"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hizmet eri olabilmek

Davut ŞAHİN
08 Kasım 2018, Perşembe 00:28
Aidiyet duygusu insanda bir çok “hasse”yi harekete geçirir.

Meselâ, insan hangi fikir ve kurumda olursa olsun tutunacak bir dal arar kendine. Evet fıtraten hürriyetine düşkündür. Ama aidiyet duygusu hissedecek bir grup, sırtını yaslayacak bir düşünce ortamı olmadan yaşayamaz.

Yani bir yandan hür olmak ister, bir yandan da ait olma duygusuyla yaşar.

*

Bu bakımdan bir fikre bütün gücü ve güveniyle bağlanır… Ki, güvenli bağlanma, aidiyet duygusunun temelidir.

Aidiyet duygusu ile bağlılık; aile karı-koca, işçi/işveren, komşu, akraba, arkadaş… Hasılı herkesin ortak paydasıdır…

Eğer insan, ailesine değil bir başka kişiyle temasa geçiyorsa, aidiyet duygusunda bir problem var demektir.

Halbuki, aidiyet yakınlaşma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. 

*

Kuşku yok ki, aidiyet ihtiyacı, kişinin sevmek ve sevilmek istemesi ile mümkün hale gelir. Sadece biri yetmiyor; seviyorsa “sevilmek” ister. Seviliyorsa “sevmek” ister. 

Ancak bu durum, hizmete ait bir kuruluş veya “fikir” ise “müstesna” bir durum oluşur. 

Hizmet etmeyi seven, aynı zamanda karşılıksız sever; biz buna “vakfetmek” diyoruz.

*

Kendini vakfeden insan, hamaset yapmaz. “Ben yaparım, ederim, asarım/keserim” demekle bu iş yürümez. Zaten bu durum, Risale-i Nur hizmetine münafidir ve müsbet harekete terstir.

Mesele, hizmetin başına geçip toplulukları harekete geçirmek değil. Mesele, kendini vakfedip, aslanlar gibi bu dâvânın eri olabilmektir.

Aslolan, makam talep etmek yerine “hizmet eri” olabilmeyi talep etmektir.

Vazifesini yapar ve asla “vazife-i İlâhiye”ye karışmaz.

Asayişi muhafazayı netice veren, müsbet iman hizmeti içinde, her sıkıntıya karşı göğüs gerip, sabır ve şükürle mükellef olduğunu bilir. 

Toplumun barışı için devamlı istikrarına fiilen kuvvet verir. Hasbi çalışır, hizmet eder ve karşılık beklemez.

*

Şahıs merkezli bir hizmeti asla tasvip etmez. 

Bilir ki; Risale-i Nur hizmeti şahıs endeksli değildir. 

Bilir ki; bu hizmetlerde “şahs-ı manevî” esastır. 

Bilir ki; şahs-ı manevinin temel dinamiği “meşveret” esasına dayalıdır.

Yine bilir ki, Risale-i Nur hizmetinde asla “merciyet” yoktur. Bir şahsa bağlanmadığı gibi, şahısların arkasından gitmez. 

*

“Hizmet eri” asla makamda gözü olmadığı gibi, her daim hizmette ve ücrette geri planda durmasını bilir. Çünkü Rıza-i İlâhî bunu gerektirir. “Ene”sini hizmet çarkında eritmekle kalmayıp, çok çalışır ve asla göz önünde değildir. 

Zaten “hizmet eri” olabilmek hizmet etmeyi gerektirir. Başkalarını “yönetmeyi” değil.

Yaptığın hizmetleri de mümkün olduğu kadar başa kakmamalı. Öne çıkma gayretinde olmamalı.

Ne mutlu “hizmet eri” makamına erişene.

Okunma Sayısı: 852
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı