"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslâm, faizi yasak edip zekâtı emretmiştir

Caner KUTLU
03 Ağustos 2017, Perşembe
Emek ve ittihad -7-

İslâm’ın çağa yönelik her teklifi teorisini ve pratiğini birlikte sunar. Çünkü kader geçmiş ve gelecek, anın içine birlikte taşınır. 

Meselâ: Allah gani-i mutlaktır; günümüzdeki sınıflar arasında mücadeleyi gerektiren “kısıtlı kaynaklar” yoktur... Şöyle: Bir bilim dalı olarak modern iktisat ya da ekonomi, “yeryüzündeki kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının sınırsız...” olması ile başlayan tanımı kabul eder. Müslüman için ise bu tanım ‘doğru’ bir yönde ilerlemez. Yani, her şey yaratılmış, bitmiş değildir. Her an devam eden ibda ve inşa vardır ki, bu sınırsız bir kaynağı gerektirir. Allah Bedii’dir. Her an bitmeyen hazinesinden nimetler, sürekli gönderilir. Nimet in’amı, in’am Mün’im’i işaret eder. Müslüman için ekonomi (iktisad) “nimeti şükre dönüştürebilme yeteneğidir” ki (burada elma yersin orada “elhamdülillah” yersin) ile formüle edilebilir. Meselâ, “Evet bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisad vasıtasıyla aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlık ile yediği en a’lâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade lezzetlidir. (Lemalar) Bu seri sıralı nimetlerin teftişi şekliyle devam eder. Sonuçta: “... ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir...” (Lemalar) dahilinde bir özgürlük alanına açılır.

İslâm’da ‘teorik’ ile ‘pratik’ çelişkisi bulunamaz;  dolayısıyla İslâm’ın ütopyası yoktur. Bediüzzaman’ın tefsirlerinden anlaşılıyor ki (mükâfat ve cezanın ideal noktaları olarak) Cennet Cehennem gibi ahiret âlemleri dahi cismanî bileşenleri bütünüyle kapsar; sadece zihnî değildir. Dolayısıyla Müslüman için dünya yüzeyinden başlayarak Ahiret koridorlarına uzanan bir “serüven” aklın, ruhun ve kalbin “mülk” alanındadır. Çünkü: “Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.” (Mesnevî-i Nuriye)

Zekât bize şu dersi veriyor: “Müslüman her sınıf ve toplum kesimi ile birlikte yaşayabilir. Bu da hukuk ve paylaşım üzerine kurulur.” Dolayısıyla ayrımcılık reddedilir; emek ve ittihat eşleşmeleri kurulur. İslâm’ın teorisi (farz edilse) sosyalist teorideki çelişkilerin gerektirdiği anarşist unsurlara bulaşmaya ihtiyaç duymaz. 

Aksine: “Herkesin bir fikri var. İşte sulh-u umumî, aff-ı umumî ve ref’-i imtiyaz lâzım. Tâ ki biri bir imtiyaz ile, başkasına haşerat nazarıyla bakmakla nifak çıkmasın.” (Tarihçe-i Hayat) şeklinde bir hatt-ı vasatta ilerler. 

Diğer taraftan modern dönem ise Müslümanları “öteki” kimliği içinde tanımlıyor. En barizi; üç dinin nüfus olarak birleşik bulunduğu İsrail’de Müslümanlar ayrımcılık ve doğrudan şiddetle karşılaşıyor. Yani, Yahudiliği temsil eden devlet Müslümanlarla bir arada yaşayamıyor; üstelik bunun siyasetini yapabiliyor. Bunun bir din ve medeniyet meselesi olmadığı açıktır; İslâm’ın parlak zihni Endülüs, Yahudilik felsefesine çok büyük isimler ve değerler katmıştı. 

Hatta Musevî âlimlerinden Emanoil Düeş şu itirafta bulunmuştur:

“Müslümanlar, Kur’ân yardımıyla Avrupa’ya irfan meş’alesini taşımışlardır. Filhakika Müslümanlar garblılara ve şarklılara felsefe, tıp, heyet, şiir öğretmişlerdir. Yunan’ın ölü dimağına ve ölü irfanına hayat vermişler, bütün dünyayı cehalet karanlıkları ihata etmişken her tarafa nur ifaza eylemişler ve bu itibarla bu insanlar ulûm-u cedidenin temellerini atmışlardır.” (Nur Çeşmesi)  

Filistin toprakları bugün dünyanın ikiye bölündüğü bir “yarık” konumundadır. Bir tarafta Şark, diğer tarafta Batı temsil ediliyor. Filistin emek İsrail sermayeyi temsil etmekten öte, asıl, bu ikisi arasındaki çatışmayı temsil ediyorlar. Çünkü oyun Yahudilerindir. Her iki taraf da oyunculardan ibarettir. İsrail iki dünyanın, iki insanlığın, iki sınıfın yansıdığı bir berzahtır. Dünyayı ikiye ayıran göz önünde bir perdedir. Bediüzzaman’ın Şark muhabbeti ve Garp husûmeti olarak ayırdığı emek ve sermaye, mazlûm ve mağrur, öteki ve baskın, zengin ve fakir iki dünyanın (artık görünür) ellerde oynanan oyunların tahtasıdır. Bediüzzaman’ın zalimlerin satranç oyunları diye tarif ettiği oyun tahtasıdır. Yani İsrail’i okuyan bu çağı okumuş olur. İsrail’i çözen bu çağı çözer. Müslümanların bu coğrafyadaki eylemsizliği ancak, ne yazık ki “tarafsız”lığı ile ya da kaderin çizdiği doğru tarafta ittihat edemediği ile açıklanabilir. Şu halde oyun bit(iril)melidir. 

O da şu şekilde: Bediüzzaman’ın bahsettiği İslâmın ikinci ilâcı, her türlü faizin kaldırılmasıdır. Bankacılık sisteminin, değiştirilmeden, dönüştürülmeden, yumuşatılmadan; tamamen kaldırılmasıdır.   Çünkü oyunun aslî kurumu budur:  

“Yahudilere müteveccih iki hükm-ü Kur’ânî, o milletin hayat-ı içtimaîye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müdhiş düstur-u umumîyi tazammun eder ki: Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa’y ü ameli, sermaye ile mübareze ettirip fukarayı zenginlerle çarpıştıran, muzaaf riba yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud’a ile cem’-i mal eden o millet olduğu gibi; mahrum kaldıkları ve daima zulmünü gördükleri hükûmetlerden ve galiblerden intikamlarını almak için her çeşit fesad komitelerine karışan ve her nevi ihtilâle parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor.” (Sözler) 

Bugün şahıstan sosyale siyasetten kültüre zulüm ve tahakküm birikerek dünya siyasetinde “hakikat sonrası” çözümsüzlük bir insaniyet sorununa dönüşüyor. En acısı (ki sistemin mağdurları her toplumda yüzde seksen iken Müslümanlar içinde doksan, doksan beştir denmişti) buna karşı Müslümanların dünyada emek ve ittihat füzyonunu üretememeleridir (Küba, Venezuela gibi İsrail’i tanımayan ülkelerle örneğin). Filistin bu işin ağırlık merkezidir. Buradaki çözümsüzlük insanlık ve Müslümanlık sorunudur. Çözüm de insanlık ve İslâmiyet’tedir. (Burada çözüm için bir gerek de kutuplaşmadır: Müsbet kutuplaşma ne demektir?)

Şüphesiz hem İslâm âleminde hem dünya mağdur ve masumları arasında bir bilinç üretiliyor ve vardır. Ancak ittihad ve ittifaklar kritik noktadır. İttihad ve ittifak manasını doğru İslâmiyet ve İslâmî doğrularla geliştirilecek bir usûl ile tesis ve tahkim mümkün olabilir. Kutuplaşma şahıs ve toplum hatta devletler değil, fikirler ve evrensel doğrular etrafında olur. İttifak hak ve hukukta olur, batılda değil ilimde olur, cehilde değil... Emniyet ve sulhta olur, anarşi ve kinde değil...

“Elhasıl, tabakatın musalâhası, birbirine yakınlaştırmasının çare-i yegânesi, erkân-ı İslâmiyetten olan zekâtı, heyet-i içtimaiyenin tedvirine vâsi’, âlî düstur ittihaz etmektir.

İslâmiyette en büyük kebire olan ribayı vesailiyle ilga etmektir. Adalet-i Kur’âniye âlem kapısında durup, ribaya yasaktır, girmeye hakkın yoktur, der.” (Sünûhat) Evet bu ikisi gerek ve yeter şarttır ve elbette mümkündür. 

Şükür ki:

Zaman ihtiyarlandıkça Kur’ân gençleşiyor, rumuzu tavazzuh ediyor.

Okunma Sayısı: 3049
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Selahattin

    3.8.2017 17:12:04

    İyi diyorsun çok güzel de yazmışın. Bizde biliyoruz, inanıyoruz ki faiz denen illetin alınması verilmesi aracılık edilmesi vs si vs si haramdır. Başımızda 15 yıldır kendine muhafazakar, alnı secdeye değen diyen bir yönetim var. Doğal olarak bu yönetimin kendisinden önceki yönetimlerden faiz gibi konularda daha dikkatli davranmasını, halkı, iş alemini faize muhtaç etmeyecek politikalar uygulamasını bekliyorduk. Ancak gelinen noktada son 15 yıl içinde ülkede faize bulaşmayan kalmadı gibi. Doğmamış çocuklar bile gelecekte faiz ödeyecekler. Ekonomi canlanacak diye devletin kefilliği ile icat edilen Kredi Garanti Fonu örneği var.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı