"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ankara’nın Kıbrıs tepkisizliği…

Cevher İLHAN
11 Mayıs 2018, Cuma
“Baskın seçim” sath-ı mailinde, yoğun siyasi karambolde, çoğu kez siyasi iktidarın başarısızlıklarını örten bir dizi önemli konu gündemden kaydırılarak gürültüye getiriliyor.

Bunlardan biri, 1878’de Osmanlı devletinden İngiltere’ye kiralanmasıyla kaybedilen Kıbrıs Adası’nın ilk kez 1955’te Demokrat Parti iktidarında merhum Başbakan Menderes’in Heyet Başkanı yaptığı Dışişleri Bakanı merhum Fatin Rüştü Zorlu’nun Londra Konferansı’nda “Türkiye’nin Kıbrıs’ta taraf olduğu’nun teyit edilmesi”yle başlayan, ardından 19 Şubat 1959’da yapılan Londra ve Zürih antlaşmalarında Türkiye, İngiltere ve Yunanistan arasında imzalanan “Türkiye’nin garantörlüğü”nün tasfiyesine kalkışılmasına Ankara’nın tepkisiz tavrı.

Merhum Aydın Menderes’in ifâdesiyle “büyük bir direnç ve fevkalâde başarılı diplomasiyle Kıbrıs’ı İngiltere’nin kursağından çekip çıkaran” Menderes ve Zorlu’nun kazandırdıkları sözkonusu stratejik anlaşmalar uluslararası arenada Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi Ada’da hak ve söz sahibi yapmıştı.

Bu “garantörlük hakkı” sayesinde Türkiye, belli bir askerî gücü yeniden Ada’da konuşlandırmayı ve siyasi hakları elde etmiş, 15 Temmuz 1974 Atina darbesiyle çıkan kargaşada Yunanistan’ın Kıbrıs’a müdahalesiyle Müslüman nüfusun baskı ve zulümle tasfiyesine karşı 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirmişti.

“TÜRKİYE KIBRIS’TAN ÇEKİLİYOR MU?”

Ne var ki, gelinen vetirede, KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın BM Genel Sekreteri Guterres’in, “Kıbrıs’ta Rumlarla müzâkerelere devam edebilmek için Türkiye’nin garantörlük hakkının kaldırılabileceği”ni öngören ve “stratejik paket” dediği taslağın “kabul edilebilir olduğu” açıklamasına Ankara tepki göstermedi.

Gerçi Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “50 yıldır devam eden müzakere süreci var, fakat artık kısır döngü haline geldi, ilerleme sağlanamıyor. Rum tarafında esaslı bir zihniyet değişikliği olmadığı sürece biz aynı oyunu oynamaya niyetli değiliz. Rumların zihniyetiyle bir federal çözüme ulaşılamaz. Artık yeni bir yol denenmesi gerekli” diyerek, “Türkiye’nin garantörlüğünü yeniden pazarlığa açan türlü muğlaklıklarla dolu” belgeyi basından öğrendikleri”ni ikrar edip eleştirdi.

Ancak “Türkiye’nin tamamen garantörlükten vazgeçmesini” esas alan ve neticede Mehmetçiği bütünüyle Kıbrıs’tan çekme taahhüdünü” şart koşan taslağa ne her fırsatta iç ve dış muhataplarına “Ey!...” diye seslenip veryansın eden Cumhurbaşkanı’ndan, ne iktidar sözcülerinden ve ne de “iktidara ilişik medya”dan güçlü bir tepki verilmemesinin hiçbir mâkul anlamı yok.

Bundandır ki, daha önce “Kıbrıs’ta verilecek tâviz kalmadı”, “Rum tarafının haritası kabul edilemez” diyen (gazeteler, 6,13.1.17) Akıncı’nın “Türkiye’nin Adadaki etkin ve fiili garantisini sona erdirmeyi öngören Guterres belgesini kabul etme” çarkı, “Kıbrıs’ın kapalı zarfta paketlenmesi” olarak yorumlanıp, “Türkiye Kıbrıs’tan çekiliyor mu?” sorusunu gündeme getiriyor.

Nitekim geçen yıl İsviçre’de başarısızlıkla sonuçlanan Kıbrıs görüşmelerinde masaya gelen “Guterres belgesi”nde, Türkiye’nin Adadaki garantisinin sona erdirilmesinin, Türk askeri yerine uluslararası güç konuşlandırılmasının öngörüldüğünü nazara veren KKTC eski Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun, “Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçmek, Kıbrıs halkının geleceğini, güvenliğini tehlikeye atmak demektir” tesbiti bunu doğruluyor. (Millî Gazete, 4.5.18)

GÜÇLÜ DİPLOMASİ İLE ANLATMALI

Bunun içindir ki, eski Cumhurbaşkanı’nın, “İngiltere’nin egemen üsleri devam edecek, Rusya, Fransa, Yunanistan, İsrail istediği gibi Kıbrıs topraklarında, denizlerinde, havasında cirit atacak, ama Türkiye Kıbrıs’ta olmayacak. Bu mu hedefleniyor? Sayın Akıncı Filistinlilerin başına bir garantörleri olmadığı için gelenlerin farkında değil mi?” çarpıcı soruları cevap bekliyor. Ve tam da bu süreçte, Kıbrıs Rum Kesimi’nde İsrail Başbakanı Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Çipras ve Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Anastasiadis’ın, “İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan 1880 km’lik ortak boru hattı”yla bölgedeki doğalgazın İtalya üzerinden Avrupa’ya taşınması amacıyla bir araya gelerek, Türkiye ve KKTC’ye karşı bir enerji bloku oluşturmakla Türkiye’nin Akdeniz’de enerji köprüsü rolünü engelleme” girişimleri dikkat çekici. (DHA, 8.5.18)

Özetle, ABD ve İsrail desteğiyle Akdeniz ve Ege’de Türkiye’yi etkisiz kılma ve enerji denkleminde devre dışı bıraktırıp kuşatma ittifakıyla Kıbrıs ve Akdeniz adım adım kaybedilirken, iktidarın hiç umurunda değil.

Oysa Ankara, Kıbrıs meselesini uluslararası arenada, özellikle AB mahfillerinde Türkiye’nin haklılığını güçlü ve etkin diplomasi ile anlatmalı. Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB üyeliğine engellemesine de fırsat vermemeli.

Okunma Sayısı: 2283
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı