"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Bağdat Paktı” çözümü - 2

Cevher İLHAN
23 Ekim 2017, Pazartesi
Gerçek şu ki, bugün İslâm dünyasının, özellikle İslâm medeniyeti etrafında aynı inanç, tarih ve kültürle şerefli ortak maziyi paylaşan, halklarının akraba olduğu bölge ülkelerinin, bütün etnik ve mezhebî renkleri bünyesinde barındıran anlayışla 24 Şubat 1955’te Bağdat’ta imzalanan Bağdat Paktı benzeri siyasî, iktisadî, kültürel işbirliğiyle savunma ve güvenlik anlaşmalarına ihtiyacı var.

Nisan 1911’de, Şam’da yüzden fazla İslâm âlimiyle on bini aşkın cemaate hitabında, İslâm dünyasının istikbâlinin ve Müslüman tâifelerinin dünyevî ve uhrevî saadetlerinin, “milliyetleri İslâmiyetle mezcolmuş (kaynaşmış), büyük ve muazzam Arap ve Türk gibi hâkim üstadlara bağlı olduğunu” belirten Bediüzzaman’ın, başta Arap tâifeleri ve Müslüman milletlerin, “kırk-elli sene sonra Cemâhir-i Müttefika-i Amerika (Amerika Birleşik Cumhuriyetleri) gibi en ulvî bir vaziyete girmeye, esârette kalan hâkimiyet-i İslâmiyeyi eski zaman gibi küre-i arzın nısfında (yarısında), belki ekserisinde te’sisine muvaffak olmasını Rahmet-i İlâhiyeden kuvvetle bekliyoruz” duâsının mânâsı budur. (Hutbe-i Şâmiye, 61-62) 

Bu bakımdan, Bediüzzaman, ecnebi ifsadlı zâlimane kargaşa, iç savaş ve iftirak projeleriyle tefrikaya düş(ürül)müş İslâm ülkelerinin Bağdat Paktı benzeri plâtformlarda bir araya gelerek bütün alanlarda tam bir işbirliğiyle güç birliği yaparak “meşveret ve şûrâ” temelli demokratikleşme vetiresiyle “İslâm cumhuriyetleri birliği”ne zemin oluşturmalarını ders verir. 

“TEKRAR BİR ARAYA GELMENİN ÇÂRELERİ”

Türkiye’nin âdeta içine kapandığı tek parti döneminin ardından 14 Mayıs 1950 seçimleriyle gelen Demokrat Parti iktidarında, Ankara’nın basiretli, aktif, vizyoner, etkin ve müsbet dış politikasıyla Türkiye’yi bölgesel güç haline getiren Bağdat Paktı’nda öncelikle ekonomik bir kurul oluşturulup bölgedeki enerji sorununun çözülmesi, bunun en bariz örneğidir. 

Esasen merhum Başvekil Menderes’in paktın imzalanması için Şubat 1955’te Dışişleri Bakanı Ali Fuat Köprülü ve DP milletvekilleriyle gittiği Bağdat’ta anlaşma sonrası İmam-ı Azâm Türbesi’ni ziyaretinde, “Elbette bir daha yeniden Osmanlı imparatorluğu kurulmaz, ama günümüzün imkân ve şartları içinde o coğrafyada bulunan ülkeler, niçin tekrar bir araya gelmenin çârelerini aramasın, bir yolunu bulmasın?” perspektifi Bağdat Paktı’nın hedefini özetler. (İdris Gürsoy, Aksiyon, 22.11.2011) 

Bu hedef, Bedüzzaman’ın “Reis-i Cumhura (Bayar’a) ve Başvekile (Menderes’e)” yazdığı mektupta, “birbirine komşu ve muhtaç olan kardeşler” diye tavsif ettiği “İslâm kavimlerini, meselâ Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsad etmesin, hakikî, müsbet ve kudsî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyetinin tam inkişâfına mazhar olsun” çağrısıyla aynı anlamı taşır. (Emirdağ Lâhikası, 437-440)

Ne var ki Bağdat Paktı’nın, Arap ülkelerince tanınmayan İsrail’i dışlaması özellikle pakta katılan İsrail’i ve hâmisi başta İngiltere ve Batılı devletlerin baskı ve müdahalesiyle akamete uğratılır. 

Önce 1958’de Türkiye’nin Kıbrıs’ı İngiltere’nin kursağından çekip çıkardığı Londra Antlaşması için Londra yakınlarında Menderes’in uçağı “düşer.” Irak adına pakta imza atan Kral İkinci Faysal ve Başbakan Nuri Said Paşa linç edilerek feci bir şekilde katledilir. İki sene sonra 27 Mayıs 1960’ta Demokrat Parti hükümetinin darbeyle alaşağı edilip Menderes ve iki bakanı idam edilir. 

“BAĞDAT PAKTI” YENİDEN İHYA EDİLMELİ

Kısacası, bir barış ve kalkınma projesi olan Bağdat Paktı’ndan kısa süre sonra kurucu üyeler Irak, Türkiye ve Pakistan’da peşpeşe hârici müfsid mihrakların kışkırtıp destekledikleri kanlı askerî darbelerle sabote edilir.

Zira eğer Bağdat Paktı, esaslı düsturları üzerinde diğer bölge ülkelerinin katılımıyla gelişip devam etseydi, ne İsrail bu kadar pervasızlaşıp Filistin’de işgal ve zulmü arttırabilir, ne bölgeye ecnebi müdahaleleri olur, ne Irak işgal edilir, ne bölgede El Kaide türevi IŞİD türü küresel güçlerin taşeronu silâhlı örgütler cirit atabilir, ne terör ve kargaşa ne Suriye iç savaş girdabına düşer ve ne de mezhebî ve etnik tefrikalarla Ortadoğu ve İslâm dünyası bu denli fitne ve felâketlere bu denli mâruz kalmazdı.

Bunun içindir ki, bin sene Kur’ân’a hizmet eden, asırlarca Kudüs’ün, Şam’ın, Bağdat’ın himâyesini, mukaddes beldeler Mekke ve Medine’nin hizmetkârlığı ulvî şerefini taşıyan şiârla, Osmanlının mirâsını devralan Türkiye’nin, etnik ve mezhebî farklılıkları kaşıyan tuzaklara düşmeyip, küresel emperyal güçlerin, İslâm coğrafyasını ve milletlerini daha da bölüp parçalama menhus maksatlı müdahalelerine meydan vermeden, ufuklu dış politika ve usta diplomasiyle Müslüman komşu ülkelerle “İslâm kardeşliği” ekseninde öncelikle Bağdat Paktı mânâsının yeniden ihyası bir vecîbedir.  

Türkiye’nin, bölgenin ve İslâm dünyasının çâresi budur…

Okunma Sayısı: 792
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı