"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İdareciler Bediüzzaman’ı anlayamadılar

10 Ocak 2019, Perşembe
Bediüzzaman, üçünü birleştiren bir eğitim kurumuyla, yaşadığı zamanda idarecilerin karşısına çıkmıştır. Mutlâkiyet, cumhuriyet ve demokrasiye geçiş dönemlerinde bunu gündeme getirmişse de muvaffak olamamıştır. İdareciler Bediüzzaman’ı anlayamamışlardır.

Eğitimde Bediüzzaman Modeli-Dizi Yazısı 10- Mustafa Öztürkçü

***

EĞİTİMCİ VE AKADEMİSYENLER DEĞERLENDİRDİ

Bediüzzaman Hazretleri’nin, adına ”Medresetüzzehra” namını verdiği, çağdaş eğitim projesi hakkında bir çok eğtimci, akademisyen ve sair meslek sahibi vatan evlâtlarının değerlendirmelerine başvurduk. 

Bize, Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra Üniversitesi ile alâkalı değerlendirmelerini gönderme nezaketinde bulunan arkadaşlarımıza ve kardeşlerimize teşekkür ediyorum ve ünvanlarıyla birlikte yazdıkları değerlendirmeleri arz ediyorum:

1- Ömer Ergün: Akademisyen, Dicle Üniversitesi. 2-  Eğitimci - yazar Caner Kutlu. 3- Salih Aytemur: Akademisyen, Dumlupınar Üniversitesi. 4- Eğitimci–yazar Taha Çağlaroğlu. 5- Eğitimci–yazar Süleyman Kösmene. 6- Prof. Dr. Hüseyin Uzun: Akademisyen, Sakarya Üniversitesi.

***

Yard. Doç. Dr. Ömer Ergün: Dicle Üniversitesi, Hukuk Fakültesi.

BİR EĞİTİM RÜYASI: MEDRESETÜZZEHRA

Bediüzzaman klâsik bir din âlimi değildir. Yaşadığı dönemin şartlarında, Arap âlemi, Asya ve Avrupa’yı görmüş bir münevverdir. Zamanın ruhunu ve daha ilerisini tahayyül eden bir münevverdir.

Bir topluluk, devlet niye ilerleyemiyor yerinde sayıyor, patinaj yapıyor, diye araştırılsa karşımıza çıkacak sebeplerden belki de en basiti ve bilineni “cehalet”, eğitimsizlik, bunun sonucu olan vahşeti rahatlıkla görebiliriz.

Cehaletin ilâcı maariftir, eğitimdir. Yalnız eğitimin muhtevası önem arz etmektedir. Bediüzzaman’ın yaşadığı dönem de, Osmanlı İmparatorluğu’nda, vatandaşların ve toplumun eğitimi ile ilgili, üç ayrı eğitim birimi vardı; medreseler, tekkeler-dergâhlar, son dönemde açılan mektepler.

Osmanlı’nın son dönemlerinde, medreselerde sadece dinî bilgiler eğitimi veriliyor, dinin anlatılmasına yönelik kişiler yetiştiriliyordu. Tekkeler-dergâhlarda, ahlâk eğitimi, nefis terbiyesine yönelik gönül erleri yetiştirilmekteydi. Görüldüğü üzere dünyayı tanımlama ve yorumlamaya yönelik bir eğitim tarzı yoktu, ancak 18. yy’ın sonlarına doğru, geçte olsa açılan mekteplerde bu ihtiyacın giderilmesi söz konusu olmuştur.

ÜÇ YAPININ DURUMU

Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nda bu üç eğitim biriminin kendi aralarında koordinasyonu da, koalisyonu da söz konusu değildi. Kendi aralarında uyumlu çalışması gerekirken, birbirlerini tamamlar nitelikte olması gerekirken, ayrıştırıcı, uyuşmaz bir yapı oluşturmaktaydılar.

Dolayısıyla, medrese, tekke ve son dönemlerde açılan mekteplerde bu üç fazlı eğitim biriminin yetiştirmiş olduğu ürünleri, öğrencileri, fertleri, birbiriyle uyumsuz oldukları gibi, birbiriyle çekişen, birbirini inkâr eden menfezler gibiydiler.

Bu yapıdan, doğruyu bulma, kemale erme, gerçeğe ulaşma ve bilim üretimi olamayacağı açıktır. Bunu gören, Bediüzzaman, birbirini inkâr eden ve verdiği eğitimi kabul etmeyen ve çatışma üreten, bu birimlerinin üçünü birleştiren bir eğitim kurumuyla, yaşadığı zamanda yetkililerin, idarecilerin karşısına çıkmıştır. Mutlâkiyet, Cumhuriyet ve demokrasiye geçiş dönemlerinde bunu gündeme getirmişse de muvaffak olamamıştır. İdareciler Bediüzzaman’ı anlayamamışlardır.

Günümüzde de canlılığını koruyan bu eğitim modelinin ana unsurları arasında en fazla dikkat çeken hususlar şunlardır:

Öncelikle, üniversite olarak kurulması düşünülen bu eğitim kurumunun çok dilli, Arapça, Türkçe ve Kürtçe eğitim veren ve çok kültürlü olmasını arzulamıştır. Merkez olarak Ortadoğu, Asya ve Avrupa’nın ortasında Güneydoğuda Diyarbakır, Van, Bitlis merkez alınarak kurulmasını istemiştir.

Bu kurumda, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri, Mühendislik Bilimleri, Sosyal Bilimlerin ve Fakülte bazında okutulacak bilim dallarının “yaratılış teorisi”, gerçekliği ile birlikte anlatılmasını, bilimlerin Yaratıcının varlığına aslında birer delil olduğu gerçekliğini yakalayabilmiş ve bunları esas alan bir eğitim modeli öngörmüştür.

Bir çok eğitim çeşitlemesi ile din adamlarının bilimi inkâr edemedikleri, fen bilimleri okuyan öğrencilerin, şüpheci ve inkârcı olmadığı, duyguların eğitimi anlamında manevî âlemde hakikat yürüyüşü yapan öğrencilerinde, dinde mutaassıp yetişmesinin önünü alacak bir eğitim modelini öngörmüştür.

Yani, bütün bunlarla sanki Bediüzzaman, öncelikli olarak, bilimi inkâr etmeyen dindar, bilimi malzeme olarak kullanarak Yaratıcıya ulaşan bilim adamları, vatandaşlar, kalp gözüyle yaratılanlara bakılınca da Yaratıcıyı görmeyi sağlayacak nesillerin yetişmesini tasavvur etmiştir. Özellikle, günümüzde bilimden gelen inkârcılığı bir anlamda önlemeyi gaye edinmiştir.

ÇOK DİLLİ EĞİTİMİN SEBEBİ

Bediüzzaman, çok dilli ve çok kültürlü bu eğitim modeli ile Ortadoğu Araplarını, Asya Türklerini ve bölge Kürtlerini, İranlıları bu eğitim modeli ile bir üniversitede bir araya getirerek, kültürel anlamda birbirine benzeşmelerini ve burada verilen eğitim ile bir olmaya yönelik değişimlerini arzulamıştır. Burada verilecek olan eğitim ile ve bu doğrultuda yapılacak bilimsel çalışmalar sonucunda, birikecek olan, bilim ve eğitim, ahlâk, deneyimlerinin çoğalması ile oluşan entelektüel birikimlerin üzerine kurulacak olan, medeniyet ve kültüre ilişkin değerlerin, bu kurumda yetişen öğrenciler vasıtasıyla memleketlerine bu değerleri götürerek, bir entellektüel dönüşümü arzulamıştır.

Bu kurum herkesin kendisini rahatlıkla ifade edebileceği, dili ve kültürü desteklemesi sebebiyle, çatışmacı bir ortamdan ziyade, uyumu, karşılıklı saygı ve muhabbeti önceleyen, hürriyetçi bir ortamın oluşmasını sağlayacaktır.

Sonuç olarak Bediüzzaman’ın önem verdiği ve bütün hayatı boyunca çalıştığı Medresetüzzehra ile ilgili olarak çok şey söylenebilir ve bu konuda birçok yazılı çalışmalar yapılmıştır.

NEREDE UYGULANABİLİR?

Ancak bu orijinal ve ümmet anlayışını geliştirecek eğitim anlayışının, günümüz şartları itibariyle Türkiye’de, 1982 Anayasası yürürlükteyken ve Millî Eğitim Teşkilât Kanunu varken uygulanması zordur. Buna rağmen, bu eğitim modeli devletin eğitime etkisinin, daha az hissedildiği, Kuzey Avrupa ülkelerinde ve Almanya, Avusturya gibi ülkelerde, bir enstitü bünyesinde, pilot bölge uygulaması ile mana olarak uygulanabilirse, ileride hazır bir program olarak Türkiye’de de uygulanması daha rahat olabileceği kanaatindeyim.

Okunma Sayısı: 1146
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı