"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Tehdit dili” ateşi yükseltiyor

Cevher İLHAN
14 Ağustos 2018, Salı
GARABET

“Tehdit dili” ateşi yükseltiyor

Seçim kampanyası boyunca “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”nde “her şeyin daha iyi olacağı” ve “ekonomide Türkiye’nin uçacağı” propagandasının ardından daha bir hafta önce “100 günlük icraat”ta tekrarlanan vaadlere karşılık Türkiye hızla bir anafora sürüklendi. 

Enflasyonun resmî rakamlarla yüzde 16-17’ye, gerçekte yüzde 30’lara doğru tırmandığı, TÜİK’e göre resmî işsiz sayısının 3 milyon 86 bin kişiyi bulduğu, elektrikten doğalgaza ve gıdaya peşpeşe gelen zamlarla zam furyasının tetiklenip pahalılığın kat kat arttığı, doların 7 lirayı geçtiği ve Türkiye’nin dış borcunun daha da ağırlaştığı bir süreç yaşanıyor. 

“İktidara ilişik medya”da olup bitenlerin “kampanya” ve “algı operasyonu” sonucu olduğu ileri sürülürken “doların uçmasından ve TL’nin değer kaybetmesinden âdeta halkın memnun olduğu” yorumları dikkat çekici.

Ancak Bayburt’ta başlayan günlük Doğu Karadeniz gezisinde defalarca “Onların doları varsa bizim de halkımız, hakkımız ve Allah’ımız var!” tepkisiyle vatandaşlara “yastık altındaki dolarlarını Türk lirasına çevirmeleri” çağrısında bulunan Cumhurbaşkanı’nın en son Trabzon’dan bu kez sanayicilere ve firmalara “Bankalardan döviz çekmek için koşmayın; aksi halde B ve C plânlarımız var!” çıkışı yeni dalgalanmalara sebebiyet verdi.  

Görünen o ki, hamasetle, “tehdit dili”yle, “restler” ve “meydan okumalar”la dövizin ateşi düşmüyor; dahası aksi tesir yapıp daha da yükseliyor. 

Bundandır ki ekonomistler, “tehdit dili”nin terk edilmesinin, sanayiciyi, yatırımcıyı, vatandaşı daha da endişelendirip krizi derinleştiren fevriliklere artık son verilerek, itidal, aklıselim ve etkin diplomasiyle hareket edilmesinin ehemmiyetini vurguluyorlar.

Gündem

Tarihten iki örnek

Trump’ın tweetlerle yaptığı “ekonomik tehdid”de karşılık Ankara’nın sadece söylemde kalınıp eylemde ciddî bir tavır koymaması üzerine geçmişteki iki olay hatırlatılıyor. 

Temmuz 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtından dolayı Amerika’nın dayattığı silâh ambargosunu bütün diplomatik çabalara rağmen bir türlü kaldırmaması üzerine dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, 1975 Temmuz’unda ABD’ye ait Türkiye’deki 21 üs ve tesisi kapatmış ve beş bin Amerikan askeri ülkesine gönderilmişti. 

Bu olayı Güneri Cıvaoğlu, Hulusi Turgut’a atfen şöyle özetlemişti:

“Demirel Başbakan olduğunda kucağında bulduğu silâh ambargosu nedeniyle hem üzgün, hem öfkeliydi. Ankara’ya gelen dönemin Dışişleri Bakanı Kissinger ve daha sonra Brüksel’de konuştuğu ABD Başkanı Ford’a ‘ambargonun ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri germesinin yanı sıra TSK’nın savaş gücünü zayıflattığını, bunun dolaylı olarak NATO gücünü de zaafa uğrattığını’ anlatmıştı. ‘Bizi istemediğimiz sert tedbirler almaya zorlamayın’ diye uyarmıştı. Fakat sonuç alınamamıştı. Bunun üzerine Türkiye, 25 Temmuz 1975 tarihli Bakanlar Kurulu kararnâmesiyle başta İncirlik olmak üzere Türkiye’deki sayıları 21’i bulan bütün ABD üs ve tesislerini’ kapattı. Amerikan bayrakları indirilerek yerine Türk bayrakları çekildi.” (Milliyet, 7.1.17)

Diğer hâdise ise, 4 Temmuz 2003’te Kuzey Irak’taki Süleymaniye’de sayıları 150’u bulan işgalci Amerikan askerinin Türkiye karakolunu basıp Özel Kuvvetlere mensup 11 Türk subayının başına çuval geçirmesine karşı dönemin Başbakanının “Neden ABD’ye bir nota ile de olsa tepki gösterilmiyor!” eleştirilerine, “Nota, öyle her kafasına estiğinde verilmez; ne notası, müzik notası mı?!” tepkisi(zliği)ydi…

Tesbit

“Ülke altında kalır!”

Döviz kurunda olup bitenler, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın hatırlattığı, Türk Lirasının değer kaybına dair merhum Demirel’in ülke yöneticilerine tarihî uyarısının ehemmiyetini bir defa daha teyid ediyor.  

Demirel’in “Türkiye asla bir daha siyasî şartla, siyasî tavizle para arar hale getirilmemelidir. Sonunu getiremezsiniz, altında bütün ülke kalır” sözüne dikkat çeken Uysal’ın, “Keşke şimdi Türkiye’yi yönetenler merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in bu tarihî uyarısını idrak etselerdi de bu acz içine memleketi düşürmeselerdi!” değerlendirmesi süreçteki vahameti açıkça ortaya koyuyor.

Haftanın Sözü

“Tek adam rejiminin acı meyveleri”

“Mevcut siyasî ve ekonomik tablonun sürdürülebilmesi mümkün değil. Daha bir ay dolmadan Türkiye’ye dayattıkları ‘tek adam rejimi’nin acı meyveleri düşmeye başladı. Ekonomi tepetaklak oldu. Hukuk yerle bir. Dış politika fiyasko. Devlet darmadağın. Anayasanın askıya alındığı bir süreçten geçiyoruz.”

Meral Akşener (İyi Parti Genel Başkanı)

Okunma Sayısı: 2183
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    14.8.2018 01:42:07

    Merhum Demirel'deki siyasî deha ve cesaret nadir görülür ve her yigidin harci degildir. A-B-C Planlarimiz var demekle Ey Falanci Ey Filanci nidalariyla ülke yönetilmiyor. ABD ye önemli husus icin mütercime muhtac heyet yollaniyor mütercimleri yok görüsemiyorlar diye duyumlar var. Bu duyum Afrikanin balta girmemis ormanindan giden bir kabilenin heyeti hakkinda degil!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı