"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İttihad-ı İslâm Müslümanların en önemli vazifesidir

Caner KUTLU
05 Temmuz 2018, Perşembe
Evrenselleşmek, Medenîleşmek, Cemaatleşmek... -31-

1909’da yazılan “Sadâ-yı Hakikat” adlı makaleden: “Tarîk-i Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) şübhe ve hileden münezzeh olduğundan şübhe ve hileyi îma eden gizlemekten de müstağnidir. Hem o derece azîm ve geniş ve muhit bir hakikat, bâhusus bu zaman ehline karşı hiçbir cihetle saklanmaz. Bahr-i umman nasıl bir destide saklanacak? Tekraren söylüyorum ki: İttihad-ı İslâm hakikatında olan İttihad-ı Muhammedî’nin (Aleyhissalâtü Vesselâm) cihet-i vahdeti tevhid-i İlâhîdir. Peyman ve yemini de imandır. Encümen ve cem’iyetleri, mesacid ve medaris ve zevayadır. Müntesibîni umum mü’minlerdir. Nizamnamesi Sünen-i Ahmediye’dir (Aleyhissalâtü Vesselâm). Kanunu, evamir ve nevahi-i şer’iyedir. Bu ittihad, âdetten değil, ibadettir. İhfa ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihad-ı İslâmdır. İttihadın hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib ve muhit ve merakiz ve maabid-i İslâmiyeyi birbirine rabtettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut olanları ikaz ve tarîk-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevk etmektir.

Bu ittihadın meşrebi, muhabbettir. Husûmeti ise, cehalet ve zaruret ve nifakadır. Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki bu ittihadımız, bu üç sıfata hücumdur. Gayr-ı müslime karşı hareketimiz ikna’dır. Zira onları medenî biliriz. Ve İslâmiyeti mahbub ve ulvî göstermektir. Zira onları munsif zannediyoruz. Lâübaliler iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebiye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar. Mesleksizlik, anarşilik sevilmez. Ve bu ittihada tahkik ile dâhil olanlar, onları taklid edip çıkmazlar. İttihad-ı Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) olan ittihad-ı İslâmın efkâr ve meslek ve hakikatını efkâr-ı umumiyeye arz ederiz. Kimin bir itirazı varsa etsin, cevaba hazırız.” (Hutbe-i Şamiye)

Bediüzzaman “diskur”ları bu kadar açıktır ve “risale”leri evrensel bakışa yöneliktir. Çünkü gizlilik ve muhafazakârlık (giderek bağnazlık noktasında, taassub; Bediüzzaman buna karşı “medeniyet fenleri”ni ilâç olarak öneriyor) medeniyet ve cemaatleşmenin en büyük bir engelidir. Medenileşmek medeniyet mirasına sahip çıkmakla mümkündür (telâhuk-u efkâr). Bediüzzaman’da bu vardır. Sırrantenevverat da bunun bir parçasıdır. Çünkü İslâm Peygamberi’nin (asm) Müslümanlara, Roma’yı, Hind, Çin ve Pers medeniyetlerini hedef göstermesi büyük medeniyet adımlarını hazırlamıştır. Bediüzzaman’a göre “Sohbet-i Nebeviye ne derece bir iksir-i nuranî olduğu” bununla da anlaşılır ki: Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i Nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, o mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemalât olurdu.” (Sözler) Dolayısıyla, vatan algısının doğrultusu ya da boyutları insanların medenîleşmekle ilgili durumlarını da belirliyor. 

Elbette Müslüman coğrafyası emr-i Nebevî genişliğinde Konstantaniyye ile Roma’ya İran ve Hind’e olduğu gibi yine “ilim Çin’de de olsa gidip alınız” ile Dünya Medeniyet Havzası’nın ulaştığı yere kadar çizilir. (Fuad Sezgin değerli çalışmalarında göstermiştir ki İslâm’ın ilk yüzyılında hemen başlayan müthiş medeniyet akımı Hind-Arap medeniyet sistemi olarak adlandırılabilir; Bediüzzaman’ın öngörüsü ise Rönesans ile başlayan dönemin süpürdüğü bir coğrafyanın Avrupa-İslâm medeniyet sistemi ile sonlanacağı idi). Cemal Kafadar’ın “Kendine Ait Bir Roma”sında dediği gibi “... toplumların sürekli evrilen biz’i ve onlar’ı yeniden üretme yöntemlerine ve bu evrilmelere yol açan tarihî koşullar” medeniyet içinde atlamalara da anlam katıyor. Meselâ; “Değişik görsel ortamlarda da, kitap olsun giysi olsun, diyar-ı Rum ile diyar-ı Acem’in süslemelerinde yere ve zamana bağlı olarak çiçek motif hâkimdir diyebiliriz, ama gerek renkler gerekse çiçekler arasındaki farklar, size şöyle bir bakışta Isfahan’da mı, yoksa Bursa’da mı olduğunuzu söyleyecektir.” 

Bu “telâhuk-u efkâr” arkeolojisinde bulunan; başta, Bizans kültürü Helenlikle ve Grekçeyle özel ilişkisi ne olursa olsun, kendini hep Romalı/Rum görmüştür. Onbirinci yüzyıldan itibaren “Rum” dünyasında yaşayan Türk Dili insanlar o coğrafyaya ait ve onun kültür mirası ile gündelik hayatın akışı içinde hemhal olmak anlamında “Rumî” olmuşlardır. Modern Avrupa kültüründe kendini Roma ile özdeşleştirmek sadece Britanya’ya ait bir özellik değildir. Fransız siyaset söylemi, meselâ, 1789 ihtilâli boyunca kendi ülkesini Roma ile Britanya’yı Kartaca ile eşleştirmiştir. İkinci Dünya Savaşı ardından Romalılığı ABD’ye devreden Britanya medeniyet taşıma misyonunun artık “bilge” Grek yanını temsil eder bir tavra bürünmüştür. Ancak, James Joyce Ulysses’inde söylediği gibi: “Romalı, ayak izlerini takip eden İngiliz adam gibi, ayak değdirdiği her yeni kıyıya sadece kıyafet takıntısı getirdi.” Bunun etkisi özellikle Türkler’in medeniyetten gerilediği dönemlerde etkili olabildi. Osmanlı için diyar-ı Rum Balkanlar’ı ve Anadolu’yu kapsayan, ya da belki Tuna’dan, Fırat’a kadar uzanan demeli ve modern çağlarda adını koymakta zorlandığımız bir “yer”. Temellük edilen şey, diyordu Kafadar, Roma imgesi değil Rûmilerin yerleşik oldukları toprak ve süregelen kimi kültürel gelenek ve tutumlarıdır. Britanyalı sömürge yöneticileri örneğinde ve günümüz ABD’deki ‘neocon’lar (yeni muhafazakârlar) için geçerli olduğu gibi, Romalılıktan şan şeref ve siyasî hareket devşirmek istenmiş de değildir. O halde medeniyetin ihtiyaç duyduğu “coğrafya algısı” ile “tarih algısı” (ya da medeniyetlerin “devamlılık algısı”) muhakkak Bediüzzaman’ın üzerinde çalıştığı meselelerdi. Bu durumda da önüne çıkan engeller “Kemalizm” odaklı olmuştur. (Kemalizm büyük gücünü dil, alfabe ve kıyafet değiştirmekle göstermiştir).Yani Bediüzzaman “Kemalizm”i medeniyeti bozan bir “yapı” olarak görmektedir. Halbuki Kemalizm bir Türk Rönesansı hedefiyle yola çıktığını söylüyordu. Ancak etkisini arttırdığı oranda her girdiği bünyeye zarar veren ürkütücü bir kimliğe sahip oldu. Bediüzzaman bunları Süfyanizmin devirleri olarak açıkladı: “Hem büyük Deccal’ın, hem İslâm Deccalı’nın üç devre-i istibdadları manasında üç eyyam var. “Bir günü, yani bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üçyüz senede yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır.” diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş.” (Şuâlar)  

Şükrü Hanioğlu, Kemalizm’in çeşitlenmesini aslında araçsallaştırma olarak görüyor; Bediüzzaman en sonunda “âdileşir” olarak bu yorumu tamamlıyordu. Bir medeniyet havzasında medeniyet iddiası varmış gibi görünür, ancak bu bir yanılsamadır; coğrafya algısı, vatan algısı bile net değildir; karmaşıktır. Çünkü medeniyetin “füzyon etkisi”nden bîhaberdir. Fırsatçıdır; hilekâr ve şüphecidir. Diğer tarafta baskıcı ve taassub sahibidir. Müslümanlar bu anlamda muhafazakâr olamaz; çünkü söylenecek yeni pek çok şeyleri vardır. En başta “ittihad-ı İslâm” gibi bir farz vazifeleri vardır. Buna gidecek yolda: “Hazret-i İmam-ı Ali (ra) iki defa “Sırrantenevverat” demesi, Risale-i Nur perde altında tenevvür ve tenvir eder diye işaret ediyor. Mümkün olduğu kadar geçici rüzgârlara ehemmiyet vermeyiniz, bakmayınız. Zâten mabeyninizde samimî tesanüd ve meşveret-i şer’iye, sizi öyle şeylerden muhafaza eder. İçinizdeki şahs-ı manevînin fikrini, o meşveretle bildirir.” (Kastamonu Lâhikası) yeni verilerle doğru sistemleri ve sistemlerin doğru gösterimini imkân dairesine düşürür.

Okunma Sayısı: 3322
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı