"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İttihad cehaletle olmaz

05 Aralık 2018, Çarşamba 01:10
İttihad-ı İslâm bu zamanın farz vazifesidir. Ancak “ittihad cehil ile olmaz.” Önce sistemin tesisi bilinmeli ve uygulanmalıdır. Aksi takdirde bu konudaki ihmal, kahrı, gazab-ı İlâhîyi celp edecektir.

Kalpteki Atım Merkezinin Cemaat-Devlet ve İttihad-ı İslâm’daki İzdüşümü 

Cemaatler, ihlâsı esas alan aslî vazifelerinden uzaklaşarak devletin işleyişine karışıp maddî mübareze içine girdiklerinde hem kendi mâbeynlerindeki uyum ve saffeti bozarlar hem de idareye zarar verirler. Bu sebeple, Risale-i Nur’da İman-Kurân hizmetkârlarının kutsî görevleri hatırlatılır.

“Risale-i Nur şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine ve hükûmetin icraatına karışmamak bir düstur-i esasîleridir. Çünkü, halisâne hizmet-i Kur’âniye, onlara her şeye bedel, kâfi geliyor. Hem, şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklâliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez. Her hâlde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına alet edecek, o hizmetin kudsiyetini bozacak.” 28 ikazları yapılır. “En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfîk-ı İlâhiyeye dayanmaktır.” denir.

Kalp ve İttihad (İttihad-ı İslâm)

Kalbin atımı, nasıl sinyalin oluşturulmasında yetkili bir merkezin -kendi içlerinde bir tetik hücreye bağlı olmadan- ürettiği sinyallerle (öz uyarılma) gerçekleşiyorsa, büyük bir cemaat olan âlemi İslâm’a da fıtrata uygun bir akım verilmelidir. Kişi veya zümre hâkimiyetine göre şekillenmemek, fıtrata uygunluğun en önemli lâzımıdır.

İttihad-ı İslâm bu zamanın farz vazifesidir. Ancak “ittihad cehil ile olmaz.” Önce sistemin tesisi bilinmeli ve uygulanmalıdır. Aksi takdirde bu konudaki ihmal, kahrı, gazab-ı İlâhîyi celp edecektir. Rüyada bir Hitabe’nin sonunda bu husus şöyle ifade edilmektedir:

“Rüya hacda sükût etti. Çünkü, haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musîbeti değil, gadap ve kahrı celp etti. Cezası da keffaretü’z-zünup değil, kessaretü’z-zünup oldu. Haccın bahusus teârüfle tevhid-i efkârı, teâvünle teşrik-i mesaiyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâm’ı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti.” 29 Haccın manası tanıma ve yardımlaşma iken, ehl-i İslâm’ın birbirini tanıyıp yardımlaşamaması dehşetli bir sonuç vermiş; düşman, milyonlarca ehl-i İslâm’ı, İslâm’ın aleyhine çalıştırmıştır.

Hutbe-i Şamiye’de, “ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemek”30 âlem-i İslâm’ı orta çağda durduran altı hastalıktan dördüncüsü olarak zikredilir ve “Muhabbet, uhuvvet, sevmek, İslâmiyet’in mizacıdır, râbıtasıdır.” 31 tesbiti yapılır. Mektubat’ta da “Tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikat dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.” 32 dersi verilir.

Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemek hastalığı, taarrüfle aşıldıktan sonra, hürriyet-i şeriye ile yapılan meşveret, yardımlaşmayı doğuracaktır. Zira ittihad-ı İslâm kalesinin temeli hürriyettir. “Osmanlıların hürriyeti, koca Asya tâliinin keşşafıdır, İslâmiyet’in bahtının miftahıdır, ittihad-ı İslâm surunun temelidir.” 33 Bu topraklarda uyanan hürriyet, âlemi İslâm’a yayılacak ve bu hürriyet ateşi bizden sirayet edecektir.

Hürriyet, meşrû meşveretleri doğuracaktır. “Hürriyet-i şer’iye ile meşveret-i meşrûa, hakikî milliyetimizin hâkimiyetini gösterdi. 

Hakikî milliyetimizin esası, ruhu ise İslâmiyet’tir. İşte bu kudsî milliyetin rabıtasıyla, umum ehl-i İslâm bir tek aşiret hükmüne geçiyor. Aşiretin efradı gibi, İslâm taifeleri de birbirine uhuvvet-i İslâmiye ile mürtebit ve alâkadar olur.

Birbirine manen, lüzum olsa maddeten yardım eder. Güya, bütün İslâm taifeleri bir silsile-i nuraniye ile birbirine bağlıdır.” 34 Bu nurlu bağ, kalpteki atım merkezini ve onun sinyallerini taşıyan yolları oluşturacaktır.

Âlem-i İslâm’ı perişan eden beşinci hastalık olarak zikredilen istibdatı netice veren meşveretsizlik, umumî ahengi bozan ferdî çıkışları doğuracaktır. Bütün ben merkezli yaklaşımlar, bu nuranî sistemde (meşveretin tesis edildiği coğrafyalarda) uyumu bozan anarşist atımlara benzeyecek ve hemen fark edilebilecektir. 

Çünkü hürriyet ve meşveret zemininde çalışan, âlem-i İslâm’ın kalbi mesabesindeki şuraya dayalı bir oluşum, yapıya zarar veren ektopik akımları tanıdığı için çabucak tedbir alıp onları bertaraf edebilecektir. Meşveret, zerrat adedince “ben”leri, urvetül vüska olan “biz”e tebdile zorlayacaktır.

İşte o zaman… Hürriyet ve meşveret eksenli tanıma ve yardımlaşma anlamındaki hac ibadeti, İslâm âleminin büyük kongresine dönüşecektir.

Haccın gerçek manası olan taarüf ve teavün için Haremeyn-i Şerifeyn, binlerce organizasyonlar ve tanışma ve yardımlaşma toplantıları için dünyanın en büyük kongre salonlarına ihtiyaç duyacaktır. Âlem-i İslâm’a fedai olabilecek milyonların birbirlerine fikirlerini, san’atlarını, meziyetlerini aktarmasının verdiği sinerjiyi tahmin etmek dahi güçtür. Böylelikle âlem-i İslâm’ın hastalıkları teşhis edilecek, meşveret meclislerinde partizan siyasetten uzak samimî niyetlerle rahmanî tiryaklar aranacaktır. Âlem-i İslâm’ın kalbi, maddî manevî çok güçlenecek, aktâr-ı âleme nurun âb-ı hayatını pompalayacaktır.

Böylesine büyük bir organizasyon potansiyeli, sadece İslâm’da vardır.

İslâm topraklarının üzerine oynanan hürriyetsiz ve meşveretsiz (demokrasisiz) bırakma oyunları ve ısrarı çok ibretliktir.

Bediüzzaman, İslâm adına Kur’ân’dan delillerle Meşrûtiyeti alkışlayıp tasvip ederken, Osmanlı başşehri İstanbul’daki İngiltere Büyükelçisi Sir. E. Grey, Londra’ya Sir. G. Lowther’e yazdığı raporda 35 “tek kişilik hükümet” yerine Meşrûtiyeti “tehlike” olarak niteler. “Şâyet Türkler, Anayasayı tam olarak ayakta tutar ve kendileri de kuvvetlenirse bunun sonuçları bizim şimdi göremeyeceğimiz kadar uzaklara gidebilir; şâyet Türkiye’de Anayasa iyi işler ve işler iyi giderse” İslâm âleminin demokratik idareye geçeceği derin kaygısıyla “tedbir alınmasını” ister. “Öncelikli tedbir” olarak da, “Bizim mücadelemiz Türk halkının hisleriyle olacaktır. Bunu çok dikkatle ele alınacak bir konu olarak veriyorum.” teklifiyle, Müslümanlar arasında Kur’ân temel esaslarının zıddına Meşrûtiyetin, -demokrasi ve cumhuriyetin- İslâm’a aykırı olduğu ve hatta “küfür rejimi” olduğu telkin ve tezvirâtının yapılması tavsiyesinde bulunur. 

Bunun içindir ki, İslâm dünyasını istilâ edip sömüren sömürgeci küresel güçler, dünden bugüne Müslümanların, temelde Kur’ân’ın emri olan “meşveret- demokrasi sistemi”ne geçmesini istemezler.

İslâm ülkelerinin krallarla, otoriter rejimlerle yönetilmesini “dinin gereği” olarak propaganda ederler. Ve daha da garibi, hep “tek adamlık yönetimler”i isterler. 36

İmandan kaynaklanan hürriyet eksenli Risale-i Nur’un, muhtevasına ve rengine bakmadan istibdata sille vurması, hastalığın tam teşhis ve tedavisidir:

“İstibdat, ne şekilde olursa olsun, isterse meşrûtiyet libasını giysin ve ismini taksın; rast gelsem sille vuracağım.” 37 

Bediüzzaman’ın dilinde meşrûtiyet, “meşrûtiyet-i meşrûa” manasında olduğundan, istibdat, şeriat libasını bile giyse Bediüzzaman’ın sillesinden kendini kurtaramayacaktır.

Risale-i Nur’un kökleştiği Anadolu toprakları, hürriyet ve meşveret mücadelesi açısından, âlem-i İslâm’ın kalb atım merkezini oluşturacaktır.

“İmanı kurtarmak ve Kur’ân’a hizmet için, Mekke’de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü, en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptelâ olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmaya Kur’ân’dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz.”  38 cümleleri, atım merkezi olan bu topraklarda tarihin gördüğü en ağır mutlak istibdatın, hürriyet ve meşveretle tasfiyesini müjdelemektedir.

Böylece, Risale-i Nur’la tecdit olan bu hürriyet ve meşveret ruhu, âlemi İslâm’a Anadolu’dan yayılacaktır.

Kaynaklar:

1. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 960.

2. https://www.youtube.com/watch?v=IJXfsZiQWCY

3. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 56.

4. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, İşaratü’l-İcaz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s. 271.

5. Guytonand Hall Textbook of Medical Physiolog –çeviri 2006 s. 116.

6. Şûrâ Sûresi: 38.

7. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 12007, s. 19.

8. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 3 83.

9. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 176.

10. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 804.

11. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s. 486.

12. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 392.

13. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı. Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 444.

14. Enam Sûresi: 44.

15. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 158.

16. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, İşaratü’l-İcaz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 155.

17. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 390.

18. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s. 53.

19. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 224.

20. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s. 233.

21. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 196.

22. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 937.

23. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 175.

24. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 213:

25. Enam Sûresi: 164.

26. İbrahim Sûresi: 34.

27. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 83.

28. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s. 579.

29. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 501.

30. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s. 325.

31. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 349.

32. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 444.

33. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 240.

34. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 350.

35. Cevher İlhan, Yeni Asya, 14/03/2017 31 [Temmuz 1908 tarihli, Belge: 204, sayfa no: 263]

36. Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, Aykaç Kitabevi İstanbul 1967. s. 60-61.

37. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2010, s. 136.

38. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 335.

SON

Okunma Sayısı: 1085
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı