"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Pusula Nur talebeleriydi

10 Ağustos 2018, Cuma
1960 İhtilâli, “Türkiye tekrar dine dönüyor.” diye yapıldı. İslâmî gelişme bakımından o günün şartlarında en şuurlu hareket eden grup Nur Talebeleriydi. Diğer gruplar yönlerini tayinde Nur Talebelerine bakar, onlara danışırlardı.

Nur hizmetini daha yakından tanıma ve Türkiye’nin son elli, elli beş yılını Nurculuk perspektifinden değerlendirmek için...

DEVLET, BİZİ HEP TAKİP ETTİ

Nurculuk ve Nurcular daima takip altındadır. Çünkü devlet gücünü elinde tutan, o malûm anlayış bizden daima şüphelenmiştir. Elinde hiçbir müşahhas delil olmasa da “Ne olur, ne olmaz” endişesi içinde, nefes alışımızı bile kontrol etmek ister. Biz de, hiçbir gizli tarafımız olmadığından bundan rahatsız olmayız. Mücadelemiz hep meşrû platformlarda, meşrû yollardan sürdürülmüştür. Ama o malûm anlayış ne hak, ne meşrûiyet, ne de hukuk dinlemektedir. Bu yüzden Türkiye’nin ve bütün İslâm âleminin bir saadeti varsa bu, demokrasinin halka inmesi ve geniş kesimler tarafından benimsenmesi yoluyla gerçekleşecektir. (...)

SUÇ ALETİ DİYE RAHLEYİ GÖTÜRDÜLER

Bir gün medresede, öğleden önce on sularıydı. (...) Beş kişi kitap okuyorduk. On bire doğru, “Pat!” diye baskın yaptılar. Buldukları kitapları, sarıkları, cübbeleri, rahleyi tesbit edip zabıt altına aldılar. Bizi Beyazıt Karakolu’na götürdüler. Polis giderken rahleyi almayı unutmuş. Karakolda bir telâştır başladı: “Rahleyi unuttuk. Aman şimdi ne olacak?”

“Yahu ne var rahlede? Herkesin evinde var bu rahle” dedim. Rahat edemediler, gidip rahleyi aldılar.

Düşünebiliyor musunuz? Suç aleti olarak rahleyi aldı götürdü. Sarık, cübbe, onlara göre zaten suç aletiydi. Baskınlar bu kadar sıklaşınca, artık kitapları kaptırmamak için fazla bulundurmuyorduk. Allah selâmet versin, ressam Refet Kavukçu Ağabeye, Süleymaniye’de (Kirazlı Mescid Sokaktaki medresede) ders yaptığımız odanın duvarına, yağlı boyayla bütün Külliyatın resmini çizdirmiştik, bir de etrafına çerçeve. Göz yanılması meydana getiriyordu. Sanki bütün duvar kütüphaneymiş gibi bir izlenim veriyordu ilk görenlere.

Hiç unutmuyorum, yine polisler baskın yaptılar. İlk olarak adam, resmî kütüphane zannetti. Eli kitapları almaya uzanınca duvara çarptı: “Vay anasını ya, bu adamlar Külliyatı duvara çizmişler” dedi. Tabiî alamadı. Sadece Külliyatın fotoğraflarını çektiler, “suç aleti” olarak...

Kirazlı Mescid Sokak’taki medreseye yapılan baskınlar mahalleliyi de rahatsız ediyordu. Kadınlar, mahalleli komşular, polislerin böyle sık sık gelip gitmelerinden rahatsız oluyorlardı. O zaman tül perdemiz de yoktu. Nâmahrem kimse olmadığı için gündüzleri perdeyi açıyorduk.

Dershanede o zaman gaz ocağı, üstünde demliğimiz vardı. Boyuna çay içiyor, namaz kılıyor, kitap okuyorduk. Mahalleli hanımlar, kendi aralarında konuşuyorlarmış: “Yahu bu polisler de şu çocuklardan ne istiyorlar? Biz bunları biliyoruz. Bunlar çay içerler, kitap okurlar, namaz kılarlar. Ne var bunların yaptığında?”

Daha sonraları biz de, hanımların bu ifadesine dayanarak şu espriyi  geliştirmiştik: “Bizim Kirazlı Mescid Sokağı’nın sakinleri olan hanımların şehadetine göre Nurculuğun esası üçtür: Namaz kılmak, kitap okumak, çay içmek.”

Baskınlardaki genel hava şöyle cereyan ederdi: Polis zile üst üste, münasebetsiz bir şekilde telâşla basardı. Zaten zil böyle çalındı mı, ders ortamında herkes, “Yine  baskın var” endişesini yaşardı. Kapıyı açardık. Polis elinde silâhı ile içeri dalar ve “Kimse kıpırdamasın!” diye bağırırdı. Sonra herkesin üstü başı ve ev aranırdı. İstisnasız herkes karakola götürülür ve gözaltına alınırdı. Ucunda tevkif bile vardı. Bu yüzden herkes evine ders alamazdı. O zamanlar Nurculuk, biraz da cesaret işiydi. Şimdi tabiî bunlar artık yaşanmıyor, çok şükür.(...)

MENDERES “İRTİCAYA” TAVİZLE SUÇLANDI

1960’dan önce, Türkiye’de, siyasî tansiyonu çok yükselttiler. Yani Demokrat Parti, Halk Partisi meselesinde... Bir ihtilâl zemini bilerek hazırlandı. Siyasî tansiyon o derece yükseltildi ki, âdeta bir kan dâvâsı haline getirildi, Demokratlık-Halkçılık. Devamlı şekilde gösteriler düzenleniyordu.

İnönü o günün şartlarında, kendine göre tarihî bir kişiliği oynuyordu. Ordu içinde nüfuzu vardı. Bunu, Dindarlar ve Demokratlar aleyhine kullanıyor ve orduyu tahrik ediyordu. Sivil bürokrasi üzerinde de etkiliydi.

Bu tahrikin dayandığı temel nokta, “Menderes’in irticaya taviz vermesi”ydi. Yani Menderes, dine ve dindara müsamaha ile bakıp, dinî hissiyatın gelişmesine, imanın kuvvetlenmesine müsait zemin hazırladığı için, onlara göre irticaya taviz vermiş oluyordu. Demokratların bilinen o müsamaha politikası... Ve her tarafta maddî-manevî müthiş bir şekilde bir canlanma vardı. Yirmi yedi senelik tahribatı tamire yönelik icraatlarla millette büyük bir gayret uyandırılmıştı. Bundan dolayı dış ve iç odaklar, tabiî çok rahatsız olmuşlardı. Kemalistler, Atatürkçüler şiddetle rahatsızdılar.

NUR TALEBELERİNE BAKARLARDI

Zaten ihtilâlin ana sebebi de aslında buydu. Yani ihtilâl, “Türkiye tekrar dine dönüyor. Aman İslâmî bir çizgiye gelmesin” diye yapıldı. Aslında bu İslâmî gelişme bakımından o günün şartlarında en şuurlu hareket eden grup Nur Talebeleriydi. Diğer gruplar yönlerini tayinde Nur Talebelerine bakar, onlara  danışırlardı. Tabiî bundan dolayı ihtilâl olunca da Nur  Talebelerinin üzerine şiddetle gittiler. Bir hayli tutuklama oldu.

Bekir Ağabeyin Nurculuk Dâvâsı isimli eserine bakıldığı zaman haritada, ne kadar dâvâ açıldığı görülmektedir. Yanılmıyorsam, 27 Mayıs’tan sonra dört yüze yakın dâvâ açılmıştı, sadece o sıralarda. (Bekir Berk, Türkiye’de Nurculuk Dâvâsı, Yeni Asya Yayınları: İstanbul, 1975, s. 3-5.)

Nerede toplantı gibi bir şey olsa hemen baskın yapıyorlar, bulduklarını tutuklayıp götürüyorlardı.

O malûm zihniyetin teşkil ettiği odakların devlet gücüyle Nurcuları ezme, sindirme politikası yanında bir de Üstadın vefatıyla Nur Talebeleri üzerine çöken hüzün ve ümitsizlik hali vardı. Hatta bu durum, bazı ağabeylere, bazı Nur Talebelerine “Artık bu iş bitti” dedirtmişti.

YARIN: HÜSREV AĞABEY OLAYI

Etiketler: mehmet kutlular
Okunma Sayısı: 2034
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı