"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Muhabbet ve kardeşlik esas maksat olmalı

27 Aralık 2018, Perşembe
Dinî cemaatler arasındaki fikir ayrılıkları, karşılıklı saygı, anlayış ve hoşgörü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Anlaşmazlıklar, makul ve meşru ölçüler içinde tatlıya bağlanarak çözüme kavuşturulmalıdır.

Cemaatler arasında ittihad nasıl temin edilir?

Cemaatlerin şahıslarda veya gruplarda değil, temel esaslarda ve doğru İslâmiyet fikirlerinde birleşmeleri gerekir. İ’lâ-i kelimetullahı yaymayı, toplum hayatına ahlâklı, edepli, dürüst insanları yetiştirip kazandırmayı, muhabbeti, İslâm kardeşliğini, İslâm dininin ahlâkî ölçülerine uygun hürriyet anlayışını ve asayişin muhafazasını esas alan manalar üzerinde ittifak etmelidirler.

Maksatta ittifak ettikten sonra, meslek, meşrep ve metot farklılıkları mü’minler arasında mevcut müşterekliği ve beraberliği zedelememeli, ötekileştirmemelidir. Bu farklılıkların bilâkis zenginleştirici bir rol oynadığı nazara verilmelidir. 

Farklı cemaatlerin mevcudiyetinin ittihad-ı İslâmdaki birlik mânâsını zedeleyebileceği; rekabet ve çekişmeye yol açabileceği yönündeki endişeli bir suale karşı Bediüzzaman’ın verdiği cevap dikkate şayandır.

Bediüzzaman, rıza-yı İlâhiyi esas almayı, hürriyet-i şer’iyeyi özümsemeyi, asayiş ve emniyeti muhafaza etmede gayret göstermeyi, müsbet hareket tarzındaki hizmet anlayışını, muhabbet ve kardeşlik atmosferinde hareket etmeyi, dünyevî, siyasî ve menfaat odaklı hesaplara alet olmamayı benimseyen dinî cemaatlerin, maksatta ittifak edebileceklerine işaret eder. Dine hizmet etmeyi gaye edinen cemaatlerin, birlik içinde olabilmeleri için bazı asgarî ve temel şartların üzerinde durur.

Bu temel şartların birincisi, hürriyet-i şer’iyeye (din ve ahlâk ölçülerine uygun hürriyet) sahip çıkmaktır. Gaye ve hedefleri rıza-yı İlâhî olan, fakat farklı metotlarla hizmet etmeyi esas alan cemaatler, istibdadın her çeşidine karşı tavır koymalı, destek vermemeli, İslâmî hürriyete ise sahip çıkıp, destek olmalıdır.

İkincisi ise cemaatlerin, asayiş ve emniyeti muhafaza etmek konusunda hassasiyet göstermeleridir. Cemaatlerin müsbet hareketi esas almaları gerekir. Terör yoluyla asayişe ve emniyete zarar veren yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.

Akıldan çıkarılmamalıdır ki, İslâmî hürriyeti önemsemeyen, hukukun üstünlüğüne ehemmiyet vermeyen, asayiş ve emniyeti bozan terör faaliyetlerini açıktan veya gizliden destekleyen, baskıcı zihniyetin yanında yer alan bir yaklaşıma sahip cemaatler arasında bir ittifakın olması mümkün değildir.

Diğer bir temel şart ise cemaatlerin muhabbet ve kardeşliği merkeze almalarıdır. Diğer cemaat fertlerine karşı samimî bir muhabbetle yaklaşmalı ve sevgiyle kucaklamalıdırlar. Diğer dinî cemaatleri, lekelemekle veya karalamakla kendi cemaatine kıymet verdirmeye çalışmak doğru değildir.

Bunun muhabbeti ve ittihadı zedeleyeceği akıldan çıkarılmamalıdır. Dinî cemaatlerin, “Mü’minler ancak kardeştir.” 22 İlâhî fermanını ve “İman etmedikçe Cennete giremez, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.”23 nebevî ikazını dikkate alarak, Uhud Dağı azametindeki muhabbet ve iman kardeşliğini esas maksat yapmaları gerekir.

Cemaatlerin ittihat edebilmelerindeki diğer bir temel şart ise hiçbir dünyevî ve siyasî hesaplara alet olmamayı esas almaktır. Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğe zarar verebilecek siyasî, ticarî ve menfaat odaklı girişimlerden uzak durmayı prensip edinmek gerekir. Dinî cemaatler, Hakk’ın hatırını hiçbir şeye feda etmemeli; başkalarına değil, Hakk’a yaranmayı esas almalıdırlar.

Bediüzzaman cemaatlerin maksatta ittifak etmediklerinde düşebilecekleri hatalara dikkat çeker. Şöyle ki, “Dinî cemaatler maksatta ittifak etmelidirler.

Mesâlikte ve meşreblerde (takip edilen metod ve yollarda) ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklit yolunu açar ve ‘Neme lâzım, başkası düşünsün’ sözünü söylettirir.” 24

Sonuç

Kur’ân tefsiri Risale-i Nur’un bakış açısıyla değerlendirilen cemaatlerle ilgili akla gelen bazı soruların cevaplarının arandığı bu makalede, ulaşılan genel sonuçlar aşağıda özetlenmeye çalışılmıştır. 

Cemaatler, insanların manevî ihtiyaçlarını karşılayabileceği ve tehlikelerden korunabileceği güvenli manevî sığınaklardır. Cemaatler, mü’min için manevî koruyucu bir elbise, bir zırh, bir kale mesabesindedir.

Dinî Cemaatler, Müslümanların sırf rıza-yı İlâhîyi kazanmak maksadıyla gönüllü olarak bir araya geldikleri; samimî bir İslâm kardeşliğini, muhabbeti, uhrevî tesanüdü, manevî duâ ve kazancı elde etmeyi esas alan ve insanların manevî hayatına ve ihtiyaçlarına hizmet etmek için fıtrî şekilde teşekkül etmiş, gönüllü, sivil ve sosyal yapılardır.

Dinî cemaatler, toplumsal bir ihtiyaç neticesinde teşekkül etmişlerdir. Gerek Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetlerinde ve gerekse Peygamberimizin (asm) birçok hadisinde, Müslümanların hem ibadetlerini yaparken ve hem de toplumsal ihtiyaçlarını karşılarken, cemaat olmaları teşvik edilmektedir. 

Cemaatler, insanların manevî hastalıklarını, şüphe ve vesveselerini tedavi edebileceği manevî terapi merkezleridir. Manevî duâ ve kazançları arttırmak, Allah’a daha güzel bir kul olma yolunda fertleri teşvik eden manevî bir şirket ortaklığıdır.

Cemaatler, şahs-ı vahidi veya bir önderin riyasetini esas alarak değil, meşveret sistemini esas alarak hizmet etmeyi hedeflemelidirler.

Dinî cemaatler arasındaki fikir ayrılıkları, karşılıklı saygı, anlayış ve hoşgörü çerçevesinde değerlendirilmelidir. 

Anlaşmazlıklar, makul ve meşrû ölçüler içinde birlik ve beraberlik manasını zedelemeden, tatlıya bağlanarak çözüme kavuşturulmalıdır. Hatta bazı anlaşmazlıklar meşveretle, mü’minlerin itimadına mazhar heyetlerle çözümlemeye çalışılmalıdır.

Dinî cemaatlerin siyasî bir güce, devletin veya iktidarın kuvvetine dayanarak değil, Allah’ın inâyetine ve tevfik-i İlâhiyeye dayanarak hareket etmeyi esas alması gerekir.

Cemaatler ne bürokrasiyle ne de siyasî parti vasıtasıyla, iktidarda söz sahibi olmak, ne de doğrudan siyaset yapmakla iktidara talip olmamalıdır.

İktidarla çok yakın dirsek temasında bulunarak bürokraside kadrolaşmayı esas almamalıdırlar. Cemaatlerin güncel siyasetin polemik ve tartışmalarında çok fazla adının geçmemesi gerekir. Sürekli olarak politik tartışmaların içinde ve odağında yer alan bir cemaat yapılanması doğru değildir.

İktidar, bütün cemaatlere hukuk çerçevesinde eşit mesafede olmalıdır. Siyasî partiler tarafından, cemaatler siyasî rant malzemesi ve potansiyel oy kaynakları olarak görülmemelidir.

Cemaatler veya cemaat mensupları, herhangi bir haksızlığa veya zulme maruz kalırsa, hak ve hukuk mücadelesi de hukuk çerçevesi içerisinde kalınarak yürütülmelidir. Menfi teşebbüslerden daima kaçınılmalıdır.

Bediüzzaman, rıza-yı İlâhiyi esas almayı, hürriyet-i şer’iyeyi özümsemeyi, asayiş ve emniyeti muhafaza etmede gayret göstermeyi, müsbet hareket tarzındaki hizmet anlayışını, muhabbet ve kardeşlik atmosferinde hareket etmeyi, dünyevî, siyasî ve menfaat odaklı hesaplara alet olmamayı benimseyen dinî cemaatlerin ancak bu maksatlarda ittifak edebileceklerini hatırlatır.

Cemaat adı altında faaliyet gösteren, emniyet ve asayişi bozucu kötü maksatlı yapılara müsaade edilmemelidir. Kötü emsaller yüzünden, iyiler rencide edilmemelidir. Nasıl ki bir mesleğin veya metodun kötü emsalleri var diye, iyileri reddetmemek gerekir. Kötü emsal, emsal değildir kaidesince, cemaatler içerisinde de cemaat özüne aykırı faaliyetlerde bulunanlar yüzünden, samimî güzide cemaatleri reddetmek doğru değildir.

Gönüllülüğü ve fıtrîliği zedeleyen, cemaatleri devlet kontrolüne alma teşebbüsünden vazgeçilmesi gerekir. Çünkü insanlar, fikir ve düşüncelerinden dolayı fişlenmek istemezler. İnsan fıtratı, boş zamanlarını değerlendirdiği, manevî bir hizmet olarak gördüğü ve gönüllülük esasıyla vazife yapmaya çalıştığı, ücretini ahirete bıraktığı bir manevî hizmet faaliyetinden dolayı, memuriyet veya ticaret hayatının sorgulanmasını arzu etmemektedirler.

Cemaat faaliyetlerine katılan çocuklarının veya kendisinin ileride hak ihlâline maruz olabileceğini düşünerek, cemaatlerden uzak durmaya çalışıyor. Nitekim hukukun siyasallaştığı, demokrasinin içselleştirilemediği bir ortamda, devletin cemaatleri tekelleştirmesi, gönüllü çalışanını kayıt altına alması, bir kısım hak ihlâllerini gündeme taşımasını muhtemel hale getirmektedir. Bu sebeple cemaatlerin gönüllülük esasına dayanan sivil ve sosyal yapısının bozulmaması gerekir.

Devlet, emniyet ve asayişi bozabilecek cemaat faaliyetlerinin tesbitini yaparak hukuk mekanizmasını işlettirmeli ve gerekli cezaî müeyyidelerin uygulanmasında rol almalı; tamamen manevi hizmetlere yönelmiş cemaatleri rencide etmemelidir.

Kaynaklar:

1. http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=070288

2. İbnHanbel, IV,145.

3. Tirmizî, Fiten, 7.

4. İbn Mâce, At’ime, 17.

5. Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, YAN, İst, 1998, s. 106.

6. Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 8.

7. Said Nursî, Mektubat 744, Yeni Asya Yayınları, İst, 1998, s. 245.

8. Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 101.

9. Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 65.

10. Said Nursî, Hizmet Rehberi, Yeni Asya Yayınları, İst.1998, s. 63.

11. Said Nursî,Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 608.

12. Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Yayınları, İst.1998, s. 317.

13. Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 63.

14. Said Nursî, Hutbe-i Şamiye, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 58.

15. Said Nursî, Mektubat, Yeni Asya Yayınları, İst.1998, s. 254.

16. Said Nursî, Mektubat, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 255.

17. Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s.37

18. Said Nursî, Beyanat ve Tenvirler, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 169.

19. http://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/04/11/yeni-asya-genel-yayin-yonetmeni-gulecyuz-ozgurlukler-basortusunden-ibaret-degil/

20. Said Nursî, Mektubat, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 100.

21. http://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/04/11/yeni-asya-genel-yayin-yonetmeni-gulecyuz-ozgurlukler-basortusunden-ibaret-degil/

22. Hucurat Sûresi, 10. âyet.

23. Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.

24. Said Nursî, Hutbe-i Şamiye, Yeni Asya Yayınları, İst. 1998, s. 105.

KÖPRÜ, SAYI:138, BAHAR/2017

-SON-

Okunma Sayısı: 1209
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı