"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman Mevlidi’ne garip “yasak gerekçesi” - 3

Cevher İLHAN
12 Ekim 2017, Perşembe
Tesbit şu ki, 1990’dan 2001’e kadar her yıl fasılasız okutulan on Bediüzzaman mevlidinden bugüne -bir tek 2014’teki mevlid hâriç- Bediüzzaman mevlidleri okunmadı, okutulmadı...

Bu arada 2015’teki Ankara Gar saldırısında mevlide bir gün kala Emniyet’in talebiyle iptal edilip “ertelendi”; 15 Temmuz 2016 menfur “darbe girişimi” kalkışması sonrasında müracaat edilmedi.

İşin gerçeğine bakılırsa, öncelikle Diyanet’in müteaddit raporlarında, “Bediüzzaman Said Nursî milletimizin yetiştirdiği büyük âlim ve mütefekkir olup, hayatını bu çağın insanlarına iman hakikatlerini anlatmaya adadığı” kaydedilir,

Keza “telif ettiği Risale-i Nur Küliyatı’nda Kur’ân-ı Kerim’den hareketle özellikle günün inanç problemlerini kaleme aldığı, îmân hakikatleri, ahlâk-ı İslâmiye, ibâdetlerin hikmetleri, İslâm birliği, İslâm’ın mebde’ ve meâd anlayışı, insânın varoluş gâyesi, mevcûdâtın yaratılış hikmetleri, esmâ-i hüsnânın mevcûdâttaki tecellîleri gibi temel konular üzerinde durarulak Kur’ân âyetlerini etkileyici bir dil ve üslûb ile çağımızın idrâkine sunduğu” belirtilir.

“GEREKÇELER” GERÇEK DIŞI VE GEÇERSİZ!

Bunun içindir ki, “Bediüzzaman’ın eserleri için, “her biri kıymeti hâiz olan, fikir ve kültür mîrâsımızın güzîde örneklerdir” diyen Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Görmez’in ifâdesiyle, “Diyanet’ten Risalelerin aleyhine bilirkişi raporu raporlarının istendiği” en baskıcı ara ve darbe dönemleri dahil bütün süreçlerde Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din İşleri Yüksek Kurulu, bütün rapor ve mütâlaalarında Nur Risalelerinin Kur`ân-ı Kerim`in bir tefsiri mâhiyetinde Kur’ân ve Hadisten ilham alınarak imân hakikatlerini ele alan eserler olduğunu, herhangi bir menfî düşüncenin bu eserlerde yer almadığı” açıkça yazılmış. (Başbakanlık Diyanet İşleri Reisliği Müşavere Kurulu 25.3.1956 ve 25.5.1958 tarihli raporları; Av. Bekir Berk, Hakkın Zaferi İçin, Yeni Asya Yayınları, 1972-İstanbul, s. 495)

Keza buna bağlı olarak, iki bine yakın beraat kararı veren Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri, “Nurculuk’, bir tarikat ve mezhep olmayıp dinsizlik cereyanına karşı, Said Nursî’nin Kur’ân-ı Kerim âyetlerini ele alarak Risale-i Nur nâmıyla yazdığı eserlere izâfe edilen bir cereyandır. Nur talebelerinin bütün gayesi İslâmiyeti öğrenmek, öğretmek ve yaymaktır. Bundan başka gâyeleri yoktur. Kaldı ki Nur talebeleri bir ekole mensupturlar, bir cemiyet değil. ‘Nurculuk’, ne mezheptir, ne tarikattır, ne de cemiyettir. Esasen İslâmiyeti, Nur Risalelerini okumak suretiyle öğrenenlere Nur talebeleri denilir” hükmünde bulunmuşlar. (Örnek; İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.6.1963 tarihli kararı; Maraş Sulh Hakimliğinin 6.9.1963 tarih ve 963/295-494 sayılı kararları, a.g.e., s. 495-496)

Hûlâsa, son dönemde bazı Risaleleri basıp neşeden Diyanet raporlarıyla, Risale-i Nur’un ve Bediüzzaman’ın beyânıyla “Risaleleri kendi malı telifi gibi hissedip çıkan ve en mühim vazife-i hayatisini onun neşir ve hizmeti bilen” Nur talebeliği ve “Nurculuk” herhangi bir suç olmadığına göre, Bediüzzaman mevlidini “yasaklama”nın gerçek gerekçesi olamayacağı ortada.  

DEVLETİN DERİN DEHLİZLERİNDE…                         

Diğer yandan şimdiye kadar on binlerin katıldığı Bediüzzaman mevlidlerinde en ufak bir olay çıkmamasıyla, “tebliğ- tebellüğü”nde ileri sürülen “gerekçeler”in gerçek dışılığını ortaya koyuyor.

Gerçek şu ki, süreç içinde Ankara Temsilcimiz Mehmet Kara ile Bediüzzaman mevlidleri öncesi ve sonrası ziyaret ettiğimiz Emniyet yetkilileri, mevlidlerin büyük bir olgunluk ve asâyiş içinde geçtiği takdiriyle teşekkürlerini şifâhen bildirdiler. En son 2014’te okutulan Bediüzzaman mevlidi sonrası “sıfır vukut”la raporladıklarını ilgililere ilettiler.  

Bu bakımdan, son Bediüzzaman mevlidindeki OHAL atıflı 28 Şubat “postmodern darbe” dönemini hortlatan ve hatırlatan, “son zamanlarda meydana gelen gelişmeler” ve “bir takım toplumsal duyarlıklar nedeniyle toplantıya katılacak olan grup ve şahıslara bazı kesimlerce tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği belirtilmektedir”  muğlak gerekçeler muallakta esassız kalıyor.

Neticede, resmen verilen “olur” ve “izin”in iptali skandalına sebep gösterilen “yasaklama gerekçesi”nin hiç de inandırıcı olmayan ve “uyduruk” ucûbe açığa çıkıyor.

Bu durumda, bazı mihraklarca pompalanan evham ve korku tahrikli “yasaklama gerekçesi”nin içyüzü, tıpkı fâil-i meçhuller gibi devletin karanlıklı derin dehlizlerinde kalıyor. Birilerinin perde arkasında devreye girip, “tepeden tâlimat”la alınan “izni” emr-i vaki “iptal ettirdiği” istifhamı sürüyor. 

Ve olan, demokrasiye, hukuka, vatandaşların temel ve hak hürriyetlerine, düşünce ve ifâde özgürlüğüne, ibâdet ve duâ hakkına oluyor.

Yazık değil mi?

Okunma Sayısı: 759
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı