"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ya yeni hâl, ya izmihlâl

Caner KUTLU
21 Haziran 2018, Perşembe
Evrenselleşmek, Medenîleşmek, Cemaatleşmek... -29-

Fethi Benslama, ‘Ölüm Siyaseti’ kitabında, topluluk ile toplum arasındaki farkı şöyle varsayıyor: “Organik topluluğun özelliği bireyin aidiyet grubuna (aile, boy, köy, hatta küçük kent) yakınlığı ve bağlılığı, ayrıca geleneksel ve dinsel uygulamalara sadık kalmasıdır. Ötekiyse geniş kentsel ortamlarda birbirlerine işlevlerle, sözleşmelerle, üretken ve ticarî alış verişlerle bağlı bireyleri de devlet ve normatif hukuk yönetir.” Sonuçta deneysel incelemeler bizi çoğunlukla topluluk ve toplum arasındaki ikiliği “değişkenler”den çok “etkenler” olarak yorumlamaya götürür. “Hatta şurası açıktır ki”, diyor Benslama, “organik yapı ussal istencin (aklî irade) sert darbeleriyle üstünlüğünü yitirmeye başlayınca ve üyeleri bunun simgelediği ‘değişiveren dünya’da ne yapacaklarını şaşırınca, organik istençte eşi görülmemiş şiddet derecelerine, iç savaşa, ola ki ülkeler arası savaşa varabilen bir tepkiye şahit oluruz. Topluluğun organik eğilimiyle toplumun ussal eğilimi arasındaki çatışmanın, Müslümanların hâlihazırdaki öznelliklerine özgü bir veri olduğunu göstererek geliştirmeye çalıştığım yaklaşıma göre bugün İslâm âleminde yaşanan durum da budur.” Benslama’ya göre “İslâm topluluğundaki asıl çatışma sanıldığı gibi laiklikle din arasında değildir; Daha doğrusu bunlar arasındaki uyuşmazlık, topluluk anlaşmasının toplumsal sözleşmeye dönüşmesi olgusuyla karşılaşıldığında ikincil kalır. Kaldı ki, Müslüman âleminde, kesinlikle Aydınlanma Çağı’ndan yana olan ussal toplum savunucuları bir laikleştirme tasarısı taşımıyorlardı, inananlar topluluğu için egemenliğin simgesel kurumu olan halifeliği kaldıran Mustafa Kemal Atatürk dışında.” 

Benslama İslâm ülkelerinden çıkan terörist grupların kökenlerini elbette Batı’nın ürettiği “şarkiyatçılık” ölçülerini kullanarak bulmaya çalışıyor. Buradan hareketle psike ile siyaset arasındaki zorunlu bağları ortaya koyabilir, “psike-polis” paradigması olarak tanımlanabilecek olan şiddet ve şiddet karşıtı ihtimalleri düşünebiliriz noktasında. Farhad Khosrokhavar da “psikolojik kırılganlığın” hesaba katılmasına, yalnızca “psiko-antropolojik” bir bakış açısıyla ele alınabilecek angajmanın simgesel boyutunu vurgulamaya çağrı yapar. Psikoloji ve Antropoloji kaynaklığı her örnekte kendini üretiyor. Buradan çıkan sonuçlar hemen kabul edilemese de yadsımak da mümkün olamaz. Bediüzzaman’ın “hemen kabul etmeyin, mihenge vurun!” ölçüleri başta belirlemeyi ve deklare etmeyi zorunlu kılar.

Dünyada ve Türkiye’de son dönemde terörize olmak sûretiyle çözülen (ancak hâlâ çözümlenemeyen) yapılar organik topluluk ve toplum arasındaki boşluklarda hastalıklı birleşimler “İslâm âlemi içinde zuhur eden Kemalizmler” olarak görmek pekâlâ mümkün olabilir. Bunlar medeniyet fenleri ile din ilimleri (gelenek) “mezc prensipleri”nin bazı parçalarını sahiplenip hile ve şüphelerle yanlış hedefler için “atom bombası” üreten menfaatçiler “kasaba kurnazları” ya da Bediüzzaman’ın tanımıyla “bedbahtlar” mezcin parçaları olan “kelimeleri”ni de ortaya saçtılar. Şüphesiz: “Paslanmış bîhemta bir elmas, daima mücella cama müreccahtır.” (Mektubat) Gelenekleri ve kaideleri olan, alanı içinde pek çok sistemler üretebilmiş “Nurculuk” modern dönemde tarihî kökeni, eseri, kaynağı bulunan... özellikli kahramanlar çıkarmış biricik “akıllı irade” örneğidir. Zübeyir Gündüzalp: “Biz ahrar, yani hürriyetçiyiz. İsim ve şahıslar değişebilir. Ama ölçüler değişmez. Biz ölçülerimize uyanları destekleriz. Sahneden düşenleri sahneye çıkarmak bizim işimiz değil. Ölçülerimize uyan, bu ölçülerle millet ekseriyetinin desteğini kazanan kim olursa olsun, biz onu reylerimizle destekleriz. Mesleğimizde milletin ekseriyetinin hüsn-ü teveccühünü kaybetmiş, mazi olanlarla istikbale yürünmez, onlarla kaybedecek zamanımız yoktur.”

Bu bir “toplumsal algı” göstergesidir. Popüler cemaat anlayışı yahut organik topluluktan topluma geçişteki modern unsurları, İslâmiyet’in doğruları ve doğruluklarıyla sağlıklı füzyonlar üretmek hedefi, bu ifadeyi anlamak durumundadır. Sağlıksız yapıların keşfi de o kadar zor değildir. Çözülmelerle ilgili en “doğrudan” tesbit Mehmet Kutlular’ın Ruşen Çakır’a verdiği röportajda ortaya konmuştu: “Burada menfaatler karşılıklıdır. Devlet İslâmî gruplara: Devlete, Atatürk’e saygılı olun, biz de size yardımcı oluruz, demiştir. 

“Ama devlet zamanla bakıyor ki bu gruplar büyüyor. O zaman da paniğe kapılıyor ve engellemeye çalışıyor. O güne kadar kullanıyor, işi bitince de bir kenara bırakıyor. Bırakırken de usûlüyle, yavaşça bırakmıyor; öyle bırakıyor ki paramparça ediyor.” Dolayısıyla çatışma benzerler arasında kuruluyor; “organik devlet” ile “organik topluluklar” arasındaki “oyun bozan” ise “akıllı irade”yi temsil eden toplumsal yapılardır. Meşveret, şûrâ, adalet, hürriyet ve kanunlara bağlılık ilkelerini uygulamak, başta İslâm toplumlarını modern düzen içinde tanımlayarak iki tarafı düşmanlık duygularından kurtarmak; böylece meşrûtiyet-i meşrûa, hürriyet-i şer’i ve meşveret-i şer’iye gibi yeni kelimeler üzerinden modern toplumu geliştirerek aşacak anlayışların pratikleri üzerine çalışmaktır.

 “Doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ef’aliyle göstermek” ifadesi bu çabalara işaret ediyor. Çünkü medeniyet “telâhuk-u efkâr” denilen; uç uca eklenerek yenilenirler veya el değiştirirler. Füzyon etkisi, Medeniyeti bambaşka bir enerjiyle yeniden parlatabilir. Bediüzzaman’ın “istikbal” için bu kadar iddialı olması buradaki inanılmaz gücü öngörmesindendir. Yoksa şahsî bir şey değildir. 

Fethi Benslama İslâmcılığı tanımlarken: “İslâmcılığın icadı siyasal yönetim paradigmasını alaşağı etmeyi amaçlamıştır” ve “... onun temel amacı siyasetin dine bağlanmasıdır, öyle ki onu dinin içinde eritip yok etmeye can atar” diyor. Benslama’nın okuma biçimine göre İslâmcılık; Müslümanların İslâm’dan hareketle Batı karşısında icat ettikleri, ama bunu yaparken Batı’nın siyasal üretimlerinin bir bölümünden de yararlanmaktan kaçınmadıkları siyaset-karşıtı ütopyadır. Aslında bu din aracılığıyla siyasetin işlevsizleştirilmesi ya da siyasetten çıkış ütopyasıdır. 

Ona göre asıl sorun, “Müslüman âleminde dinle bağlantılı olmayan bir siyasetin var olmamasıdır; İktidar dinden asla ayrılmamıştır. Hz. Muhammed’in (asm) ve belki hemen ardından gelen birkaç kişinin dönemi dışında...”

İttihad-ı İslâm Partisi için “Yüzde altmış-yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini, siyasete âlet etmemeğe, belki siyaseti dine âlet etmeğe çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeğe mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.” (Emirdağ Lâhikası) deniyor. Bediüzzaman “siyasetin dine alet edilebilmesi” seçeneğine de temkinli bakıyor; çünkü “terbiye-i İslâmiye” değişmiştir. Müslümanlar uzun zamandır medeniyetin unsurlarına hâkim durumda değillerdir; tepkisellik nezaket ve zarafet gibi özellikleri törpülemiş, toplum Asr-ı Saadet dönemlerinden uzaklaşmıştır. Dolayısıyla terbiye-i İslâmiye’nin tesisi birincil hedef olmalıdır ki bunu yapacak müesseseler “doğru” cemaatlerdir. Siyasetin dine alet edilmesinin örnekleri Emevîlik ve Osmanlıcılık, dramatik tarihlerinde büyük hizmetleri yanında bugüne olumsuz etkileri olabilecek “siyaset”leri -özellikle günümüz “telâhuk-u efkâr” seviyesi ile karşılaştığında- sebebiyle “eski asırlar”a ait kalmıştır. Bediüzzaman’ın “eski hâl muhal” dediği alandadır. O halde “ya yeni hâl ya izmihlal” doğru “ikiliği” karşılayacaktır. 

Okunma Sayısı: 2364
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı