"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İhlâs ve uhuvvet düsturları evrenseldir

Caner KUTLU
28 Haziran 2018, Perşembe
Evrenselleşmek, Medenîleşmek, Cemaatleşmek... -30-

Siyaset elbette değerli bir alan. Bediüzzaman siyaseti kötülemiyor; karışmamak şeklinde bir tavır öneriyor. Bediüzzaman için “büyük siyaset” insan üzerinde ve “büyük cihad” alanında yapılır ve esası hürriyet-i şer’iyyedir. Yaşasın Şeriat-ı Ahmedî (asm) başlıklı makalesinde şöyle bir harita gösteriyor: “Şeriat-ı garra, kelâm-ı ezelîden geldiğinden ebede gidecektir. Nefs-i emmarenin istibdad-ı rezilesinden selâmetimiz, İslâmiyete istinad iledir. O hablülmetine temessük iledir. Ve haklı hürriyetten hakkıyla istifade etmek, imandan istimdad iledir. Zira Sâni’-i Âlem’e hakkıyla abd ve hizmetkâr olanın, halka ubudiyete tenezzül etmemesi gerektir. Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir. Ve ahlâk-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) ile tahalluk ve Sünnet-i Nebeviyeyi ihya ile muvazzaftır. 

Ey evliya-i umûr! Tevfik isterseniz, kavanin-i âdetullaha tevfik-i hareket ediniz. Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız. Zira maruf umum enbiyanın memalik-i İslâmiye ve Osmaniye’den zuhuru, kader-i İlâhînin bir işaret ve remzidir ki; bu memleket insanlarının makine-i tekemmülatının buharı diyanettir. Ve bu Asya ve Afrika tarlasının ve Rumeli bostanının çiçekleri, ziya-yı İslâmiyet ile neşv ü nema bulacaktır. Dünya için din feda olunmaz. Gebermiş istibdadı muhafaza için, vaktiyle mesail-i şeriat rüşvet verilirdi. Dinin mes’eleleri terk ve feda edilmesinden, zarardan başka ne faydası görüldü? Milletin kalb hastalığı za’f-ı diyanettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir. Bizim cemaatımızın meşrebi: Muhabbete muhabbet ve husûmete husûmettir. Yani beyne’l-İslâm muhabbete imdad ve husûmet askerini bozmaktır. Mesleğimiz ise, ahlâk-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) ile tahalluk ve Sünnet-i Peygamberîyi ihya etmektir. Ve rehberimiz şeriat-ı garra ve kılıncımız da berahin-i kàtıa ve maksadımız i’lâ-yı Kelimetullahtır. 

Cemaatimize herbir mü’min manen müntesibdir. Sureten intisab ise, Sünnet-i Nebeviyeyi kendi âleminde ihyaya azm-i kat’î iledir. En evvel mürşid-i umumî olan ulema ve meşayih ve talebeyi, şeriat namına ittihada dâvet ederiz.” (Hutbe-i Şamiye)

Bediüzzaman “hem de bir kimyagerim” derken bunun içinde “muhabbet ve ihlâs” en değerli füzyonlardan biri olacaktır. Çünkü ikisinin ayrılığı çözümleri zorlaştırıyor, geciktiriyor. Bunu da şöyle izah ediyor: “Görüyoruz ki kalp hangi bir şeye el atarsa bütün kuvvetiyle, şiddetiyle o şeye bağlanır. Büyük bir ihtimam ile eline alır, kucaklar. Ve ebedî bir devamla onun ile beraber kalmak istiyor. Ve onun hakkında tam manasıyla fena olur. Ve en büyük ve en devamlı şeylerin peşindedir, talebindedir. Halbuki umûr-u dünyeviyeden herhangi bir emir olursa kalbin istek ve âmâline nazaran bir kıl kadardır. Demek kalp, ebedü’l-âbâda müteveccih açılmış bir penceredir. Bu fâni dünyaya razı değildir.” (Mesnevî-i Nuriye)

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” ve “Bu zaman ve zemin öyle kahramanlar ister ki değil dünyasını âhiretini de feda edebilsin” arasındaki füzyon nasıl gerçekleştirilebilir? Halbuki insaniyet ve medeniyet yaşamaktan, güzellik sevgisinden üretilebilir. Demek ki, bazen san’at ve bilim için “beş para etmez” noktalar var. Yani, medeniyetler yıkıma, bozulmaya mahkûm ve sürekli yenilenmeye muhtaçtır. Ölüm ise küllî ve âlî bir tecdid ve tebeddül olsa gerektir. Her başını kaldırıp “serinin sonu”na yani “değer”e baktığında ölüm ile geçilen medeniyet açılışlarını görüyor. Aliya İzzetbegoviç “Doğu ve Batı Arasında İslâm” kitabında “kurban” kavramını anlatırken: ”Kurban öteki düzen, öteki dünyaya ait bir gerçektir” diyordu. Bu şu demektir: “Kurban, tekâmül yolunda insan dünyasının başlangıcını gösteren hudut taşıdır. Zira menfaatın mahiyeti zoolojiktir, kurban ise insanîdir. Menfaat, siyaset ve siyasî ekonominin temel mefhumlarından; kurban ise, din ve ahlâkın temel mefhumlarından olacaktır”. Raymond Williams, fedakârlıkla ilgili hüküm fedakârlığın nedenleri ve sonuçları ışığında verilir, diyordu: “Nasıl ki günümüzde savaşlar savunma amaçlı oldukları gerekçesiyle meşrûlaştırılıyorsa insan hayatının feda edilmesi de böyle negatif terimlerle (savunma gibi) anlamlandırılıyor. Şehitlik artık tarihin doruk noktasına ulaştığı bir mükemmeliyet ânı değil. Yenilenmeyi değil muhafaza etmeyi amaçlayan iradî bir eylem. Kayıp duygusu genellikle yenilenme duygusundan daha keskindir. Sonuçta basit ve özgün biçimiyle fedakârlığın sahip olduğu ritmi kaybettik.” Williams, “Modern Trajedi”sinde, sonuçta diyor, toplumsal gerçek ister istemez bir hissiyat yapısına dönüşür. Devrim bu bakımdan toplumun müşterek duyusunda yaşanan bir trajedidir; bir kaos ve acı dönemidir. Mutlaka bunun ötesine geçmek zorundayız. Gerçekleşmesi kaçınılmaz şeyle yetinemeyiz. Günümüzün trajedisi geleceğin epiği olacaktır. Bu, ne kadar doğru olursa olsun, bizi hemen harekete geçirmesi imkânsızdır; ancak gelecek kuşaklara miras kalacaktır. Belirli bir durumda tarihin yasalarından birine bağlı kalsak da bu yasayı deneyim düzleminde hayata geçiremezsek hızlı bir yabancılaşma kaçınılmazdır. Öyleyse gerçekte tepki gösterdiğimiz şey eylemin kendisinden ziyade zihnimizde tasarladığımız bileşimdir.”

“Lezzetleri acılaştıran ölümün çokça zikredilmesi” aynı zamanda medenî ve ahlâkî de bir hüküm olsa gerektir. 

“Cihetü’l-vahdet-i ittihadımız tevhiddir. Peyman ve yeminimiz imandır. Madem ki muvahhidiz, müttehidiz. Herbir mü’min i’lâ-i Kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir. Zira ecnebiler fünun ve sanayi silâhıyla bizi istibdad-ı manevîleri altında eziyorlar. Biz de fen ve san’at silâhıyla i’lâ-i Kelimetullahın en müdhiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilâf-ı efkâra cihad edeceğiz. Amma cihad-ı haricîyi şeriat-ı garranın berahin-i kàtıasının elmas kılınçlarına havale edeceğiz. Zira medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz, husûmete vaktimiz yoktur!... Meşrûtiyet ki, adalet ve meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir. Onüç asır evvel şeriat-ı garra teessüs ettiğinden, ahkâmda Avrupa’ya dilencilik etmek, din-i İslâma büyük bir cinayettir. Ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir. Kuvvet kanunda olmalı. Yoksa istibdad tevzi olunmuş olur. “Allah herşeyi hakkıyla bilendir” hâkim ve âmir-i vicdanî olmalı. O da marifet-i tam ve medeniyet-i âmm veyahut din-i İslâm namıyla olmalı. Yoksa istibdad daima hükümferma olacaktır. İttifak hüdadadır, heva ve heveste değil. İnsanlar hür oldular, amma yine abdullahtırlar. Her şey hür oldu. Başkasının kusuru, insanın kusuruna sened ve özür olamaz. Yeis, mani’-i herkemaldir. “Neme lâzım, başkası düşünsün” istibdadın yadigârıdır.” (Tarihçe-i Hayat) 

Bugün muhabbet ve ihlâs bir medeniyet potasında birleşmeyince (iftirak ettikleri vakit) “ihlâslı katiller” veya “humanist teröristler” üretilebiliyor. Bediüzzaman müsbet hareket prensiplerini talebelerine öğretirken özellikle ve ısrarla ihlâs ve uhuvvet düsturlarını mezc ederek tekrar ettiriyor. Çünkü bunlar sistemin gerçekten ve doğru işlemesi için olmazsa olmaz özelliklerdir. Bunların ihmali veya inkârı durumunda baştaki güzel işleri de yok edecek büyük yıkımlar ortaya çıkacaktır. Modern dönem son zamanlarda bununla çalkalanmaktadır. Artık yıkıntıya dönüşmüş bir yapı elinden tutulup kaldırılacak halde de değildir. Güncel ifadeyle sistem çökmüş üretim durmuş üretilmiş olan bireyleri zombiye dönüşmüştür. Nurcular her zaman ihlâs ve uhuvvet düsturlarını evrensel diskurlar olarak üretip sunduklarında bir büyük potansiyeli de taşıdıkları görülecektir. Burada “diskur” Cemil Meriç’in dediği gibi, “nutuk değil risale”dir.

Okunma Sayısı: 3319
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı