin görünmeyenleri görmesine, san’atı orijinal ortamında hayal etmesine ve nesnelerin bu süre zarfında nasıl kullanıldığını anlamasına izin veriyor. Şu halde kullanıcı bir akıllı telefon aracılığıyla sanal muhtevaları gerçek dünyada üretebilir. Aynı şekilde fikir âlemi ve insanlığın tarihi de kültür ortamında aynı “gerçeklik” dolaşımını mümkün kılabilir. Bu da elbette “demokratik süreç” içinde karşılıklar üretebilir. Bediüzzaman: “Meşveret-i şer’iyeden aldığım ders budur: Şu zamanda bir adamın bir günahı, bir kalmıyor. Bazan büyür, sirayet eder, yüz olur. Bir tek hasene bazan bir kalmıyor. Belki bazan binler dereceye terakki ediyor” derken bir ucuyla teknolojinin de pekâlâ içine girebileceği bir yorumu yakalıyordu.

“İşte seyyie böyle binlere çıktığı gibi, bu zamanda hasene -yani İslâmiyetin kudsiyetine temas eden iyilik- yalnız işleyene münhasır kalmaz. Belki o hasene, milyonlar ehl-i imana manen faide verebilir. Hayat-ı maneviye ve maddiyesinin rabıtasına kuvvet verebilir.” (Hutbe-i Şamiye) demokratik sürece katılımın teknolojik gereklilikleri “doğru olarak” işletecek bir anlamı da olabileceğini görüyoruz. İttihad-ı İslâm için “sırran tenevverat” gizliliğin, perde altında “doğru” yol almanın teknolojik gereklilikleri ile demokratik sürece katılımın şartları arasındaki korelasyonları kurabiliyordu. Teknolojinin insanları perde arkasında eşitleyici yönünü demokratik bir katkı olarak inkâr edemeyiz. Bilimin kendisinden belki de daha çok teknolojik yenilikleri evrensel uygulamalara sunuluyor; burada bir taraftan enternasyonel çerçeve açılırken diğer taraftan kültür ortamıyla mahremiyet sınırları zorlanıyor. Sosyalizm enternasyonel eşitlikle-şahsı öldürmeyi ayırt etmekte zorlanmıştı. Kapitalizm şahsı yüceltirken işi çığırından çıkardı; sistemi zengin ederken ferdi fakir ve ahlâksız etti.

Demokratik süreç Türkiye’ye iyi ki muhafazakârlar eliyle geldi. Bu ahlâkî üstünlüğe dönüşebilmeli. Bediüzzaman “sistem”ler derken kendi uygulamaları ile teorinin karşılıklarını çeşitlendiriyordu. Bunlar demokratik yaklaşımı “Müslüman hayatı” olarak canlandıran açık örneklerdi.

Okunma Sayısı: 2914
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı