"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bu israfı durdurun: Her gün ortalama 5 milyon ekmek çöpe atılıyor!

04 Eylül 2015, Cuma 10:02
Türkiye’de her gün yaklaşık 5 milyon adet ekmek çöpe atılıyor.

Bu şekilde günlük 5 milyon, yıllık 1,8 milyar lirayı bulan bir servetin çöpe atıldığına dikkat çeken Yaşar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Gıda Teknolojisi Program Sorumlusu Dr. Eylem Ezgi Fadıloğlu, ekmek israfını önleyecek öneriler ve tarifler sundu.

Fadıloğlu, “Yapılan araştırmalar, her gün 5 milyon ekmeğin yüzde 51.4’ünün fırınlarda, yüzde 37.9’unun hanelerde, yüzde 10.7’sininse yemekhaneler, lokantalar ve otellerde israf edildiğini ortaya koymuştur.” dedi.

İHTİYACINIZ KADAR ALIN

Ekmeğin evlerde çöpe atılmasının en önemli sebepleri arasında gereğinden fazla alınması, uygun şartlarda saklanmaması ve kalitesinin düşük olmasının yer aldığını belirten Dr. Fadıloğlu,

“Her gün aynı miktarda ekmek satın almak yerine, yapacağınız yemek çeşidini gözönünde bulundurarak alın. Ekmeği fırından alırken aç karnınıza almayın. Kokusuna ve açlığınıza yenik düşerek gereğinden fazla alabilirsiniz. Ekmeği açıkta değil, poşet içerisinde saklayın.

Ekmeği dilimleyerek tüketin. Toplu yemek tüketim yerlerindeki ekmek israfını önlemek için ekmek, dilimlenmiş olarak veya küçük ekmek olarak verilmeli, self servis tezgahlarında yemeklerden sonra yer almalıdır.” önerisinde bulundu. 

BEDİÜZZAMAN'DAN İKTİSAT VE KANAAT ÇAĞRISI

İsraf yüzünden bereket kalkıyor, fakirlik ziyadeleşiyor!

Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi, Kur'an-ı Hakim'in ve Peygamber Efendimizin -Aleyhissalatu Vesselam- şiddetle menettiği israfın dehşetine bereketin kalkmasına sebep olduğu ve fakirliğin artmasına neden teşkil ettiği cihetleriyle dikkat çeker ve Risale-i Nur talebelerine 'bitmek, tükenmek bilmeyen bir hazine' olan kanaat ve iktisadı tavsiye eder.

Risale-i Nur'daki konuyla ilgili bazı bölümleri istifadenize sunuyoruz;

''Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, israf etmekle zekât vermemek, sebeb-i ref-i bereket olduğuna hadsiz vakıât vardır.

Üçüncü Netice: Hırs, ihlâsı kırar, amel-i uhreviyeyi zedeler. Çünkü, bir ehl-i takvânın hırsı varsa, teveccüh-ü nâsı ister. Teveccüh-ü nâsı mürâât eden, ihlâs-ı tâmmı bulamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok câ-yı dikkattir.

Elhasıl, israf, kanaatsizliği intaç eder. Kanaatsizlik ise, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, hayatından şekvâ kapısını açar, mütemadiyen şekvâ ettirir. (Haşiye-1) Hem ihlâsı kırar, riyâ kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik yolunu gösterir.

İktisat ise, kanaati intaç eder. “Kanaat eden aziz olur; tamah eden zillete düşer” hadisin sırrıyla, kanaat, izzeti intâc eder. Hem sa’ye ve çalışmaya teşcî eder. Şevkini ziyadeleştirir, çalıştırır. Çünkü, meselâ bir gün çalıştı.

Akşamda aldığı cüz’î bir ücrete kanaat sırrıyla, ikinci gün yine çalışır. Müsrif ise, kanaat etmediği için, ikinci gün daha çalışmaz. Çalışsa da şevksiz çalışır.

Hem iktisattan gelen kanaat, şükür kapısını açar, şekvâ kapısını kapatır. Hayatında daima şâkir olur. Hem kanaat vasıtasıyla insanlardan istiğnâ etmek cihetinde, teveccühlerini aramaz. İhlâs kapısı açılır, riyâ kapısı kapanır.

İktisatsızlık ve israfın dehşetli zararlarını geniş bir dairede müşahede ettim. 

Şöyle ki: Ben, dokuz sene evvel mübarek bir şehre geldim. Kış münasebetiyle o şehrin menâbi-i servetini göremedim. Allah rahmet etsin, oranın müftüsü birkaç defa bana dedi: “Ahalimiz fakirdir.” Bu söz benim rikkatime dokundu.

Beş altı sene sonraya kadar, daima o şehir ahalisine acıyordum. Sekiz sene sonra yazın yine o şehre geldim. Bağlarına baktım. Merhum müftünün sözü hatırıma geldi. “Fesübhânallah,” dedim. “Bu bağların mahsulâtı, şehrin hâcetinin pek fevkindedir. Bu şehir ahalisi pek çok zengin olmak lâzım gelir.” Hayret ettim. 

Beni aldatmayan ve hakikatlerin derkinde bir rehberim olan bir hatıra-i hakikatle anladım: İktisatsızlık ve israf yüzünden bereket kalkmış ki, o kadar menâbi-i servetle beraber, o merhum müftü “Ahalimiz fakirdir” diyordu. Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, israf etmekle zekât vermemek, sebeb-i ref-i bereket olduğuna hadsiz vakıât vardır.

İslâm hükemasının Eflâtun’u ve hekimlerin şeyhi ve filozofların üstadı, dâhi-i meşhur Ebu Ali ibni Sina, yalnız tıp noktasında, “Yiyin, için, fakat israf etmeyin” (A’râf Sûresi, 7: 31.) âyetini şöyle tefsir etmiş. 

Demiş: İlm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir. (Haşiye-2)

HAŞİYE-1: Evet, hangi müsrifle görüşsen, şekvâlar işiteceksin. Ne kadar zengin olsa da yine dili şekvâ edecektir. En fakir, fakat kanaatkâr bir adamla görüşsen, şükür işiteceksin.

HAŞİYE-2: Yani, vücuda en muzır, dört beş saat fasıla vermeden yemek yemek, veyahut telezzüz için mütenevvî yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.

(Lem’alar, On Dokuzuncu Lem’a, Yeni Asya Neşriyat, yeni tanzim, s. 366)

LÛ­GAT­ÇE:

teveccüh-ü nâs: İnsanların alâkası, yönelmesi.
mürâât: Gözetme, bakma, riayet etme.
menâbi-i servet: Zenginlik kaynakları.
sebeb-i ref-i bereket: Bereketin ortadan kalkmasının sebebi.
amel-i uhreviye: Ahirete ait fiil, iş.
ihlâs-ı tâmm: Tam ihlâs, yaptığı her işinde Allah’ın emrini ve rızasını gözetme.
şekvâ: Şikâyet.
intac: Netice verme, sonuç doğurma.
sa’y: Çalışma, gayret, emek.
teşcî: Cesaret verme, cesaretlendirme.
istiğnâ: Cenâb-ı Hakk’tan başka kimsenin minneti altına girmeme, başkasına ihtiyacını arz etmeme.

Gelenek görenek belası!

İnsaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfatla ve iktisatsızlık ve kanaatsizlik ve hırs yüzünden bereketin kalkmasıyla ve fakr u zaruret, maişet ziyadeleşmesiyle o derece o damar yaralanmış...

Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına, hatâları, zararları, faydalarına râcih geldi.

Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisat, kanaat yerine israf ve sefahet; ve sa’y ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, biçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi.

Semavî Kur’ân’ın kanun-u esasîsi, “Leyse lil-insâni illa mâ seâ” [“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Sûresi: 53:39.)”, “Külû ve’şrabû velâ tüsrifû” [“Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi: 7:31.] ferman-ı esasîsiyle, “beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisat ve sa’ye gayrette olduğunu ve onunla beşerin havas, avâm tabakası birbiriyle barışabilir” diye Risale-i Nur bu esası izaha binaen, kısa bir iki nükte söyleyeceğim: 

Birincisi: Bedevîlikte beşer üç dört şeye muhtaç oluyordu. O üç dört hâcâtını tedarik etmeyen, on adette ancak ikisiydi. Şimdiki garp medeniyet-i zâlime-i hâzırası, su-i istimâlât ve israfat ve hevesatı tehyiç ve havâic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hâcatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle, şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcâtı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor.

O yirmi hâcâtı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir; on sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek, bu medeniyet-i hâzıra insanı çok fakir ediyor.

O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Biçare avâm ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş. Kur’ân’ın kanun-u esasîsi olan “vücub-u zekât, hurmet-i riba” vasıtasıyla avâmın havassa karşı itaatini ve havassın avâma karşı şefkatini temin eden o kudsî kanunu bırakıp burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbur etmiş. İstirahat-i beşeriyeyi zîr ü zeber etti. (….)

Elhasıl: Medeniyet-i garbiye-i hâzıra, semavî dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihtiyacatı ziyadeleştirmiş. İktisat ve kanaat esasını bozup israf ve hırs ve tamahı ziyadeleştirmeye, zulüm ve harama yol açmış.

Emirdağ Lâhikası, s. 334, yeni tanzim: s. 649

***

Evet, insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfatla ve iktisatsızlık ve kanaatsizlik ve hırs yüzünden bereketin kalkmasıyla ve fakr u zaruret, maişet ziyadeleşmesiyle o derece o damar yaralanmış ve şerait-i hayatın ağırlaşmasıyla o derece zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalâlet nazar-ı dikkati şu hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celb etmiş ki, ednâ bir hâcât-ı hayatiyeyi büyük bir mesele-i diniyeye tercih ettiriyor. 

Bu acip asrın bu acip hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın tiryak misâl ilâçlarının naşiri olan Risale-i Nur dayanabilir ve onun metin, sarsılmaz, sebatkar, halis, sadık, fedakâr şakirtleri mukavemet edebilir. Öyleyse, herşeyden evvel onun dairesine girmeli, sadakatle, tam metanet ve ciddî ihlâs ve tam itimadla ona yapışmak lâzım ki, o acip hastalığın tesirinden kurtulsun.'' 

Kastamonu Lâhikası, s. 74, yeni tanzim: s. 137

TASARRUF SAĞLAYACAK TARİFLER

Eylem Ezgi Fadıloğlu, bayat ekmekleri değerlendirecek tarifler de sundu: 

"Bayatlamış ekmekleri fırında hafif nemlendirip ısıtarak ya da kaynayan suyun buharıyla yumuşatabilirsiniz. Fazla ekmeği derin dondurucuda saklayabilir, ihtiyaç duyulduğu takdirde tost makinesinde ısıtarak yemeklerinizin yanında sıcak olarak da tüketebilirsiniz.

Bayat ekmekten galeta unu yapabilirsiniz. Bayat ekmeğin içinden çıkardığımız kısımları kurutarak, köfte yapımında kullanabilirsiniz. Bayat ekmekten küçük kanepeler hazırlayarak misafirlerinize sunum yapabilir, pizza veya omlet yapabilirsiniz. Kruton yapabilir ve çorbaların üzerine koyabilirsiniz.

Bunun için bayatlamış ekmekleri küp küp kesip fırında kızardıktan sonra cam kavanozda bir hafta saklayabilirsiniz. Bayatlamış ekmekleri dilimleyerek fırın tepsisine dizip üzerine tereyağı, beyaz peynir, yumurta, doğranmış domates, yeşil biber karışımını sürdükten sonra fırında kızartırsanız, kahvaltılarda afiyetle yiyebilirsiniz.

Bayatlamış ekmekten, ekmek dolması yapabilirsiniz. Bayat ekmeklerden, vişneli ekmek tatlısı yapabilirsiniz. Bunun yanısıra ekmek tatlısı yapabilir ve üzerine muhallebi ya da puding de ilave edebilirsiniz."

İZMİR’DE GÜNLÜK 250 BİN TANE EKMEK İSRAF EDİLİYOR

İzmir Fırıncılar Odası Başkanı Fikri Sırtı ise bugüne kadar ekmek israfını ölçmeye yönelik herhangi geniş katılımlı bir çalışmaları olmadığını ancak günlük 2,5 milyon ekmek üretilen şehirde, yalnızca fırınlara yüzde 3 ile 5 arasında iade geldiğini söyledi.

Sırtı, “Bu, işin yalnızca fırınlarda olan boyutu. Buna fabrikalar, okullar gibi yerlerdeki yemekhaneler, hastaneler, lokantalar ve evde çöpe atılan ekmekleri eklersek, rakam yüzde 5-10 arasında. Bu da demek oluyor ki yalnızca İzmir’de, 125 bin ile 250 bin ekmek arasında bir israf rakamı karşımıza çıkıyor.” dedi.

ÖNEMLİ OLAN BİLİNÇLENMEK

İzmir’de dış ilçeler dahil 450 ekmek fırını bulunduğunu, buna ruhsatsızlar, unlu mamuller üreten tesisler ve pastaneler de eklendiğinde 550–600 adet olduğunu ifade eden Oda Başkanı Sırtı, “Her zaman söylendiği gibi önemli olan bilinçlenmek. Herkes ihtiyacı olan kadar ekmek almalı.

Poşetli ekmek çok tartışıldı, belki katkı sağlar ancak çoğu fırının altyapısı buna uygun değil. Ayrıca ne kadar en kaliteli ürün kullanılsa da plastik olduğu için sağlığı tehdit eden unsurlar ortaya çıkabilir. Geç bayatlayan ekmekler de çözüm değil, çünkü bayatlamayı önlemek için içine katkı maddesi koyulması gerekiyor.

Vatandaşlar doğal, sağlıklı ve katkısız ekmeği ihtiyaçları kadar almalı. İsrafı ancak böyle önleyebiliriz.” diye konuştu.

ENERJİ VE PROTEİN KAYNAĞI

Sofraların vazgeçilmezi ekmek, aynı zamanda iyi bir karbonhidrat, protein ve posa kaynağıdır. Yetişkin kadın ve erkeğin günlük ortalama gereksinmeleri düşünüldüğünde 300 gr. ekmek, günlük alınması gereken enerjinin yüzde 30-36’sını ve proteinin yüzde 39-42’sini karşılar.

Sağlık için tam buğday ekmeği tercih edilmelidir. Tam buğday unu, buğday taneciğini tamamen içeren undur ve buğdayın tabii yapısında bulunan birçok vitamini, minerali ve posayı dengeli olarak içerir.

Rafine buğday unu ise işlenmiş olduğu için buğday taneciğinin bazı kısımlarını içermez.

HASTANE DE YAPILIR YURT DA

Ekmek israfının yıllık ekonomik boyutu yaklaşık 1,8 milyar TL’ye karşılık geliyor. Bu tutarla beş kişilik 84 bin aile bir yıl boyunca yoksulluk sınırında geçinebilir, 128 bin asgari ücretli kişi bir yıl boyunca geçinebilir veya 387 bin öğrenciye 12 ay boyunca aylık 280 TL burs verilebilir.

Başka bir açıdan bakıldığında 100 yataklı 63 hastane, 16 derslikli 394 okul, 300 öğrenci kapasiteli 217 yurt, 433 kilometrelik bölünmüş yol gibi hizmetlerden herhangi biri yapılabilir.

Yeni Asya Gazetesi İlahiyatçı Yazarı Süleyman Kösmene - Sekülarizme Karşı İktisat, Şükür ve Kanaat

Haber Merkezi

Okunma Sayısı: 1741
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı