"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tanımadığımız biri bize evini tahsis etti

19 Ağustos 2018, Pazar
Üçüncü Bölüm

YAZI: ALİ YILMAZCAN

Artık bütün eşya ve dünyevî mallarımız; depremden kurtulan emektar arabamız ve evden çıkarken yanımıza aldığımız eşyalardı. Yani üzerimizdeki elbiseler ve ayakkabılar. Biz altı kişilik bir aileyiz, ama evli kızımız hariç hepimiz bir arada idik ve depremi yaşadığımız ve yıkılmayan kayınvalidemin evinin yanında kurduğumuz çadırda bir gece daha kaldık. O gün sabah 09.00 civarında 5.8’lik bir deprem daha oldu. Hemen yanımızdaki iki apartmanın arasının açılıp-kapanmasından çıkan tokuşma sesleri dün gibi aklımda. Araba içinde uyumaya çalıştığım zamanlarda bir iki dakika da bir, artçı sarsıntılar devam ediyordu. İlk 2 gün belki binlerce artçı sarsıntı olmuştur. Yardıma koşan su ve ekmek dağıtanlar… Yardımseverler sokak başlarında kuyruklarda dağıtım yaparken daha devlet ortada yoktu. 28 Şubat sürecinde sesini çıkaramayan dernek ve kuruluşlar yemek dağıtıyor, ama onlara mani olmaya çalışıldığı haberleri dolaşıyordu.

Çevre şehirlerden gelen yardımlardan üzerimize elbise ve çamaşır temin ettik. Artık daha emin yerlere gitmeliydik. Arabamız artık evimizdi. 10 gün kadar Hendek’te babamızın evinde kaldık. Artık bizim için göçebe hayatı başlamıştı. 10-15 gün dünürlerde, 10 gün kadar akrabalarda kalıyorduk.

Bir gün bir telefon geldi ve Bayramoğlu- Gebze’de bir hayırsever yazlığını tahsis edeceğini söylemiş. Hemen oraya gittik. 2 ay kadar orada kaldık. Bu evi bize tahsis eden görmediğimiz kişiye gıyabında içten duâlar ettik. Artık abdestliğimiz, banyomuz ve odalarımız vardı. Çocuklarımın sevincini hâlâ hatırlıyorum. Evdeki buz dolabında yiyecek tavuk vs. vardı, ama dokunmuyorduk her halde almadan gittiler diye düşündük. Sonra bizim için aldıklarını söyleyince kullanmaya başladık. Allah hepsinden razı olsun. O yazlık evde depremin verdiği mahrumiyetten kısmen kurtulmuş olduk. Dostlarımızın ziyarete gelmelerinden fevkalâde memnun oluyorduk. Zaman zaman Gölcük’e gidip enkaz kaldırma işlemlerini takip ediyordum. Belki birkaç altınımızı da bulabiliriz diye. Ama ev öyle bir yıkılmıştı ki hangi dairenin benim olduğunu bile anlayamadım. Sadece içinden çıkarılan eşyalar arasında LPG tüpümüzü tanıdım. Yedi katlı binanın katları üst üste oturmuş. Enkazda kalanları çıkarmak için açılan deliklerden ümit çıkacakları bekleyenler dertleşiyorlar, ağlaşıyorlardı. Çoğu enkazın yakınında çadır kurmuş orda kalıyordu. Belki içeriden çıkan bir şeye ulaşmak için… 

Unutamadıklarımdan;

Birkaç gün sonra idi. Oğlum Salih’in telefonunu aradılar. “Neredesiniz, enkazda kimseniz var mı? Hendek’de olduğumuzu ve hamdolsun o gün evde kimse olmadığından sağ-salim kurtulduğumuzu söyledik o kadar sevindiler ki telefondan onları duyabiliyordum. Meğer kriz masasından aramışlar.

Yine bir gün enkaz başında kırmızı kitaplar olduğunu uzaktan gördüm. Sağ olsun enkaza giren görevlilerden biri buldukları Risale-i Nur kitaplarını dışarı çıkarmış çok sevindim. Toz kokusu sinmiş o kitapları hatıra olarak saklıyorum. Bazılarının üzerinde depremin izleri duruyor.

Geçici olarak kaldığımız yazlıktan artık çıkmamız gerekiyordu. Çünkü Ekim ayında soğuklar başlamıştı. İzmit’ten Necdet Turgut kardeşimiz bize bir daire ayarlamış. Devletin verdiği 100 lira ve Yeni Asya camiasından 6 ay aldığımız 100 lira ile hem kirasını verdik, hem de geçimimizi sağladık. Bu arada maddî yardımları bize ulaştıran Kırklarelili ve diğer Nur kardeşlerimizi burada zikretmeliyim. Allah hepsinden razı olsun. Kiralık ev tuttuk, ama hiç eşyamız yoktu. Sağdan soldan temin etmeye çalıştık. Çocuklar “Bir kamyonet geldi, sizi arıyorlar dedi.” Dostlar bizim imdadımıza yetişmişti. Bursalı kardeşlerimiz hiç kullanılmamış ve evin donatılması için ne gerekiyorsa bir kamyonet dolusu getirmişler. Buzdolabı, çamaşır makinesi, halılar, masa- sandalyeler, tencere, tava-bardak gibi her türlü ihtiyaçlarımızı göndermişler. Bir güzel döşedik evimizi. Aradan 20 yıla yakın zaman geçti hâlâ birçoğunu kullanıyoruz ve atmaya kıyamıyoruz.

Allah hepsinden razı olsun işte düştüğümüz yerden cemaatimiz sayesinde tekrar ayağa kalktık adeta. Yarımca’da geçen 1,5 yıl süresince bizi kucaklayanlar ayrıca Salih ve Enes’imizin Bursa’daki üniversitede okumalarını temin ettiler. Birçok depremzedenin perişan olduğu ve çoklarının yıllarca psikolojik tedavi gördüğü o günlerden bizi fazla üzmeden çıkaran Rabbimize hamd ediyor maddî ve manevî yardım edenlerden Allah razı olsun diyorum. Kardeşlerimizden de Allah razı olsun.

Gerçekten ‘İlâhî bir ikaz’ olan Marmara depreminden sonra, 28 Şubat’ın zalimane uygulamaları yavaş yavaş azalmaya başladı ve nihayet sona erdi. Ama kalıcı tesirleri hâlâ devam ediyor. Bu vesileyle şunu da belirterek yazımı bitireceğim. Gazap-ı İlâhiye celbeden her türlü zulümden herkesin kaçması gerekir. Hak-Hukuk dairesinde yapılmayan her hareket zulüm olarak yazılır. Allah (cc) her türlü zulümden ve musîbetten bizleri, memleketimizi ve milletimizi muhafaza eylesin. Arzî ve semavî afetlerden korusun. Allah’a emanet olunuz.    

(SON)

YAZI: ALİ YILMAZCAN

Okunma Sayısı: 1884
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • emircan

    20.8.2018 16:22:36

    deprem gerçekten çok dehşet birşey birde gece tam uykunun en tatlı yerinde oluşu daha bir dehşetli olmuştur tabi bunu ancak yaşayanlar bilir ALLAH teala bizleri bu afetten mıhafaza eylesin günahlarımızı affetsin

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı