"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tavşanlı’dan Rahmetli Ahmet Bali hatırasına

Durmuş Ali İnci
15 Nisan 2018, Pazar
Gediz depreminden sonra bölgedeki öğretmenler tayin isteyerek Kütahya bölgesini terk edince Gökçeada İlköğretmen Okulu’nu bitiren öğretmenler olarak o yıl bu bölgeye atandık.

Benim ilk görev yerim de Tavşanlı Karcık Köyü idi. Bir hafta sonu Tavşanlı’ya gittiğimde arkadaşlarımı kahvede gördüm. Öyle küfür dolu sorular sordular ki dünyam başıma yıkıldı. Sanki Gökçeada İlköğretmen Okulu’nda namaz kılan, oruç tutan bunlar değildi. O gün onları kısa cevaplarla geçiştirmiştim. Fakat kafamda fırtınalar koparan soruların dehşetinden başım çatlayacak gibiydi. Bu dinsizliği netice veren sualleri sordurtan Allah, mutlaka cevabını da ehl-i imana göndermiş olmalıydı. Çünkü “Allah vermek istemeseydi, istemek isteğini vermezdi” diye duymuştum. Aradığımı yakınımdaki hergün beraber olduğumuz köy imamı Ahmet Hoca’ya sordum. Duvar içinde bir dolaptan gazetelere sarılmış bir paketi elime tutuşturup;

- Tam senin aradığın. Sakın kimseye bahsetme, benden aldığını hiç söyleme.

Paketi aldığım gibi okulun lojmanına adeta koşarak gittim. Açtığımda 1960’lı yıllarda bir gazete tarafından fasikül halinde verilen, hoca tarafından ciltlettirilen resimli bir kitap çıktı. Kaynayan Cehennem kazanları, azap çeken insan resimleri daha nice batıllarla doluydu. Yine bir ümitle okurken uyuyup kalmışım. Ağaç dalına ayaklarımdan yüzaşağı asılmış, altında kaynayan kazanlara doğru düşmeye başlamıştım. Çığlıklarla uyandığımda şükür ki ter içinde yatağımda kıvranıyordum. Kitabı iade edip ertesi gün Tavşanlı’ya gittim. İlk durağımız Tavşanlı’nın tanınmış esnaflarından Akaylar firmasıydı. Sahiplerinden biri;

- ‘Delikanlı, bizde öyle bir kitap yok. Arkadaşlar bir kitap bıraktı. Bizim anlayacağımız bir kitap değil, belki senin işine yarar’ diyerek elime bir kitap tutuşturdu. “Kur’ân’da Edebî Tasvir’ isimli Seyyit Kutub’a ait kitabı, karşısındaki Karatürk Oteli’nde hemen okuyup iade ettikten sonra onların yönlendirmesiyle futbolcu Kenan, Doğan ikizlerini bulmak üzere büyük bir heyecanla “Akıncılar Spor Kulübü’ne gittim. 

Kulüp çok kalabalıktı. Kenan ve Doğan kardeşler yanıma geldiler. Çok sıcak kanlı ve cana yakındılar.

- Abicim hoş geldiniz. Bugün aşure günü kulübümüzde aşure dağıtıyoruz. Size de ikram edelim, sonra konuşuruz.

Masama bırakılan bir tabak dolusu aşureyi kaşıklarken aklım kitaplardaydı. Fakat aşure de çok güzeldi. Sabahtan beri boş duran mideme kaşık kaşık doldururken ayaklarım da biraz dinlenmişti. Artık ikindi vakti olmuş, gün akşama dönmüştü. Buradan da eli boş, fakat ümit dolu başka bir kapının adresini alır almaz hızla koşar adım Ulu Cami’nin yolunu tuttum. 

Çoğu zaman gittiğim, Hafız Kenan Hocam’ın imamlığında namaz kıldığımız bir cami idi. Tarif edilen adres bu caminin bahçesine girerken sağda küçücük bir kitapçı dükkânıydı.

Akşam yaklaşmış, yorgun bacaklarım adeta birbirine çarpmaya başlamıştı. Derin ilâhî duygularla tarif edilen dükkânı buldum. Cami avlusuna geçerken sağ tarafta, hafif oval görünümlü, ön tarafı tamamen cam, çerçeve kaplıydı. Açık kapıdan içeri girdiğimde küçücük dört beş metrekare bir dükkândı. Arka duvara bağlanan raflarda kitaplar çok özenle dizilmişti. Hasır örme bir taburede oturan bir insan, gece karanlığında ışık saçar gibi gözleri ve nuranî yüzüyle bana bakıyordu. Selâm verip Kenan, Doğan kardeşlerin selâmını ilettikten sonra, Allah’ı anlatan kitap aradığımı söyledim.

O ufacık oturan, başında yeşil renkli, yün örme bir takke, kızıl incecik bıyıklı muhterem insan, ağır ağır doğruldu.

Tatlı, hoş bir sesle, -Aleykümselâm. Hoş geldiniz diyerek, arkadaki açık camlı kapıyı kapattı. Üzerindeki anahtarla kilitledi. Dükkânın üç tarafını kaplayan cam üzerine takılı perdeyi çekerek içeriyi görünmez hale getirdi.

Hareketlerini dikkatle takip ediyordum. Yüzünde korkunun eseri bile yoktu. Sanırım beni düşünerek tedbirli davranıyordu. Bir köşede dayalı duran ucu çengelli uzun sopasını aldı. Dükkânın ortasına gelip tavana doğru uzatarak birkaç defa ittirdi. Tavanda açılan kapağın içine doğru uzattığı sopasını çengeline takarak çektiği ip merdiveni aşağıya doğru sarkıttı. Sopasını bir kenara bırakarak, bir kedi rahatlığıyla tırmandığı merdivenden tavana girip kayboldu. Bir müddet sonra elinde iki küçük kitapla, aynı çeviklikle merdivenden indi. Sopasıyla ip merdiveni tavana kaldırıp tavanın kapağını da kapatmıştı. Kitapları birkaç gazeteye sarıp bana uzattı.

- İşte aradığın kitaplardan. Bunları oku, sonra yine gelirsin. Dışarıda polis sorarsa, seyyar kitapçıdan aldığını söylersin diye sıkıca tembihledi.

İsmini sorduğumda gayet mütevazı bir tavırla;

- Kitapçı Ahmet veya Hacı Ahmet derler.

Gözüm o mübarek zata takılı kalmıştı. Koşarak ayrılırken defalarca dönüp bakmıştım. Sonunda hızla oradan uzaklaşıp Şekerağanın Kahvesi önünde, köyümüzün tek ulaşım aracı Almanyalı Hakkı’nın traktörüne yetiştim.

Bana o gün “Otuzüç Pencere” ve “Meyve Risalesi” kitaplarını vererek Nur âlemine kapı açan değerli ağabeyim Ahmet Bali’yi rahmetle ve minnetle hatırlıyor, mekânı Cennet olsun diyor, binler Fatihalarla duâlar ediyorum.

Okunma Sayısı: 2337
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • üzeyir

    15.4.2018 12:35:10

    Rahmetli Ahmet BALİ abi ile 1982-87 yılları arasında sık sık beraber olurduk. Tavşanlı'da birlikte Risale-i Nur dersleri yapardık. Ahmet abi, Nuranî çehresi, gülümseyen yüzüyle, takvası ve dürüstlüğüyle samimi bir nur talebesi idi. Bir gün, bana şöyle demişti ''Benim dükkanımın yakınında gazete bayisi yok. Gazeteciler bana geldiler ve 'Sana gazete bayiiliği verelim' dediler. Ve ben kabul etmedim.'' Defalarca bu teklifle geldiklerini ve her defasında kabul etmediğini söylemişti. Takvası ve muttakiliği hayatında yaşayan müberek bir insandı. Risale-i Nur derslerine aksatmadan devam eder, Üstadına layık layık olmaya çalışırdı. Aynı zamanda cömert ve fedakardı. Nur içinde yatsın, Mekanı Cennet olsun . Amin...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı