"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yine komploya geliniyor…

Cevher İLHAN
06 Ekim 2017, Cuma
Dış politikadaki vizyonsuzluk, ve strateji yoksunluğu Türkiye’ye hep kaybettiriyor. Belli ki siyasî iktidar ve bağlı “araştırma kurumları” kışa dönen “Arap Baharı”nda ve başta Irak ve Suriye olmak üzere bölgedeki gelişmeleri okuyamıyor; hep çuvallıyor.

Yıllardır seslendirilen Kuzey Irak’ın, Irak’tan koparılması referandumuna karşı Ankara’nın Bağdat’la güçlü irtibat ve işbirliğiyle yasal ve meşrû zeminde Erbil’i sözkonusu “tefrika referandumu”nda vazgeçmeye ikna etmek yerine, ne yazık ki tam tersi yapıldı. 

Bağdat py pass edilerek Erbil’le sıkı işbirliğine gidildi. Türkiye’deki “cumhur-başkanlığı referandumu”nda etkili olduğu Güneydoğu’daki bazı aşiretlere “evet” oyunu verdirmesi karşılığında Barzani Türkiye’ye gelişinde “devlet başkanı” gibi karşılanıp, uluslar arası kurallar çiğnenerek Bölgesel Yönetimin bayağı asıldı. Bölgesel Yönetimin merkezi Irak hükümetine azıp başkaldırmasına sebebiyet verildi.

Ve bütün bunlardan cüret alan Barzani’nin referandumda ısrarla yumurta kapıya dayandıktan ve iş işten geçtikten sonra referandumda ancak birkaç gün önce Kuzey Irak Yönetimi’ni caydıracak “yaptırımlar”dan bahsedildi. 

YENİ YANLIŞLARIN SİNYALLERİ…

Oysa adım adım gelen emrivakiye karşı başta Irak, İran ve Suriye olmak üzere bütün bölge ülkeleriyle, özellikle Kuzey Irak Yönetimiyle kurulacak diplomatik temaslarla bir ikna zemini oluşturulabilirdi. Irak halkının onaylamayacağı “kopuş”un netice vermeyeceği, bütün bölgeye rağmen küresel güçlerin ve İsrail’in tahrikiyle girişilen referandumun akıbetsizliği bildirilebilirdi. 

Başta Ankara’dan yapılan çağrılar ve temenniler 2014’ten bu yana açıklanan süreçte, en azından aylar öncesinden Cumhurbaşkanı’nın “dostum” dediği Barzani’ye açıkça telkin edilebilirdi. 

Türkiye, Barzani’nin en önemli gelir kaynağı olan ve “şah damarı” olarak nitelenen petrol – enerji sevkiyatı kartını kullanabilir, referandumun Irak anayasasına açıkça aykırı olduğu, özellikle Kerkük gibi Kürt nüfusun yoğunlukla yaşadığı bölgelerin dışında baskıyla yapılmasıyla bütünüyle meşrûiyetini kaybedeceğini etkili bir biçimde iletilebilirdi. Türkiye’nin açık desteğiyle ayakta duran Barzani yönetimi peşinen ikaz edilebilirdi. 

Ne var ki, bütün bunların hiçbirisi yapılmadı. Suriye krizinde olduğu gibi bölge ve komşu Müslüman ülkeler nezdinde çözüm telkinleri yerine, Ankara’dakiler, Şam’ı, Bağdat’ı ve Tahran’ı dışladılar. İç savaş kargaşasında mahvolan Suriye sorununun çözümü Şam yönetiminin devrilmesine bağlanırken, bizzat Cumhurbaşkanı’nca Irak Başbakanı’na, “Sen kimsin, kıratımda değilsin, muhatabım değilsin!” restleri çekildi. 

O denli ki daha birkaç ay önce Trump’ın ilk Ortadoğu gezisinde gittiği Suudi Arabistan’la birlikte İsrail’in de yer alacağı “Sünnî NATO”yu kurma hesâbına, bizzat Cumhurbaşkanı’nınca “İran bölgeyi domine ediyor, Pers tehdidi ve tehlikesi var” denilerek, emperyal ecnebilerin İslâm dünyasının Sünnî -Şiî mezhep çatışması üzerinden bloklaşıp çatıştırılması komplosuna gelindiğinin sinyalleri çakıldı. 

“EKONOMİK YAPTIRIMLAR” VE “ASKERÎ ÖNLEMLER” 

Düşülen vartada, İran’ın dâveti üzerine Tahran’a gittiğini belirten Erdoğan’ın, “siyasî alanda bölgedeki gelişmeler gündemimizi işgal ediyor, gerek Suriye gerek Irak, üzerinde ısrarla durduğumuz hususlardır” sözleri, bölgesel diyalog ve işbirliği açısından dikkate değer. 

Ancak, Kuzey Irak’taki gayrimeşrû referandum ile ilgili” “Barzani ve avanesi bu işten vazgeçecekler. Gayrimeşrû referandum yapanlar bedelini ödeyecek” diyerek, hatırlatmasıyla referanduma karşı “üçlü mekanizma” ile Türkiye, Irak ve İran’ın askerî konulardaki işbirliğinde mutabık kalındığını söyleyip  “Bizim Genelkurmay Başkanımız Irak ve İran genelkurmay başkanları ile birlikte çalışıyor. Referandumun sarhoşluğu içerisindeki Kuzey Irak mahalli yönetiminin etrafı âdeta kuşatılmış” diye konuşarak “atılacak adımlar”da diplomatik diyalog yerine “ekonomik yaptırımlar”ı ve “askerî önlemler”i öncelemesi çarpıcı.

Başta Fransa olmak üzere Batılı güçlerin Barzani ile İbadi’yi buluşturup uzlaştırmaya çalıştığı süreçte Ankara hiç kimseye faydası olmayacak ve bölgedeki ayrışma ve sorunları daha da ağırlaştıracak ve Türkiye’yi uluslar arası arenada başka bir ülkenin topraklarına saldırı ithamıyla “işgalci” durumuna düşürecek benzeri fevriliklerden sakınmalıdır. 

Batılı ülkelerin kumpası olan komploya karşı Ankara’nın “ağır ekonomik yaptırımlar” ve “askerî önlemler” yerine Batılı ülkelerin kumpası olan referandumu referandumun iptali için bölge ülkeleriyle sıkı diyalog ve işbirliğine gitmesi gerekiyor…

Okunma Sayısı: 2673
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İdris Ayaz

    6.10.2017 19:28:11

    Dışarı ile irtibat koptu. İçerisinin yarısına hitap ediliyor. Kapılar pencereler kapalı. Havasız kaldık bu dünya gurbetinde

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı