"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ah! Üç Dal Papatya en çok da sen acıttın canımı

Emin Fırat
17 Ekim 2017, Salı
Adalet ile ilgili çok şey yazıldı ve çizildi.

Hayat dediğimiz şu fâni âlemin merkezinde, insanoğlu var olduğu sürece de, yazılmaya devam edecektir.

Adalet hakkıyla tecelli ettiği sürece, hiç kimsenin itirazı olamaz. Çünkü olması gereken hakkın yerini bulmasıdır zaten. Ancak yanlış kararlar verildiğinde, mağduriyetler meydana getirildiğinde, yüksek perdeden seslerin çıkması tabiidir. Zira adalet hak hukuk demektir ve hakkıyla tecelli etmek mecburiyetindedir. Adaletin yanlış karar verme gibi bir şansı yoktur. Yanlış karar verildiğinde de buna adalet denemez. Günümüzde, verilen hukuk dışı kararların nelere mal olduğunu, yaşanan birçok acı örneklerde görmek mümkündür. Yaşanan acılara karşı, ”ateş düştüğü yeri yakar” diyerek kayıtsız kalamayız. Evet “ateş düştüğü yeri yakar.” Lakin aynı ateş kendi ocağımıza düştüğünde kimi yakar? Hiç düşündünüz mü?

Üstad’ın, “ben ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam”demesi çok mühimdir. Amma ve lakin, hürriyet ve ekmek bir yana, “ağaç kökü yesinler” diyen vicdanlar var. Tamam, bazı vicdanlar buna rıza göstersin, büyükler ağaç kökünü yesinler yemesine de, fakat sabiler ne yapacak? Onlara ne yedireceksiniz?

 “Vicdan kalp penceresinden bakar, akıl gözünü kapasa da, vicdanın gözü daima açıktır” dese de Üstad, küçücük bir kız çocuğuna, üç dal papatyayı çok görecek kadar duyarsızlaşmış vicdanlara ne demeli?

Vicdanlar yalan söylemez, zulmetmez, adaletli ve merhametlidir. Fakat vicdan kaybolduğunda da, yapamayacağı kötülük ve zulüm yoktur. Günümüzde misallerini fazlasıyla görmek mümkündür.

İçimizi acıtan bu gerçek hayat hikayelerinden bazılarını, Yeni Asya Gazetesi tarafından yayınlanan, “Üç Dal Papatya” isimli kitap da, bulmak mümkündür. 

N. Nur Ener tarafından derlenen kitap, her ne kadar birileri “mağdur falan yoktur “ dese de, bizzat yaşanmış binlerce mağduriyetlerden, sadece küçük bir kısmını anlatmaktadır. Anlatılanların her biri, vicdanları kanatacak türden, yaşanmış gerçek hayat hikâyeleridir. 

Papatya, masumiyetin, saflığın ve sevginin simgesidir. Her yerde açtığından ve kolay bulunduğundan, çocuklarımızın en çok sevdiği çiçektir. Bize baharın bütün güzelliğini ve canlılığını yaşatan, neşe ve mutluluk kaynağıdır. 

Küçük kız çocuklarımızın başlarının tacı, gençlerimizin de umududur papatya. Sevildiğimizden emin olsak da, sevilip sevilmediğimizi öğrenmenin en kestirme yoludur. İşte papatya bu kadar güzel ve kıymetli bir çiçektir.

 “Üç Dal Papatya” nın hikâyesine gelince:

Babasını cezaevinde ziyaret giden üç yaşındaki minik kız, cezaevi duvarının dibinde biten üç dal papatyayı kopararak babasına vermek ister. Fakat bayan bir koruma memuru tarafından” tehlikeli, zararlı yasak” denilerek, elinden alınır ve çöpe atılır. Küçük kızın dünyaları yıkılır ve feryad-ı figan ağlamaya başlar. Ancak daha sonra vicdan sahibi bir memur küçük kızın ağlamasına dayanamaz ve üç dal papatya ile birlikte gelerek, “güzel kız bak getirdim ağlama tamam mı” diyerek küçük kızı sevindirir.

“Üç Dal Papatya”yı okuyunca aklıma, daha önce yazdığım “Adalet ancak vicdanla tecelli eder“adlı yazım geldi. Orda şöyle bir ifade kullanmıştım. 

“Ancak vicdanla tecelli eder adalet. Ya da vicdan azabı çektirir mazlumun gözyaşı. Ve yaşatır her insana yeryüzünde kendi cehennemini. “

Günahsız bir çocuğun gözyaşları o memura vicdan azabı çektirmiş midir bilemem. Lakin çok üzülmüş olabileceğini düşünmek isterim. Doğrusu hiç kimsenin vicdan azabı çekerek yeryüzünde, kendi cehennemini yaşamasını istemem. 

Adalet sadece mahkemelerde tecelli etmez. Adalet vicdanlarda da tecelli etmeli. İşte üç dal papatya misalinde olduğu gibi. Üç dal papatyayı küçücük bir kız çocuğuna çok görüp ağlatan bir insanla, vicdanının sesini dinleyerek onun yüzünü güldüren bir insan. 

Unutmayın,“İnsanlara merhamet etmeyene Allah’da (cc) merhamet etmez”diyor Peygamber Efendimiz.(asm) 

Keşke bizi derin üzüntülere boğan, böyle bir kitabın yazılmasına gerek kalmasaydı. Keşke yaşanmış daha güzel hayat hikâyeleri yazılabilseydi de, içimizde baharın tüm güzelliklerini yaşayabilseydik. 

Fakat adalet hakkıyla tecelli etmediği sürece, benzer hikâyeleri daha çok okuyacak ve daha çok içimiz yanacak gibi.

 “Üç Dal Papatya”yı, kendinizi o küçücük kızın ve o ailelerin yerine koyarak okuyun. Masumiyet karinesi gözetilmeksizin zindanlara atılan annenize, babanıza veya bir yakınınıza sarılmanın, nasıl bir duygu olduğunu daha iyi anlayacaksınız. 

Hürriyetin, minik bir kız çocuğu için, üç dal papatyayı solmadan babasına verebilmek olduğunu göreceksiniz. 

Ben çok müteessir oldum. Nutkum tutuldu, gözlerim doldu. Okurken duyduğum hüznü fark edenlere ne diyeceğimi bilemedim. Dudaklarımdan dökülen sadece iki mısra oldu:

“Her biri, ayrı ayrı kor olup yaksa da canımı.

  Ah! Üç Dal Papatya, en çok da sen acıttın canımı.”

Okunma Sayısı: 4242
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • cemal.ozkaya

    17.10.2017 16:40:40

    bu kitabı bende okuyorum. çok acı mektuplar var. rabbim inşaallah gizli günahlarına günah bilmedikleri günahlarına günah saymadıkları hallerine kefaret etsin. bizide ibret almak nasip etsin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı