"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Öfke kapıyı çalarsa...

Ece İrem Toros
14 Ekim 2018, Pazar
Öfke nedir? İnsana neden verilmiştir? Öfkelendiğimiz zaman ne yapmalıyız? Peygamber Efendimiz (asm) nelere öfkelenmiştir? Allah’ın öfkesi nasıl olur?

İnsan bedenine ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet iskân edilmiştir. Bu kuvveler: Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliyyedir. Cenâb-ı Hak insanı yaratırken bu üç kuvvesine fıtraten bir sınır koymamıştır. Fıtraten bir sınır tayin edilmediğinden bu kuvvelerden her birisi ifrat, tefrit ve vasat namıyla üç mertebeye ayrılır. 1

Bediüzzaman Hazretleri kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesini ‘tehevvür’ olarak tanımlamıştır. Tehevvür, sonunu düşünmeden öfkeyle davranma anlamına gelmektedir. Tefrit mertebesini cebanet, vasat mertebesini ise şecaat olarak tanımlamaktadır. 

İnsanın gaye-i hayatı yaratılışına uygun olarak yaşamaktır. İnandığı gibi yaşamalı ve fiileriyle bunu tasdik etmelidir. Cenâb-ı Hak “Biz insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra o aşağıların aşağısına indirdik.” 2 buyurur. Bu düşüşün en büyük sebebi insanın fıtratına uygun yaşamamasından, işlerini Allah rızası için yapmamasından ileri gelmektedir. 

İnsan, fıtratına konulmuş olan kuvve-i gadabiyeyi vasat mertebede kullanılırsa yaratılışına uygun hareket etmiş olur. Doğru kullanılmasıyla insan mükemmelleşmekte yanlış kullanılması ile de en aşağı seviyelere düşebilmektedir. İnsanın haksızlıklar karşısında kendisini savunması, kendisini koruyabilmesi, ehl-i imanın haklarını savunması, doğru yerde ve zamanda öfkesini kontrol ederek bu kuvvenin vasat mertebede kullanılmasıyla mümkündür. Ancak bu kuvvenin yanlış kullanılması hem kişinin ferdi hayatı için hemde toplum hayatı açısından oldukça sıkıntı teşkil etmektedir. Ruhî bunalımlar, mutsuzluk, fizyolojik rahatsızlıklar öfkenin ferdi zararları arasındadır. Cinayetler, tecavüzler, kazalar ise toplumsal zararları arasında sayılabilir.

Öfke çoğu kez kibirden kaynaklanan bir duygu olması dolayısıyla bütün kötülüklerin kaynağı olarak belirtilmiştir. 3

Nefsanî hayat tarzının benimsenmesi öfke kontrolünü zorlaştırmaktadır. Çabuk öfkelenen, olur olmaz her şeye sinirlenen insanlarda aklın, vicdanın, şuurun, idrakin zayıflamış olduğu görülmektedir. Hayatını ibadet, iman, akıl, vicdan, kalp, Allah rızası ile yönlendiren insanlar ise öfke kontrolünde başarılı olmuş kişilerdir. 

Her konuda rehberimiz olan Peygamber Efendimizin (asm) hayatına baktığımız zaman, şahsî konularda hiç öfkelenmediği, ancak Allah hesabına öfkenlendiği görülmüştür. 

Mü’min Allah için sevmeli, Allah için buğz etmeli, Allah için hüküm vermeli ve Allah için öfkelenmelidir. Nefsanî öfke şeytantan gelir. İnsan din hesabına olmayan bir şeye öfkelendiği zaman bu duygunun şeytandan geldiğini hatırlamalı ve öfkesini yenmelidir. Peygamber Efendimiz (asm) bu konuyla ilgili şöyle buyurmuştur: “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.” 4

Yine Peygamber Efendimiz (asm) öfkenin geçmesi için şunları tavsiye etmiştir: “Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse ne âlâ, geçmezse yatsın.” 5

Bir başka hadiste ise “Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinden zuhur eden öfke giderdi; Euzu billahi mineşşeytanirracim!” buyurmuştur. 6

Allah hesabına olan öfke duygusu faziletli bir davranış olarak görülmüş ve övülmüştür. Peygamber Efendimizin de (asm) bazı hadiseler karşısında öfkelendiği görülmüştür. Verdiği hükme razı olunmaması, dinin emirlerine karşı gevşeklik gösterilmesi, kader konusunda tartışılması, cemaate mazeretsiz gelinmemesi ve mescidin temiz tutulmaması Peygamber Efendimizin (asm) öfkelendiği bazı hadiselerdir. 

Bizler de Peygamber Efendimizin (asm) yolundan gidip onun öfkelendiği konularda öfkelenmeliyiz. Allah hesabına öfkemizi kullanmalıyız. Cenâb-ı Hak’kın sınırsız olarak bizlere ihsan ettiği kuvve-i gadabiye hissimizi vasat mertebede tutmalıyız. Allah namına, din hesabına olmayan bir konuda öfkelendiğimiz zaman bunun şeytandan geldiğini hatırlamalıyız.

Bediüzzaman Hazretleri bu konuyla ilgili şunları söylemiştir:  

“Kuvve-i gadabiye gusnundan firavunlar, nemrutlar çıkmıştır.” 7

 “Herbir insanda herbir lâtifenin ayrı ayrı vazife-i ubûdiyetleri var. Ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var. Nefis ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler. İşte o yüksek letâifi nefis ve hevâya musahhar etmek ve vazife-i asliyelerini unutturmak, elbette sukuttur, terakki değildir.” 8

İnsanda olan duygular, kuvveler insanın Allah’ı tanıması için verilmiş küçük damlacıklar hükmündedir. Bir vahid-i kıyasi olarak insana verilmiştir. Gadapta bunlardan biridir. Kur’ân’da “Allah öfkeleniyor, Allah kızıyor” gibi tabirler kullanmıştır. Elbette Allah’ın öfkelenmesi bizim öfkelenmemiz gibi olamaz. Öfke bizim vücudumuzda fizyolojik olarak gözlenebilir, değişiklikler meydana getirmektedir. Öfkelenen insanın kan akışı hızlanır, göz bebekleri büyür, vücut sıcaklığı artar. Fakat Allah’ın gazabında böyle hadiselerden bahsedilmesi mümkün değildir. Allah’ın öfkesinin nasıl olduğunu gerçek manada bilmemiz mümkün değildir. Bu konuyla ilgili Hz. İsa Aleyhisselâm şunları söylemiştir:

Akıllı, gönlü açık biri bir gün İsa Aleyhisselâm’dan:

“Âlemde her şeyden daha sarp daha güç olan nedir?” diye sordu.

 Hazreti İsa (Aleyhisselâm) gülerek cevap verdi:

“Ey uyanık ve akıllı er, dünyada en sarp ve en güç şey Allah’ın (celle celâluhu) gazabıdır. Çünkü o gazaptan Cehennem bile su gibi erir, titrer.” buyurdu.

Bunun üzerine adam şöyle sordu:

“O zaman Allah’ın (celle celâluhu) bu şiddetli gazabından nasıl korunup kurtulmalı?” dedi.

Hazreti İsa (Aleyhisselâm):

“Kızdığın zaman kızgınlığına, hırsına yenilmemekle bundan korunabilirsin.

Kötü kişiler bu hırsın ve kızgınlığın madeni gibidir. Kötü kişinin kızgınlığı en vahşi hayvanın kızgınlığından daha beterdir. Allah’ın (celle celâluhu) gazabından korunmak için kızgınlıktan sakın.” dedi.

Dünya meşgalesinin bu kadar yoğun olduğu bir zamanda; derd-i maişet, aile içi sıkıntılar, ev, okul, iş, trafik, sıcak derken öfke de kaçınılmaz olarak her an her yerde karşımıza çıkıyor. Çevremize baktığımız zaman herkes patlamaya hazır bir bomba gibi geziyor.

Peygamber Efendimiz (asm) kendisinden nasihat isteyen bir adama tek kelimeyle “Öfkelenme” cevabını vermiştir. 9 Öfkelendiğimiz zaman aklımıza Peygamber Efendimizin (asm) bu nasihatini getirelim. Öfke her an kapımızda bekliyor. Öfke kapıyı çalınca izin verin güzel huy açsın kapıyı, sakinlik kapıdan kovsun öfkeyi, güzel söz de arkasından bir su döküversin.

Başta Allah rızası için yaşamanın gereği olarak, fıtratımıza uygun yaşayabilmek için, Peygamber Efendimiz’in (asm) sünneti yolunda ilerlemek için, inşallah öfke duygumuzu Allah namına kullananlardan olalım. Dünyevî konularda öfkelenmeyelim. Güzel huylu olmak için çabalayalım. Amin.

Dipnotlar:

1- İşaratü’l-İ’caz.

2- Tin Sûresi, 4-5. 

3- Ahmet b. Hanbel, Müsned, V, 373.

4- Ebu Davud, Edeb 4, (4784).

5- Ebu Davud, Edeb 4, (4782).

6- Tirmizi, Da’avat 53, (3448).

7- Mesnevî-i Nuriye.

8- İman ve küfür muvazeneleri.

9- Buhari, Edeb 76.

 

Okunma Sayısı: 794
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı