"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üç Dal Papatya üzerine

22 Ekim 2017, Pazar

Papatyalar solmasın

-Abdil Yıldırım-

Papatya; en temiz sevgilerin en masum ifadesi, hasretin en samimî temsilcisi, sevincin en coşkun elçisi olan, çocuk tadında bir çiçektir. Onun içinde, en çok çocukların eline yakışır. Elinde bir demet papatya ile annesine veya babasına koşan bir çocuk, ona bir güneş armağan etmiş gibi sevinç duyar. Zaten papatya da ortasındaki sarı rengi ile güneşi andırmaktadır.

İşte üç yaşındaki bir çocuk, aylarca hasret kaldığı babasına,  küçük yüreğindeki büyük sevgisini sunabilmek için üç dal papatya ile ona doğru koşarken, sözde büyükler tarafından önü kesilir. Üç dal papatya,  “yasak ve tehlikeli” görülerek çocuğun elinden alınır. Çocuğun dünyası, kararır. Zira o çocuk, zindandaki babasına bir demek güneş götürmek istemiştir. Ama üç yaşındaki bir çocuğa bu kadarcık bir sevinci yaşamak bile çok görülür...

Evet, karanlık ve meşum bir dönemden geçiyoruz. At izinin it izine karıştığı, zalimlerle mazlumların, suçlularla masumların ayırt edilemediği bir devir yaşıyoruz. Dinimizin,”bir gemide dokuz cani, bir masum bulunsa, o gemi hiç bir kanun-u adaletle batırılamaz” ilkesine muhalif olarak, “dokuz masum, bir caninin” bulunduğu nice gemiler gark ediliyor. 

İşte “Üç Dal Papatya” adlı bu kitap, gemideki masumların feryatlarından damlayan bir kaç damla hüznü ifade etmektedir. Bizim de editör olarak katkıda bulunduğumuz bu eser, şimdiye kadar yaptığımız en zor vazifelerden birisi olmuştur. Keşke hiç böyle bir eser yazılmasaydı ve biz de böyle bir vazife almak zorunda kalmasaydık diyorum.

İçindeki hikâyeler, insanın kimyasını bozacak derecede dramlar taşıyor. O hikâyeleri okudukça, “iyi ki ahiret var, iyi ki bir mahkeme-i kübra açılacak” diye şükredeceksiniz. Bu dünyada tecelli etmeyen adaletin, öbür tarafta zerre miktar hak kaybına uğramadan tecelli edeceğini bilmekle teselli bulacaksınız.

Bu eseri hazırlarken, gelen mağdur mektuplarını içi burkularak, belki gözyaşlarını içine akıtarak okuyan Nur Ener Kılınç kardeşimiz, kendisinin de bir gün bu masumlar zümresine katılacağını bilmiyordu. Ama kaderin cilvesi, hayatın imtihanı, onu da medrese-i Yusufiye’ye talebe yaptı. Diğer masumlarla birlikte, Nur Ener Kılınç’ın da bu imtihanı en en başarılı bir şekilde vererek en kısa zamanda tekrar aramıza döneceğini ümit ediyor, bundan sonra kimse mağdur olmasın, papatyalar solmasın diyorum.

***

Papatya sen ne kadar tehlikeliymişsin!

 

-Kübra Örnek

3 yaşında bir çocuk, 3 dal papatyayı tertemiz duygularla babasına verecekti. Buna engel olan bir zihniyetle karşı karşıyayız. “Tehlikeli, zararlı, yasak” diyor görevli. 

Duygular buz kesiyor. Bu nasıl bir vicdandır? Papatya sen ne kadar tehlikeliymişsin meğer, diyesi geliyor insanın. El insaf demekten başka bir şey kalmıyor... 

Aynı şey Nur kardeşimizin de başına geldi. Bu kez eşinin vermek istediği  güller havada kalıyor. Hak etmedikleri halde keyfi bir şekilde tutulanlar, elbet bir gün çıkacak. Ve o zaman zalimler, adaletin tam manasıyla tecelli edeceği yerde, o büyük mahkemede hesap verecekler. Mağduriyetler bitmiyor; küçük yaşta babasından ayrı kalan çocuklar, gözlerini hapishanelerde açan bebekler, eşinden ayrı hayata tutunmaya çalışanlar, çocuklarının yollarını gözleyen analar, babalar.. Kadın, erkek haksız yere yargılanan binlerce mağdur var.  “Haklı olsalardı sesleri çıkardı sustuklarına göre haksızlar, “ demiş biri. Haksızlığa uğrayan bir yakını olmadığı ne kadar da belli. 

 Evet, o mazlûm çocuk sesini duyuramadığı için, acizliğini dünyaya anlatamadığı için içerde belki. Bütün kapılar kapalıyken kim, ne kadar derdini anlatabilsin? Bütün hakları elinden alınarak etiketlenenler, susturulmaya mahkûm edilenler nasıl dinlensin? Ama müslüman bir kardeşimiz haksızlığa uğrarken biz napıyoruz? Susup bir kenara çekilmeyi vicdanımız kabul ediyorsa, buyurun yapalım. Evet biz susarsak, zalimler konuşacak. Hakkı duyurmazsak, zulüm artacak. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Hukuktan bahsetmemiz için illa sevdiklerimiz mi zarar görmeli? Müslüman bir ülkede Adalet istemekten korkuyorsak söylenecek fazla söz yok. Aranmayan hukuk kaybedilmeye mahkûmdur. 

Biz de “Üç Dal Papatya” kitabıyla en azından mazlûmların sesi olarak, onları sahipsiz bırakmamış olacağız. Gerçek suçluların tez zamanda bulunup, masum kardeşlerimizin hürriyetlerine kavuşması duâsıyla..

***

Üç Dal Papatya...

-Hayrunnisa Açıkbaş-

İsmi bile neler getiriyor aklıma. Bu kadar zulmün içinde ayakta kalmak isteyen üç kişilik bir aile belki... Belki de bu zulme taraftar olan milyonlarca insanın içinde hakkı, adaleti korkusuzca savunan ama ne yazık ki azınlıkta kalan bizim gibi insanlar... Bu kitapta gazetemizin Mağdur Köşesi’nde de yer aldığı gibi mağdurların hikâyelerini görüyoruz. Kimi meslekten zaten atılmasına rağmen uzaklaştırma kararı almış, kimi darbe zamanı izinde olmasına rağmen ihraç edilmiş. Bu hikâyeleri okurken bir kez daha anlıyoruz OHAL hoyratlığını. Şimdilerde OHAL kimseye zarar vermemiş açıklamalarında bulunanlara bu kitabı hediye etmek nasip olur bir gün inşallah.

***

Zulme maruz kalan masumlar

-M. Hanefi Örnek-

Meslektaşlarımızın maruz kaldığı bu zulümler hakikaten yürekleri kanatıyor. Ortada suç yok ama bir vehimle, bir algı operasyonuyla 30 binden fazla öğretmen ihraç edilmiş. Bu eğitim camiamıza indirilmiş bir darbedir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın  merkez teşkilâtından 850 kişinin görevden alınması, İl Millî Eğitim,  İlçe Millî Eğitim ve  okul müdürlerinin görevden alınması Millî Eğitim’in bugün dibe vurduğunun göstergesidir. Suçlulara cezalar zaten verilsin. Suça iştirak ve memurların görevden el çektirilmesi, cezalandırılması kanunlarımızda bunun müeyyidesi vardır. Adalet tam manasıyla tecelli ettirilse sorun olmayacak. Kardeşimiz Nur Ener’in  “Üç dal papatya” adlı kitabında mazlûmların yaşadıkları olayları çarpıcı bir şekilde dile getirmesi takdire şayan bir olaydır. 

Mazlûmların sesi olduğu için kendisini tebrik ediyoruz. 

Yaşanmış olan bu hikâyelerden de anlaşılıyor ki, OHAL’in keyfi uygulamalarıyla binlerce kişi mağdur edilmiş. Bu mazlumların derdine çare olmaz, ama vicdanlarını rahatlatır ve yetkililere mesaj olur. Bizim de temennimiz; devletimizin tez elden bu durumu görmesi ve adaletin yerini bulmasına yardım etmesi, gasbedilen hakların ve itibarların tekrar iade edilerek aklı selimin hakim olmasıdır. 

 

Etiketler: üç dal papatya
Okunma Sayısı: 1854
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah Çelik

    22.10.2017 16:46:16

    Memleket Havasımı dediniz! Emr-i bi'lma'ruf ve nehy-i ani'lmünker (iyiliği emredip; kötülükten men etmek) yapmayan milletlerin tarihte çöktükleri ve gelecekte de musîbet ve belalara mâruz kalacakları, çökecekleri belirtilir. Bir Hadis şöyle der: "İçerisinde iyilerin daha mümtaz, daha güçlü bulunduğu bir kavimde kötülükler işlendiği halde, iyiler müdahale edip ıslahda bulunmazlarsa- başka bir rivayette ise: Müdâhale edecek güçte bir kimsenin bulunduğu bir kavimde kötülükler işlenir ve fakat o kimse müdâhalede bulunmazsa- Allah(celle şânuhu) herkese ulaşacak umumî bir bela gönderir." Hadis'te emr-i bi'lma'ruf, zamanında yapılmadığı takdirde cemiyetin mâruz kalacağı ızdırabın sonradan çok zor telâfi edileceğini ifade eder: "Ey mü'minler, yalvar yakar olmanıza rağmen dualarınız kabul olmayacak durumlara düşmezden önce iyiliği emredip, kötülükten de men ediniz."

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı