"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Modern eğitim için, ilmî istibdadı ortadan kaldırmak elzemdir

Caner KUTLU
29 Kasım 2018, Perşembe
Öğretmeni yenen “talebe!”: -31-

Eğitimi, yeni fenleri medrese ilimleriyle birleştirmek ve birbirine mezcetmek. Derslerde branşlaşmayla birlikte disiplinler arası yatay ve dikey geçiş sağlanması. Resmî kurumlardaki sınıf/ders geçme sistemine dahil olması. Öğretmen yetiştiren okulu (darülmuallimin) Medresetü’z zehra’nın içine alarak, alanlarla ilgili kendi eğitimcisini yetiştirmek. Böylece dine aşina fenci, fen ilimlerine aşina din adamı, çift kanatlı öğretmenler yetiştirmek. 

Özel ders mantığına dayanan usûlden vazgeçip halka ve topluluğa ders verme sistemine geçilmesi. Dili: Arapça (Genel ortak dil), Kürtçe (Yerel Dil) Türkçe (Resmî Dil) olarak kabul etmek. Varidatı (Gelirleri): Hamiyet ve gayret. Bu da vakıf gelirleri, zekât, sadâkalar ve nüzur vb. Özelliği: Akla hitap eden yönüyle bir mektep, kalbe hitap eden yönüyle bir medrese hüviyetinde. Aynı zamanda tekke.

Medresetü’z zehra projesi ile idealize edilen modelin ilk denemelerini yaptığı Horhor Medresesi, Urartular döneminden kalma tarihî Van Kalesi eteğinde bulunur. Üstad bu mekânı 1897/1907 ve 1912/1914 yılları arasında kullandı ve talebe yetiştirdi. Abdülbaki Arvasi’nin anlatımına göre, Bediüzzaman’ın medresesinde dersler, baştan başa uzanan yeşil kaplı büyük bir masa etrafında veriliyordu. Bu masanın üzerine raptiyelerle, “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz” meâlindeki hadisi yazmıştı. Tahsilin sonunda olan talebelere bizzat kendisi ders verirdi. Hep seçme talebeleri vardı.

Bugün de bir açık hava müzesi olan ve Horhor Suyu’yla beslenen ağaç gölgeleri arasında, yukarıda dağ gibi kalesi, Van Gölü’ne bakan mescidi ile, tarihî yapıları, Osmanlı’nın sefer yadigârı camii, avlusunda odacıkları... Horhor Medresesi kökü hem içinde hem dışında, yeni vücud bulmuş “talebe”ye ilham vermeye devam ediyor. O halde Medresetü’z zehra projesinin düşünce ve uygulama zeminini yeniden kurmak mümkün olabilir ve kök yeni sürgünler verebilir. Ancak, Bediüzzaman’ın sürekli vurguladığı ilmî istibdat, “paradigmal sorunlar”, ortadan kaldırılması elzemdir. Başta “talebe” buna muhataptır. Şöyle ki: Tarihten gelen pek çok derin kökler var. Buradan zemin bulmuş büyük bir gövde mevcut. Zaman ise zemini bulduğunda yeni sivri çıkıntılar yapacaktır. İşte bu sivrilikleri dal olmadan meyve vermeden kesmekten geri durmak gerek. Gövdeyi korumak kaygısı ile gövdeyi geliştiren ve şekillendiren dallarından, uçlarından, yaprak ve meyveleri beklenmeli. Sivrilikler sabırla izlenirse çoğalır ve bu çoğalma kendi içinde budanmaları/elenmeleri mümkün kılar. Meyve veren kalır. Yükselen dalgaların ortalama üstüne çıkan birkaç tanesi genel şekli bozmaz, geliştirir. Işık hızını bir anda aşıp tekrar düşmekle teori bozulmaz. Tarihte de bu böyledir; insaniyet ve medeniyette de böyledir. Fikir hürdür; hürriyet olmayan yerde fikir de yoktur, insan da. Gökhan Hotamışlıgil, “Bir beyin göçü mü yaşanıyor? Ve bu kötü bir şey mi?” şeklindeki soruya karşılık: “Hem iyi, hem kötü... Yakında çok üst düzeyde eğitilmiş, çok güçlü bir bilimsel diasporamız olacak. Peki bunlarla sağlıklı bir köprü kurabilecek miyiz? Kurabilirsek ‘beyin gücü’ deriz. Kuramazsak ‘beyin göçü’ diye kalır” diyor. Ortada yine de bir kafa karışıklığı görülüyor. Dünyaya fikir insanı yetiştiremeyen eğitim sisteminin işlevsiz olacağını ifade eden Yusuf Kaplan, bir medeniyetin eğitim sisteminin yüzyıllar boyunca bir düşünce insanı yetiştirmek için var olduğunu söyleyerek, “Kafa karışıklığı iyidir. Kafanın karışık olması kişinin soruları olduğunu ve arıyor olduğunu gösterir. Bu ülkenin entelijansiyası olabilecek öncü kişileri yok” değerlendirmesinde bulunuyor. Ayrıca, Robert Koleji ve Amerikan Lisesi mezunlarının tamamının bu sene yurtdışında gittiğini söyleyen Kaplan’a göre: “İnsanımızı kaybediyoruz. Bu toprakların yetiştirdiği insanlar bu topraklarda kalmalıdır” diyor.

Eğitimin işlevsiz kaldığı yerde bağlılıklar/bağımlılıklar artar. Çabuk bağlanan, çok inanan az düşünen insanlar tehlikelidir. Kullanım bağımlılığı, üretim özürlüsü insanlar fikrin öldüğünü gösterir. Bilişimcilerin dikkat çektiği bir ayrıntı: “kullanıcı” ifadesi sadece iki kesimin hedef kitlesi için kullanılıyor: Uyuşturucu ve bilişimci... Bilişimci için en büyük rakip uyku! Hedef: Uykuyu azaltmak için kullanıcıların uyku saatlerine özel ayrıcalıklar getirmek. Diğeri de dijital unutkanlık; düşünemeyen sorgulamayan nesiller. Bu haliyle sürekli bir uyku halinde aslında. Michio Kaku, gelecekte “Ezber bilgi” yerine “kavram, ilke ve kural-odaklı” bilgi öne çıkacak uyarısı yapıyor. Yeni ihtiyaçlara göre yapılanamayan eğitim sistemlerinin başta insan kaynağı olmak üzere toplumların enerjisini boşa harcayacağı çok açık. Öğretmen de sistem içinde yeniden konumlanacak. Kaku’nun Bediüzzaman’ın “ders arkadaşı” pozisyonunu yerine koyacak şu anlatımıyla, “Öğretmenlerin işlevleri farklılaşacak; Danışman, yönlendiren ve yol göstericilik rolü” üstlenecek. Çünkü: “İnsan fıtratı 100 bin yıldır aynı… Sosyal varlığız, başkalarına ihtiyacımız var.” Eğitimin toplumsal yanına da dikkat çekiyor. Alia İzzetbegoviç’in eksikliğini vurguladığı, Bediüzzaman’ın fıtratta bulduğu “eleştirel düşünme”nin, Chomsky’nin de altını çizdiği gibi, Kaku da “insan doğası kuramı” geliştirmeden etkin bir eğitim sistemi oluşturulamayacağı görüşünü paylaşıyor. “Toplum kuramı olmaksızın, toplumsallaşmayı etkinleştirme” konusunda istenen sonuçlara ulaşamayız. Kaku, teknolojilerin getirdiği farklılıkların “sosyalleşme ihtiyacını” azaltma yerine, arttırıcı etkileriyle yüzleşeceğini düşünenlerden. Kaku’nun, Bediüzzaman’ın “olsa olsa araya bir üstadlık girer” diyerek yer açtığı, yeni eğitim sistemi ihtiyaçları arasında dikkat çektiği, “ilham veren ve rol modeli olan” aile büyüğü, toplum önderleri ve öğretmenlerin önemi de fıtrî ihtiyaçların değişmez olanları. Medeniyetin sıçrama yapması için yeni roller veya konumlar kazanabilmek gereğiyle evrenselleşmek zorunluluğu, “beyin gücü”nün kurulması, “beyin göçü”nü bir imkân olarak kullanmak gereğinde birleşiyor. O halde evrensel değerleri “doğru”ları ve “doğruluk”ları tekrar tanımlamak gerekecektir. Rüştü Bozkurt’un “eğitimin özüdür” dediği değerler kuramı 5 kategoride inceleniyor: Biyolojik değerler: Kuvvet ve sağlık, Ekonomik değerler: Mal-mülk, Estetik değerler: Güzellik, Ahlâkî değerler: Fazilet ve erdem, İnanç değerleri: Kutsallıklar. Evrensel değerlerden bazıları ise: Alçak gönüllülük, sadâkat, cömertlik, sabır, dayanışma, saygı, dürüstlük, güven, barış, yardımlaşma, empati, merhamet, paylaşımcılık, katılımcılık, kapsayıcılık, çalışkanlık, vefalı olma, vicdan.

Okunma Sayısı: 1194
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı