"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Hizmet hizmet” diye atan kalpler buluştu

11 Şubat 2018, Pazar
Bir yıl olmuştu evime gitmeyeli, artık yeterdi. Bir yandan sınavların stresi, bir yandan ev özlemi, bir yandan dört gözle uçak biletimi almamı bekleyen ailem…

Sınavlarımın bittiği günün ertesi gününe ayarlamıştım gidişimi, biletimi de erkenden almıştım. Programın gidişatı ve organizesiyle ilgili de elimizden gelen gayreti gösteriyorduk bu arada. Programa katılmayacak olsam da her şeyin çok güzel olmasını istiyordum. Ve aslına bakarsanız hiçbirimiz her şeyin bu kadar güzel ve sorunsuz gideceğini beklemiyorduk. Niyetimizi alıp attığımız her adımda kapıların sonuna kadar açıldığını, programla ilgili ‘nasıl olacak ki’ dediğimiz her meselede Cenâb-ı Hakk’ın inayetini gördük. Yalnızca ufak bir mezun buluşması fikriyle başlayan program kocaman bir K.O.P.’a dönüşmüştü. Programa dair içimde günden güne büyüyen bir heyecan vardı. Programın nasıl geçeceğini düşünürken, programa katılacak kardeşlerle detayları konuşurken aslında benim programdan önce gidecek olmam gerçeği içimi acıtmaya başlamıştı. Eve gitme fikrinin daha ağır bastığını sanıp uçak biletimi almıştım, fakat yanılmıştım. İşte tam da o anlarda bir nebze de olsa kalbimin ‘Hizmet, hizmet’ diye attığını duyabilmiştim. Bu atan kalbimi susturmamalıydım. Allah razı olsun ailem de susturmama izin vermedi ve ben biletimi daha ileri bir tarihe erteledim, hem de ağlayarak; mutluluktan ağlayarak, böyle bir aileye sahip olduğuma şükrederken haklarını asla ödeyemeyeceğimi ağlayarak erteledim.

Programa hazırlık sürecinde o kadar güzel, o kadar keyifli, o kadar enteresan şeyler yaşadık ki… Kayseri’nin plâka kodu olan 38’li tevafuklar hayretimizi, şevkimizi, gayretimizi daha da kamçıladı; “Demek ki inşaallah Üstadımız yaptığımız bu işten razı, manen alkışlanıyoruz.” dedirtti. Rabbim’den tek istediğimiz kardeşlerimizi en güzel şekilde ağırlayıp memnun etmek ve programdan azamî derecede istifade etmelerine vesile olmaktı.

Program sürecini ise anlatmaya kelimelerim yok. Bildiğim bütün kelimeleri unutmuş gibiyim. Yaşananları zihnimdeki film şeridinden buraya aktarabilsem de sizler de izleseniz. Allah’ım o ne lezzetli bir programdı. Katılımcılardan dinlediğimiz seminer tadındaki kavram dersleri, vakitlerinin nasıl dolduğunu anlayamadığımız sabah dersleri ve akşam seminerleri, Kayserili ablalarımızın her öğüne ayrı yaptığı yöresel tatlar, her günün ufak bir bölümüne ayırdığımız kültür gezileri, programın neresinden istifade etsem kârdır diyerek gelen Kayseri cemaati ablaları ve kardeşleriyle yaklaşık 50’ye çıkan sayımız ve çok ilginçtir o kadar insana ve dört gün boyunca ister istemez çıkan gürültülere rağmen komşularımızın seslerimizi duymayışı, Rabbimin sesimizi onlara duyurmayışı ve daha anlatacak bir sürü şey… Kalemimin dili ancak bunları anlatmaya yetti.

Sonradan öğrendik ki bizimle birlikte aynı günlerde ortaokul, lise ve üniversite olmak üzere üç farklı okuma programı daha gerçekleştirilmiş. Bu tatil Kayseri için de büyük bir nimet ve bereket olmuş. Hatta aylarca özlemle Kayseri’ye yağdırılmasını beklediğimiz karın tam da o günlerde yağdırılması böyle programların rahmet ve bereket vesilesi olduğunu, belâların def’ine sebep olduğunu bizlere yeniden hatırlattı.

Programdan sonra eve geldiğimde üzerimdeki tatlı yorgunlukla bol bol düşünme fırsatım oldu. 

Zihnimde hep şu düşünceler dolaştı: Nasıl olur da bir insan belki de daha önce hiç gitmediği bir şehre, daha önce hiç görmediği, tanımadığı insanların yanına, bir apartman dairesinde 40’a yakın kişiyle günlerce kalıp onlardan biriyle aynı koltuğu pay- laşacağını bile bile gider? Bir insan neden yapar ki böyle bir şey? Evet, herhangi bir insan gitmez, yapmaz. Fakat bizim, programa gelen kardeşlerin yüreğindeki o koca aşk, o büyük gaye, o mühim ve umumî dâvâ dağları da deldirir, çölleri de aştırır biiznillah. Bizler birbirimize kopmaz ve kopartılamaz zincir-i nuranîlerle bağlandık ve Bediüzzaman Said Nursî’nin dediği gibi, “Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir.” (Tarihçe-i Hayatı, Denizli Hayatı)

Büşra Nur (Erciyes-Kayseri Medrese Talebesi)

Okunma Sayısı: 680
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hatice Sevde

    11.2.2018 00:28:56

    Hem yazarken hem okurken kalben dop dolu olduğumuzdan kelimelerle KOPu layıkıyla anlatamadığımız kanaatindeyim. Bu ulvi lezzeti ifade etmek ne mümkün! Allah hayırlı ortamlardan, hayrın okunduğu ortamlardan, hayrı okuyan arkadaşlardan ayırmasın.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı