"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Operasyon, “2. Sykes-Picot”u önleyecek mi?

Cevher İLHAN
03 Kasım 2018, Cumartesi
İKRAR

Askerî operasyonlarla devam eden yanlış “Suriye politikası”nın yanlışlığına dair aslında iktidar canibinden ikrarlar gelmişti. AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Davutoğlu hükûmeti sözcüsü iken, “Başımıza gelen birçok şey Suriye politikası sonucudur” demişti. (gazeteler, 24.8.16)

Peşinden “Baştan beri Suriye politikasının büyük yanlışlarla dolu olduğuna inananlardanım. Tabii ki Esad rejiminin, zâlimlerin yanında yer alacak değiliz, ancak iyi bir Suriye barışı tahkim edilmesi lâzım. Önce ateşkesin doğru uygulanması, sonra masanın doğru kurulması önemli” ikazıyla eleştirmişti. (Hürriyet, 5.1.17)

Keza Başbakan Yardımcısı olarak da daha önce “Maalesef Türkiye olarak kalıcı bir çözüm üretemedik. Suriye politikası bu şekilde bir çıkmaza girmiş olmasaydı İstanbul’da, Ankara’da, Gaziantep’te, Elazığ’da bombalar patlamayacaktı. Hatta Türkiye bölgedeki birtakım güçlerle, örneğin Rusya ile bir yıldır devam eden gerilimin içerisine girmeyecekti. İran ile birçok konuda anlaşmazlık yaşamayacaktı” yakınmasında bulunmuştu.

Ve bu tesbitlerle “Türkiye 3.5 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. 15 milyar dolara yakın para harcadı. Türkiye’nin bazı şehirlerinin sosyolojik yapısı değişti” diye hayıflanmıştı. (gazeteler, 29.9.-26.11.16)

Ancak Suriye’de 600 bin insanın katledilip bu masrafın 30 milyar doları aştığı vartada, AKP Genel Başkanvekili olarak bu kez “amaçlarının Suriye’nin kuzeyinden ya da herhangi bir yerinden Türkiye’ye karşı gelecek terör saldırı ve tehdidini kaynağında yok etmek olduğu” sözleri dikkat çekici. (DHA, 28.10.18)

Gerçekten, bu kez Fırat’ın doğusunu bombalamakla kalan sınır ötesi harekâtlar ya da bir askeri operasyon, Kurtulmuş’un “2. Sykes-Picot” olarak tanımladığı, “Türklerin, Kürtlerin, Sünnîlerin, Şiilerin, Alevilerin birbirlerine düşman haline getirilmesi”yle Suriye’nin mezhebî - etnik iftiraklarla paramparça edilmesi felâketinin önünü alacak mı? Değilse neden akıbetsiz politikalarda ısrar ediliyor?

GARABET

“Donan şehidler araştırması”na red

Siyasetin bir diğer gündemi, Tunceli Nazimiye kırsalında iki askerin donarak şehid edilmesine karşı siyasî iktidarın garip tutumu. Muhalefet, 21. yüzyılda iki askerin donarak şehit olması ihmali ve tedbirsizliği vebâlinin bir bedelinin olması gerektiğini bildiriyor. Hollanda’da kadın Savunma Bakanının, BM’de görev yapan iki askerin kazaen ölmesi üzerine istifa ettiğini nazara veriyor. 

Konunun, siyaset olmayıp, askerlerin vatanı korumak için canlarını fedâ etiklerini belirtip, “Madem iddia edildiği gibi bunca yeterli giyim ve teçhizat var, daha Ekim ayında neden bu askerler dondular?” sorularıyla fecaatin mutlaka araştırılmasını istiyor.

Ne var ki, iktidar mahfilleri, “gerekli tedbiri alınmaması ve ihmalin araştırılması” taleplerini hâlâ “hepimiz sorumluyuz” politik söylemleriyle vahameti geçiştirme peşinde. Cumhurbaşkanı, “Dedem de Sarıkamış’ta donarak şehid oldu” tepkisini veriyor.

Ancak en vahim garabet, İyi Parti’nin bu husustaki Meclis araştırma önergesinin, AKP’nin oylarıyla ve MHP ile HDP’nin çekimser kalmasıyla reddedilmesi.

Gerçekten, “vatanperverlik”te mangalda kül bırakmayan iktidar ve ortağı, neden ihmal ve tedbirsizliğin araştırılmasından kaçınır? Sırf siyasi rant hesâpları uğruna bu kaçınmanın “sorumluluk”la, “milliyetçilik”le, “vatanperverlik”le açıklanır bir izâhı var mı?

İLGİNÇ

İktidarın “Kaşıkçı soruları”

Türkiye’nin ağır ekonomik kriz gibi gerçek meselelerinin tartışılmaması için türetilen “popüler gündemler”le “sahte krizler”in ardı arkası kesilmiyor. Bunlardan birisi de, iktidardakilerin “Kaşıkçı cinâyeti”ne dair sorularla geçiştirmeleri.

Partisinin grup toplantısında, yürütmenin başında değilmiş gibi Cumhurbaşkanı’nın, “Şu sorular herkesin kafasını kurcalamaya devam ediyor” diye peşpeşe 15 soru sıraladı.

Vaziyete bakın ki, vatandaşların soracağı soruları, her fırsatta yürütmenin başı olduğunu tekrarlayan, istihbarat - emniyet birimleriyle devlet imkânları elinde olan Cumhurbaşkanı, hükûmet ve iktidar partisi sözcüleri kamuoyu önünde soruyor!

Oysa iktidardakilerin görevi, halkın kafasını kurcalayan soruları sormak değil, bu soruların cevabını vermektir.

SÖZÜ ÖZÜ

“Eyyühe’r rüûs ve’r-rüesâ! (Ey reisler ve başkanlar!) İşi birbirinize havale etmeyiniz. Elinizdeki malımızla ve yayınındaki aklımızla bize hizmet ediniz.”

Bediüzzaman, (Münâzarât, 104)

 

Okunma Sayısı: 1150
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı