"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sıkıntının baharı

Ece İrem Toros
18 Kasım 2018, Pazar
Sıkıntılar, dertler, elemler; insan hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Hem maddî olarak, hem de manevî olarak bir çok sıkıntımız var.

Bedenî, sosyal, ekonomik sıkıntılarımızı maddî sıkıntılara; fikrî, kalbî, ruhî sıkıntılarımızı ise manevî sıkıntılarımıza örnek olarak verebiliriz. Maddî sıkıntıların insanı etkilediği bir gerçek, fakat manevî sıkıntıların yanında bir hiç hükmünde adeta. Manevî olarak sıkıntıdaki bir insanın iç huzursuzluğu, saadeti yakalayamama duygusu elbette peşini bırakmadan arkasından onu takip edecektir.

Manevî sıkıntılarımızın sebepleri neler olabilir? Neden durup dururken içimiz daralıyor? Çok mutluyken bir anda ruh halimiz yerle bir olabiliyor? Aradığımız her soruya en doğru cevapları bulabildiğimiz Risale-i Nur ışığında bu sorularımızın da elbette cevapları, ilâçları ile birlikte verilmiş.

Fikri sıkıntılarımızın belli başlı dört tane sebebi vardır. Bunlar: yeis, suizan, anı yaşayamamak ve mükemmelliyetçilik olarak sayılabilir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri Lemaat adlı eserinde şöyle açıklamıştır: “Sıkıntıdır muallime-i sefahet. Demek sefahetin menbaı sıkıntı olmuş. Sıkıntıysa madeni yeisle suizandır.” İnsanın fikri ne zaman ki dalâlete düşer, iman ve İslâmiyetten ayrılır batıla doğru bir yola sapar, işte o zaman sıkıntılar başlar. Madem ki fikrî sıkıntı hastalığımız var, sebepleri belli, elbette tedavisi de bellidir. Rahmet-i İlâhiye’ye itimad fikrî sıkıntılarımızın en güzel ilâcıdır.

Fikrî sıkıntılarımızın diğer bir sebebi şu ana odaklanamamaktan kaynaklanır. Zihnimiz biz farkında olmadan geçmiş ve geleceğe çok fazla takılır. Şu anı yaşamakta ciddî sıkıntı yaşarız. Kafamızda sürekli önceden yaptıklarımız, yaşadıklarımız ile gelecekte yapmayı planladığımız şeyler adeta iki ucundan güçlüce çekilen bir halat gibi ileri geri hareket eder ve şu anımızı kopartır. Mevlânâ bu konuyla ilgili şöyle söylemiştir: “Geçmişe üzülmek, gelecekten tedirgin olmak, Allah’la arandaki perdedir. O perdeyi ateşe at ki ardından Allah görünsün.”

Kalbi sıkıntılarının sebepleri arasında ise şunları sayabiliriz: İmansızlık ve günahlar. Namazlarını kılmayan bir insan düşünelim. Namaz kılmamak akla zıt bir hatadır. Akla zıt bir hatanın neticesi ise kalbe ve ruha sıkıntı verir. Bu sıkıntılar sonucu ise insanın ahlâkı bozulmaya başlar. Ahlâkı bozuk bir insanın ise elbette mutlu olması düşünülemez. İnsan Cenâb-ı Allah’tan ne kadar uzaklaşırsa vicdanın sesini de o kadar az duymaya başlar, adeta kalbi katılaşır. Sıkıntılar baş gösterir.

Sıkıntı deyince aklımıza elbette hep kötü şeyler geliyor, ancak sıkıntı tamamıyla kötü bir şey değildir. Sıkıntı yoksa sıkıntı var demektir aslında. Sıkıntının olmadığı hiçbir şey yoktur hayatımızda.

Sıkıntı elbette hayatımızı mahvetmek, karartmak için gönderilmemiş. Önemli olan sıkıntılara bakış açımız. Sıkıntılardan ne anladığımız ve nasıl kullandığımız. O sıkıntıları hayra çevirip çevirmediğimiz. Sıkıntı aslında Cenâb-ı Hak tarafından bizlere gönderilmiş özel bir nimet. Bize düşen yeise düşmeden iyileştirmek için elimizden geleni yapmak.

Akıl sahibi olmanın en önemli özelliklerinden bir tanesi, sözleri dinleyip bunlar arasından en güzeline tabi olmaktır. “Kadere iman eden gamlardan kurtulur.” sırrınca kadere iman eden, her şeyin Cenâb-ı Hak’tan geldiğini her daim hatırlar ve yükünü gemiye bırakıp sıkıntı çekmez.

Unutmamamız, her daim hatırlamamız, hayatımıza düstur edinmemiz gereken ilkelerden birisi şudur ki: Güzelden gelen her şey güzeldir. Ya bizzat güzeldir ya da netice itibariyle güzeldir. Eğer sıkıntı fidanları ekilmeye başlamışsa içimizde, oturup bir düşünelim, kendimizi sorgulayalım. Cenâb-ı Hak’tan gelen uyarıya kulak verelim. Durup dururken içimiz sıkılıyorsa demek ki yanlış yaptığımız bir şeyler var. Vicdanımız içerden sesleniyor bize belki. Kulaklarımızı kapatmayalım. Sıkıntı yoksa bu da sıkıntı demektir belki de vicdanımızın sesini tamamen kapatmışızdır. Bırakın sıkıntılar içimizdeki baharın bir ağacı olsun. Biz onların yönünü hayra çevirmeye çalışalım. Sonrasında yönünü ışığa çeviren ayçiçekleri gibi gülümsediğini göreceksiniz. Çünkü hiç şüphesiz biliyoruz ki sıkıntılar içinde bir bahar gizlidir daima.

İnşirah Sûresi’nde “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” diye buyuran Cenâb-ı Hak elbette bütün sıkıntılarımızın dermanıdır, ilâcıdır.

Okunma Sayısı: 2491
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı