"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Türkiye, Suriye gibi olmadıysa bunu Nur Talebelerine borçlu

13 Eylül 2018, Perşembe 02:07
Eğer Türkiye’de Said NursÎ ve onun meydana getirdiği bu cemaat, bu ekol olmasaydı Türkiye bugün Mısır’dan da, Cezayir’den ve benzer ülkelerden de daha kötü bir durumda olurdu.

Nur hizmetini daha yakından tanıma ve Türkiye’nin son elli, elli beş yılını Nurculuk perspektifinden değerlendirmek için...

Ben şuna inanıyorum. Üstadımızın koyduğu ölçüler o kadar muazzam ki, düşmanımıza bile anlatmış olsak, onun takdiriyle karşılaşıyoruz. İnanmaz adama, “Hakikaten bu insanın kafası çalışıyormuş, fevkalâde vukufiyeti varmış” dedirtiriz biz.

Ondan sonra Sayın Ergil, bize şunu teklif etti:

“Bu Said Nursî ve Nurculuk hakkında, çevremizde daha ismini duyarken tüyleri diken diken oluyor.  Tanımıyorlar, bu anlattığınız şeyleri bilmiyorlar. Yanlış anlamayın, size bir teklifte bulunayım” dedi.

“Buyurun” dedim.

“Said Nursî ve bu anlattıklarınız ve buna benzer şeyleri alt alta yazalım. Bir broşür halinde isimsiz olarak neşredelim. Sonra soralım, ‘Nasıl buldunuz?’ diye. Onların kanaatini aldıktan sonra altına imza atalım. Çünkü onlar peşin fikirli.”

“Hay hay bizim için bir mahzur yok” dedim.

DEMOKRASİ ORTAK PAYDAMIZ OLMALI

Bizim için hakikatin yayılması önemli. İsim meselesi ayrı. Hatta biz dedik ki, “Türkiye artık öyle bir duruma geldi ki, mutlaka sosyal bir mutabakat, uzlaşma, anlaşma lâzım. Artık herkesin, birbirinin farklı görüş ve düşüncelerini kabul etmeleri ve onlara saygı duymaları lâzım. Bugün Türkiye’de din bile müşterek payda olamıyor.  Çünkü adam inanmıyor ki, din asgarî bir müştereği olsun. Öyleyse gelin biz, beraber yaşamanın anlaşma ve uzlaşma şartlarını ortaya koyalım. Kemalist ise Kemalist kalsın, komünist ise komünist kalsın, Alevî ise Alevî, Sünnî ise Sünnî... Ne olursa olsun. Çünkü hiçbir kuvvet öbür grupları ortadan kaldırma imkânına sahip değildir.”

 Tabiî bu da çok hoşuna gittiği için, “Gelin bir millî mutabakat metni hazırlayalım. Bunu bütün aydınlara açalım” dedi. Maalesef sonradan bazı şeyler oldu. Güneydoğu raporu ile ilgili ortalık karıştı. Tekrar görüşemedik.

Bu örneğin birisiydi. Bir diğeri de Bedrettin Dalan’dı. Belediye başkanlığına adaylığını koymuştu. Destek istemek için ziyarete gelmişti, ekibiyle birlikte. Yarım saatliğine mutat bir gazete ziyareti olarak planlamışlardı, bir buçuk saat boyunca ayrılamadı.

Ben hemen ona Üstadımı ve Risale-i Nur’u anlattım. Bütün konuşmalarıma, “Ben de bunların altına imzamı atıyorum” dedi.

Yani biz hiçbir zaman gizleme, gizlenme ihtiyacı duymuyoruz. Çünkü biz, Kur’ân’ın parlaklığına, doğruluğuna, hakkaniyetine o kadar inandık ki; Üstadımızın vasıtasıyla, böyle bir gizlenme ihtiyacı duymadığımız gibi, her yerde iftiharla kimliğimizi ortaya koyabiliyoruz.

Biz Nur Talebeleri her şartta, yolculukta da olsa namazımızı çekinmeden kılarız. Çünkü Üstad, “Askeriyede bile olsa namazınızı aleni kılın. Farzda riya olmaz” diyor. Niye? Çünkü bazı insanlar çekindiği için kılamıyor, “Acaba ne derler, bir şey derler mi?” diye.

Hâlbuki sen namazını kıldığın zaman, bir de bakıyorsun ki başkaları da arkandan geliyor. Biz bu namaz hassasiyeti bakımından, yolcu otobüslerini durdurma mücadelesi için çok uğraşmışızdır.

Önceleri, hiçbir benzin istasyonunda, hiçbir konaklama yerinde mescid yoktu. Onların Türkiye’de ihyasını Nur Talebeleri yapmıştır. Biz bunların kavgasını verdik.

Kaç sefer otobüsten indik, “Hadi sen git” dedik. “Biz namazımızı kılmadan gidemeyiz.” Tabiî ruhsat noktasında kılmayabilir, sonra kaza edebilirsin, ama biz o ruhsata da gerek duymuyorduk.  Çünkü bu şeairin yerleşmesine ihtiyaç olduğunu gördüğümüzden, benzinliklere ve konaklama yerlerine gidip makul ölçülerle mescit gerekliliğini adamlara anlatıyorduk:

“Yeriniz çok güzel, ama buraya  küçük de olsa bir mescid yaptırın. Bu da bir ihtiyaçtır. Namaz kılanlar da var” diyorduk. Allah’a şükür konaklama yerlerinin hepsinde güzel  güzel mescidler, camiler yapılmaya başlandı. Bu da Nur Talebelerinin eseridir.

TÜRKİYE, MISIR VE SURİYE OLMADIYSA BUNU NUR TALEBELERİNE BORÇLUDUR

Biz ibadetlerimizi, hizmetlerimizi Nurculuk kimliğimizle Allah için yaptık. Nurculuk –hâşâ-dinin bir alternatifi değil; dinin, İslâmın ta kendisidir. Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi de Nur, Kur’ân’ın bir diğer ismi Nur  değil mi? Biz bundan niye gocunalım ki? Nurcu denilince, “Bu kelimeyi benimseme, bu bölücülük çağrıştırıyor” gibi safsatalarla insanlar yanıltılmak isteniyor. Ne bölücülüğü kardeşim. Ne alâkası var bunun, onunla. 

Ben iftiharla “Nurcuyum” diyorum. Kur’ân hakikatleriyle meşgul olduğumuz için “Nurcu” sıfatını bunun belirtisi olarak anlıyorum.

Tek parti döneminde Müslümanları öyle bir öcü olarak ve korkunç gösterdiler ki, Müslüman imajı korku salan bir imaj olarak yerleşecekti. Hürriyetleri kısıtlanan insanlar mecburiyetlerini gizli olarak yerine getirme durumunda kalınca, geniş halk kesimleri, özellikle daha dindar veya cemaatlere mensup insanlar ya da ehl-i tarikat için olumsuz duygular besler hale gelmişti. Nurcuların ayan beyan her şeyi ortada olunca, insanların bu “Müslüman korkuları” ortadan kalktı.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Eğer Türkiye’de Said Nursî ve onun meydana getirdiği bu cemaat, bu ekol olmasaydı Türkiye  bugün Mısır’dan da, Cezayir’den ve sair benzer ülkelerden de daha kötü bir durumda olurdu. O müsbet hareket Müslümanları ilmî ve fikrî mücadeleye sevk etmiştir. İslâmiyetin hâkimiyeti noktasında radikal, silâhlı harekete tevessül etmek isteyenler de devletten evvel bize çarpmıştır. Biz bunların karşısına çıktığımız için, cemiyetin içinde yerleşememişler, kökleşememişler ve taraftar bulamamışlardır.

Öbür grupları da bu noktada uyararak, bu radikal hareketlerin karşısına geçirmişizdir. Gelecek tarihçiler araştırdığı zaman bu hakkı teslim edeceklerdir. Biz Türkiye’nin  içinde hangi zararlı cereyan çıkmışsa, Allah için dinimizi ve vatanımızı, milletimizi sevdiğimiz için karşısına çıktık, riskini her zaman göze aldık ve bedelini ödedik.

O yıllar bizim icraat yıllarımızdı. Cemaatimizin ve hizmetimizin çok hareketli cihanşümul bir mahiyet kazandığı yıllardı. İç problemlerimiz, kendi içimizdeki bazı dalgalanmalar her hizmeti istediğimiz kadar yeterli yapmamıza, bir ölçüde engel oldu. Bu gibi dalgalanmaların en tesirli sonuçları 1980 darbesinden sonra görüldü.

Okunma Sayısı: 2544
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı