"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müslümanlar fitne ile bölündü

06 Şubat 2019, Çarşamba 00:03
Hz. Ali (ra) Kufe’ye dönünce Kur’Ân sayfaları yüzünden savaşı bırakıp “Kur’Ân aramızda hakem olsun” diyenler bu defa da Hz. Ali’yi “HÂkem heyetlerini kabul ettiği için” suçlamaya başladılar ve “Allah’ın hükmünü bırakıp hÂkemlerin hükmüne razı olan kÂfir olur” şeklinde konuştular.

- Hûlefa-i raşidînin yönetim anlayışı ve tarihte dinin siyasete alet edilmesi (6) -

Dizi - 6: Mehmet Ali Kaya

***

9. 1. Hz. Osman’ı Şehit Edenlerin Kısasının Yapılmasını İstemeleri

Saltanatı isteyen muhalefetin de arkasına sığındığı husus “Kısasın” tatbik edilmemesi meselesidir. Bunların amacı “Adalet-i Mahza”nın veya “Adalelet-i İzafiye”nin tatbikatından çok saltanatı ve iktidarı ele geçirmek için her şeyden faydalanmak ve “maslahat” adına her nevi hileye başvurmaktı.

Cemel Savaşı’ndan sonra Hz. Ali (ra) bütün muhaliflerini bertaraf etti. Ancak kendisine biat etmeyen Şam valisi Hz. Muaviye ve halkı kalmıştı. Hz. Ali (ra) Muaviye’ye mektup göndererek kendisine biat edilmesini istedi. “Yüklenmiş olduğun emirlikten vazgeç ki Müslümanların işi aralarında Şûrâ ile olsun...” (Seyyin Raid, Nehcü’l-Belaga, Haz: A. Gölpınarlı, İstanbul-1990, 309-322.) diyordu. 

Hz. Ali’nin (ra) Muaviye’ye gönderdiği elçi Kays b. Sad b. Ubade, Muaviye’ye “Ey Muaviye! Bütün halk gerçekte senin Osman’ın kanını talep etmediğini ve senin saltanat peşinde olduğunu biliyor” (Taberi, Tarih, 3:193.) demişti. Zira hukuken de bir valinin devlet başkanına isyan ederek bir talepte bulunması doğru olmazdı. Hukuken de Hz. Osman’ın varisi değildi. Hz. Osman’ın varisi oğulları idi. Bu cihette de kan dâvâsında bulunmasında haklı değildi. Bundan da Hz. Muaviye’nin dini kullanarak saltanat dâvâsında olduğu açıkça belli oluyordu.

Hz. Muaviye (ra) sıranın kendisine geldiğini bildiği için destek bulmak amacı ile önde gelen sahabelere kendisini haklı çıkaracak mektuplar yazdı, vaatlerde bulundu ve elçiler gönderdi. En çok korktuğu husus da Mısır’dan Kays b. Sad b. Ubade’nin ordu ile gelmesi ve Irak’tan gelecek Halife’nin ordusu ile iki ateş arasında kalması korkusu idi. Bu sebeple Kays b. Ubade’yi yanına çekmeye çalıştı. Bundan başarılı olamayınca çeşitli hileler ve söylentiler çıkararak Kays’ı, Hz. Ali’nin gözünden düşürüp kendisine taraf olmuş gibi göstererek azledilmesi için çalıştı ve bunda da başarılı oldu. (Taberi, 3:189; İbn-i Esir, 3: 278.) Böylece Mısır’ı zararsız hale getirdi. Uzun süren bu süreç Hz. Muaviye’nin durumunu güçlendirdi. Pek çok vali ve komutanı kendi tarafına çekmeyi başardı.

Nihayet iki ordu Sıffın’da karşı karşıya geldi. Bütün bunlara rağmen Hz. Ali’nin (ra) bütün niyet ve çabası kan dökmemekti. İşi “istişare” ve “diplomasi” ile çözmek için çok çalıştı. Komutanlarına “Muaviye ordusu saldırıya geçmeden asla bir ok dahi atmamalarını ve kesinlikle saldırmamalarını istedi. Ancak müdafaa zorunda kaldıkları zaman kendilerini müdafaa için savaşmak zorunda kalırlarsa savaşabileceklerini, aksi taktirde Allah’ın emrine karşı gelmiş ve haksız yere Müslüman kanı dökmüş olacakları konusunda onları uyardı. Hz. Muaviye’nin biat etmesini bekledi. Hz. Muaviye ise “Nakarat” gibi iddialarını tekrarlayıp durdu ve kesinlikle anlaşmaya ve uzlaşmaya yanaşmadı. (İbn-i Esir, Kâmil, 3:290 vd, Komisyon, İslam Tarihi, 2:240 vd, A. Cevdet, 3:96.)

Nihayet Hz. Muaviye güçlerinin 8 Safer 37 / 26 Temmuz 657 tarihinde başlayan savaş şiddetli bir şekilde 9 Safer 37 / 27 Temmuz 657 Cuma gecesine kadar devam etti. Cuma günü üstünlük Hz. Ali (ra) tarafına geçti. Ordusunun dağıldığını ve bozgunun başladığını gören Hz. Muaviye’nin (ra) komutanı Amr b. As (ra) Hz. Muaviye’ye giderek şöyle dedi: “İster misin bir hile yapalım. Bu bizim tarafı birleştirsin, karşı tarafı bölsün” dedi. Hz. Muaviye “O nedir?” deyince “Kur’ân sayfalarını mızraklarımıza takalım. Aramızda Kur’ân hakem olsun!” diyelim. Hz. Ali’nin tarafındaki bir kısım insanlar buna aldanmasa bile dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan olan bir kısım insanlar buna aldanır ve savaşı bırakırlar. Bu durumda biz üstün geliriz. Böylece bozgundan kurtuluruz” dedi. Bu fikir Hz. Muaviye’nin çok hoşuna gitti. (İbn-i Esir, Kamil, 3:321; A. Cevdet, 3:112.)

Hemen ordu komutanlarına haber gönderildi. Yanında Kur’ân olan Kur’ân sayfalarını Mızrakların ucuna takıp kaldırsın ve Hz. Ali’nin askerlerine “Ey Müslümanlar! Irak’ta ve Şam’da Müslüman kalmadı. Bu savaşta birbirimizi öldürürsek namaz kılacak, dini yaşayacak ve cihada gidecek Müslüman kalmaz. Biz sizi Allah’ın kitabına dâvet ediyoruz. Gelin aramızda Kur’ân’ı hakem kabul edelim. Gelin Allah’ın kitabına uyalım. Savaşmayı bırakalım. Yüce Allah da bize Allah’ın kitabına uymaya dâvet ediyor. Gelin bu dâvete icabet edelim!” dediler. 

Amr b. Âs’ın bu hilesi Hz. Ali (ra) tarafındaki askerleri ikiye bölmeye yetti. Hz. Ali (ra) “Bu bir hiledir. Savaşa devam edelim. Zafer bizimdir!” dedi ise de “Kur’ân’ı hıfzetmiş olan, ama ilimden ve siyasetten yoksun olan dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan olanlar “Biz Kur’ân’a karşı savaşamayız. Aramızda Kur’ân’ın hakem olması daha uygundur” dediler. Bu savaşta maalesef binlerce Müslümanın kanı döküldü. 

Sonuçta kılıçlar kınına konuldu ve mesele “Kur’ân’ın hakemliğine havale edildi. (10 Safer 37 / 28 Temmuz 657.)

9. 2. “Kur’ân HÂkem Olsun!” Sloganı ile “HÂkem Heyetlerinin” Seçimi ve HÂkemlik Konusunda Hileye Müracaat Edilmesi

Hâkem heyeti ve bu heyete başkanlık edeceklerin tesbiti konusu gündeme geldi. Hz. Muaviye’nin heyete başkanlık edecek olan adayı şüphesiz bu hileyi düşünen Amr b. Âs (ra) idi. Başkası olamazdı. Zira o meseleyi dini boyutu ile ele almıyor, siyasî amaç için, siyaset ve diplomasî metodu ile dinî istismar etmeyi düşünüyordu. Hz. Ali (ra) tarafı ise zaten baştan ikiye ayrılmıştı. Dini siyasete alet ettirmemek, meseleye sadece siyaset ve diplomasî olarak görmek isteyen Hz. Ali (ra) sahabelerin ileri gelenleri ve Ebu’l-Eşter gibi komutanlar ile dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan, Kur’ân’ın sadece lâfzını ezberleyip manasından mahrum olan ve ilimden yoksun hafızlar ve abidler grubu. 

Hz. Ali (ra) onlara “Bu bir siyasî meseledir. Karşımızda siyaseti bilen ve hileye müracaat eden bir grup var. Onların hilelerine aldanmayacak olan Ebu’l-Eşter’i hâkem heyeti başkanı yapalım dedi ise de onlara kabul ettiremedi. Onlar “Bizim kendisinden Kur’ân öğrendiğimiz değerli hocamız, âlim, fazıl ve abid olan Peygamberimizin (asm) sahabesi Ebu Musa el-Eş’âri’yi seçelim. Biz ancak ona razı oluruz” dediler. 

Hz. Ali (ra) “Biliyorsunuz Ebu Musa, Kufe valisi iken bize muhalefet etti ve emrimize itaat etmedi. Daha sonra zorunlu olarak görevi iade etti. Şimdi de bizim yanımızda değildir. Ondan bize bir fayda gelmez” dedi ise de onlar “Hâkemin tarafsız olması daha uygundur. Bu sebeple biz ondan başkasına razı olmayız!” dediler. Hz. Ali (ra) ihtilâfın daha da büyümesini önlemek amacı ile bu akılsız güruhun teklifini kabul etmek zorunda kaldı ve Ebu Musa’nın hakemliğini onayladı. 

Hz. Muaviye (ra) Hz. Ali’nin hakeminin Ebu Musa olduğunu öğrenince sevindi ve “İşimiz kolaylaştı” dedi. “Neden?” dedikleri zaman “Ebu Musa’nın ilmi çoktur; ama aklı yoktur!” dedi.

Nihayet her iki taraf 13 Safer / 31 Temmuz’da işi hakemlere ve heyetlere havale ederek Hz. Ali (ra) Kufe’ye ve Hz. Muaviye (ra) Şam’a döndüler. Anlaşmaya göre iki tarafın heyetleri bir araya gelecek ve müzakelerden sonra kararlarını açıklayacaklar ve her iki taraf da buna razı olacaktı. (Julien Welhansen, İslâmiyetin İlk Devrinden Dini-Siyasî Muhalefet Partileri, Çev. F. Işıltan, Ankara-1989 s. 2 vd.)

9. 3. Fitnenin Mü’minleri Bölmesi, HÂkem Olayı ve Harici İsyanının Çıkması

Hz. Ali (ra) Kufe’ye dönünce Kur’ân sayfaları yüzünden savaşı bırakıp “Kur’ân aramızda hakem olsun” diyenler bu defa da Hz. Ali’yi “Hâkem heyetlerini kabul ettiği için” suçlamaya başladılar. Bu defa da onlar “Hüküm yalnız Allah’ındır. (Yusuf Sûresi, 12:40) Allah’ın hükmüyle hükmetmeyen kâfirdir. (Maide Sûresi, 5:44) Ali Allah’ın hükmünü bırakıp hâkemin hükmüne rıza göstererek küfre girmiştir. Biz kulların verdiği hükme razı olmayız. Allah’ın hükmünü bırakıp hâkemlerin hükmüne razı olan kâfir olur” demeye başladılar.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 1785
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı