"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Devlet-Cemaat İlişkileri

19 Kasım 2018, Pazartesi
Bediüzzaman’a göre laik Cumhuriyet ‘bitaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla dinsizlere ve sefahatçilere ilişmediği gibi dindarlara ve takvacılara da ilişmez bir hükümet’tir.

Bediüzzaman’ın Değerlendirmeleri Çerçevesinde Din, Devlet ve Cemaat Münasebetleri -1

***

YAZI DİZİSİ-RAMAZAN LEVENT

Giriş:

Bediüzzaman’ın din-devlet ve devlet-cemaat münasebetleri konusundaki yaklaşımının anlaşılabilmesi için Asr-ı Saadetten itibaren din devlet münasebetleri ortaya konulmalıdır. Bu yönüyle konu gayet geniş bir muhtevaya  sahiptir. Bu çerçevede Bediüzzaman’ın bazı değerlendirmeleri ortaya konulacaktır. 

Resul-i Ekrem’in (asm) vefatından sonra yerine geçen halifeleri, Hz. Hasan’ın altı aylık hilâfetiyle beraber otuz yıl boyunca, dine uygun bir idarî sistemle Müslümanları idare etmişlerdir. Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmiştir. “Benden sonra Hilâfet otuz senedir. Sonra ısırıcı bir saltanata dönüşecek.” (Sahihü’lCamü’sSağir, hadis no: 3336) Hadis aynı zamanda bu süreçte hilâfete gelenlerin uyguladıkları sistemin İslâmiliğine delildir. Ümmetin de, Şia gurubu hariç, üzerinde icma ettiği bir meseledir. Bediüzzaman, Peygamberimizin (asm) bahsettiği otuz yıllık süreçte gelen halifelerde iki özelliğe dikkat çeker: “Hulefa-i Raşidin hem halife hem reis-i cumhur idiler. Sıddık-ı Ekber (ra) Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi.” (Müdafaalar, s. 258) Buna göre peygamberimizden (asm) hemen sonra gelen halifeler hem halife hem de cumhurbaşkanı idiler. Bundan dolayı Bediüzzaman mahkemede “yaşlı mahkeme reisinden başka, daha siz dünyaya gelmeden, ben dindar bir Cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder” demiştir (Müdafaalar, s. 258) Bediüzzaman Raşit halifelerde bulunan cumhurbaşkanlığı vasfının bizdeki tek parti dönemi Cumhuriyeti gibi manasız isim ve resimden ibaret olmadığını belirtir. Raşid halifelerdeki Cumhuriyet hakikat-ı adalet ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan dindar manada bir cumhuriyettir. 

Bediüzzaman cumhuriyeti iki niteliğine göre değerlendirir. Birincisi dindar cumhuriyettir ki raşid halifelerin cumhuriyetidir. İkincisi laik cumhuriyettir. Dindar Cumhuriyet ile kastedilen dindarlığın hilâfete sahabeler tarafından getirilen halifelerin kişisel dindarlıkları olmadığı sonraki ifadelerden anlaşılmaktadır. Sözü edilen dindarlık, hilâfet idaresinin cumhuriyet niteliğiyle yönetimde dayandığı temel prensiplerin neler olduğuyla ilgilidir. Bu prensipler de adalet ve şeriata uygun hürriyettir. Yoksa sahabelerden şahsî olarak dindar olmayan hiç kimse yoktu.

Bediüzzaman’a göre Cumhuriyet’in diğer bir şekli laik Cumhuriyettir. Bediüzzaman, dinsizlik manasındaki bir laikliği kabul etmez ve bu manadaki uygulamalarına karşı bir tutum ortaya koyar. Bu tutum kendi içinde ikiye ayrılır. Laik Cumhuriyet ile ilgili yaklaşımını, Cumhuriyeti laik bir niteleme ile uygulayanların ona yükledikleri iki ayrı kabule göre değerlendirir. Bediüzzaman’a göre laik Cumhuriyet ‘bitaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla dinsizlere ve sefahatçilere ilişmediği gibi dindarlara ve takvacılara da ilişmez bir hükümet’tir. Eğer laik Cumhuriyet bu manasına aykırı olarak ‘dinsizlik hesabına imanına ve ahiretine çalışanları mesul edecek kanunları yapan ve kabul eden dehşetli bir şekle girmiş ise’ böyle bir hükümete karşı Said Nursî ‘bin canım olsa da imana ve ahiretime feda etmeye hazırım. Ne yaparsanız yapınız’ der.

Laiklik, hükümetler tarafından, dinin bireysel düzeyde pratiklerine de izin vermeyecek şekilde bir siyasî prensip olarak uygulanırsa dine uygun bir hayat sürdürenler kanunen mesul durumda olacaklardır. Buna tepki olarak Said Nursî dinin gereklerini yerine getirmenin hükümet katındaki bedeline (bedeli ne olursa olsun) katlanacağını ifade etmektedir. Bundan çıkan genel sonuç için şunlar söylenebilir: Said Nursî dindar cumhuriyeti benimser, Laik Cumhuriyeti bitaraflık olarak algılar ve ona göre kabullenir. Laik Cumhuriyeti ‘özel hayatta dinin gereklerini yerine getirmeyi kanunî bir suç haline getirmek’ şeklinde kabul eden hükümetlere veya idarelere karşı dinden taviz vermektense kanunî mesuliyetine katlanacağını söyler.

***

Eğer laiklik, hükümetler tarafından bitaraflık (din, mezhep ve ideolojiler arasında taraf tutmama) ve din ve vicdan hürriyeti olarak anlaşılırsa o halde dinî cemaatlere müdahale etmemesi beklenir.

***

Bu genel yaklaşımdan hareketle Said Nursî’ye göre cemaat-devlet / hükümet ilişkilerinin nasıl olması gerektiği ve çatışma olmaksızın beraber var olmalarının yolunun ne olduğu konusunda bir sonuca varılabilir. Buna göre eğer hükümet sistemi/rejimi ‘dindar cumhuriyet’ ise dinî cemaatler böyle bir rejime zaten itiraz etmezler. Çünkü Raşit halifelerin yönetim tarzı budur. Adalet ve hürriyeti ihtiva eder. Eğer hükümet sistemi ‘laik cumhuriyet’ ise iki sonuç beklenir. Eğer laiklik, hükümetler tarafından bitaraflık (din, mezhep ve ideolojiler arasında taraf tutmama) ve din ve vicdan hürriyeti olarak anlaşılırsa o halde dinî cemaatlere müdahale etmemesi beklenir.

Eğer laiklik idare tarafından özel hayatın da dinden arındırılması olarak anlaşılırsa o halde dinî cemaatlere hayat hakkı tanımayacak ve onları tasfiye etmeye çalışacaktır. Sonuç, sivil dinî gruplarla devlet arasında kaçınılmaz olarak gerilim çıkmasıdır. Bu değerlendirme çerçevesinde düşünüldüğünde cemaatlerin devlet açısından konumunun ne olduğu, laiklik prensibinin yorumlanma şekli ile ilgilidir.

Devlet-cemaat ilişkilerinde Bediüzzaman örneği

Bediüzzaman ve talebelerini 1935, 1943 ve 1948 yıllarında muhakeme altına alanların Said Nursî ve talebeleri ile ilgili dile getirdiği en temel suçlama ‘siyasî bir cemiyet’ olmaktır. Cemiyet ifadesi o dönemde günümüzdekinden farklı bir anlam taşımaktaydı. O yıllarda cemiyet kavramı günümüzde dernek manasında kullanılmaktaydı. Siyasî partiler de cemiyet/dernek olarak kurulmakta ve faaliyet göstermekteydi (Tunaya: 14). Eğer bir cemiyet iktidar olma amacı taşıyorsa öyle cemiyetlere ‘siyasî cemiyet’ denilmektedir. Tek parti döneminde alternatif siyasî faaliyetler de yasaklandığı için siyasî cemiyetlerin legal faaliyet göstermeleri imkânsızdı. O halde böyle bir amacı olan siyasî cereyanlar illegal olarak faaliyet göstereceklerdir. İşte Said Nursî ve talebelerinin mahkemelerde suçlandıkları konu, ‘kendilerinin illegal faaliyet gösteren bir siyasî cemiyet’ olduklarıdır. Buna delil olarak gösterilen gerekçelerden biri Said Nursî’nin talebelerinin Said Nursî ile ve birbirleriyle alışılmışın dışında bir irtibat ve dayanışma içinde olmalarıdır (Müdafaalar, s. 265-266) 

Said Nursî ve talebelerinin siyasî bir cemiyet gibi telâkki edilmelerinin diğer bir sebebi, dönemin hükümetini etkisi altında tutan bir komitenin siyasî yaklaşımı ile ilgilidir. Söz konusu komite gayr-ı meşrûluğu kanun altına almaya ve hatta dinsizliği kanuna bağlamaya, Said Nursî’nin ifadesiyle siyaseti dinsizliğe alet etmeye çalışmaktadır. Bu komite dönemin siyasetini etkileyerek dinsizliği kanun altına alan yasa ve düzenlemeler yapma çabası içindedir. Bu anlayışın etkisindeki bir siyasî idare için dinî faaliyetlerin kanuna aykırılık suçlamasına muhatap olması sürpriz değildir. İşte Said Nursî ve talebeleri tek parti döneminde böyle bir yaklaşımdan dolayı ‘siyasî cemiyet’ olma suçlamasına maruz kalmışlardır. Buna göre Said Nursî ve talebelerinin faaliyetlerine siyasî denilebilmesi için dönemin siyasetinin ve kanunlarının dinsizlik olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Hükümetin siyasetinin dinsizlik olduğu kabul edilirse o halde siyasetten bütünüyle tecrit edilmiş de olsa hiçbir dinî faaliyete hayat hakkı tanınmayacaktır. Bediüzzaman böyle bir yönetim anlayışının ise ancak şimaldeki kızıl tehlikeyi (Komünizm) kabul etmekle olabileceğini ifade eder (Tarihçe-i Hayat, s. 490) İdaresi bu şekildeki bir rejim, şeklen Cumhuriyet gibi görünse de hakikatte istibdat-ı mutlak (totaliter rejim) yönetimidir.

Bediüzzaman, imana ve Kur’ân’a hizmet etmek amacıyla kendisi ve talebeleri arasında meydana gelen dayanışmayı birkaç şekilde tarif etmektedir. Bunlardan birisinde Nur Talebelerini “her yerde bulunan ve Cumhuriyet kanunları müsaade eden ‘cemaat-ı İslâmiye heyetleri…’ olarak tarif etmektedir (Müdafaalar, s. 266) Bu tarif ile İslâm tarihi boyunca dine hizmet etmek için ortaya çıkan ve bu gayeye yönelik olarak birbirleriyle bir dayanışma içerisine giren gruplar ile Nur Talebeleri camiası arasında toplumsal yapıda bir devamlılık olduğu gösterilmektedir. Yani Nur Talebelerinin bulunduğu konumda yer alan toplumsal yapılar İslâm tarihi boyunca olagelmiştir. Nur Talebeleri de cemaat-ı İslâmiye heyetlerinden biridir (Müdafaalar, s. 124) 

Nur Talebeleri camiasını tarif için Bediüzzaman’ın kullandığı diğer bir tarifte “bir muallimin talebeleri ve dar’ülfünunun şakirtleri ve Kur’ân dersi veren hafızın hıfza çalışanları gibi Risale-i Nur Talebelerinde uhrevî bir kardeşlik var” demektedir. Buna göre nasıl ki bir öğretmenin öğrencileri ile olan yakınlık durumuna veya bir fakültedeki öğrencilerin kendi aralarında diğer fakülte öğrencilerinden daha fazla bir yakınlık içerisinde olmalarına veya hafızlık eğitimi veren bir hafızdan ders almaya gelen talebelerin hocaları ile olan yakınlığına siyasî bir anlam yüklenemiyorsa, Nur Talebelerinin de birbirleriyle veya Üstadlarıyla aralarındaki münasebete siyasî bir anlam yüklenemez (Müdafaalar, s. 276) 

Bu ifadeleri ile Bediüzzaman iktidar sahiplerinin Nur Talebelerine ve diğer dinî cemaatlere yaklaşımlarının nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Buna göre devlet yönetiminde bulunanlar dinî cemaatleri, her yerde bulunan cemaat-ı İslâmiye heyetleri, bir muallimin öğrencileri, bir fakültenin talebeleri ve Kur’ân dersi veren hafızın hıfza çalışanları gibi değerlendirmelidir.

Okunma Sayısı: 2211
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı