"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Günah deryasında yelken açmak

Emin Fırat
29 Temmuz 2018, Pazar
Yetmişli seksenli yıllarda, televizyonların henüz siyah beyaz ve tek kanallı olduğu dönemlerde, cam ekrandan insanları seyretmek heyecan veriyordu bize.

TRT klâsik musıkî korosunu izlemek hoşumuza gidiyordu. Koro, kadınlı erkeli kalabalık bir gruptan meydana geliyordu. Erkekler takım elbiseli, kadınlar başları açık, kısa kollu ve uzun elbiseliydi. Erkekler arkada kadınlar ön tarafta düzgün bir şekilde sıralanarak, belli bir disiplin içerisinde şarkılarını söylüyorlardı.

Benim için bu durum gayet normaldi. Lâkin biz ne zaman televizyonu açsak ve TRT korosunu dinlemeye başlasak, rahmetli dedem televizyona sırtını dönerek “La havle” çeker bize “şu başı kolu açıklara bakıp, günaha giriyorsunuz, gözlerinizde nur kalmadı” diyerek sitem ediyordu.

Yine o yıllarda giyim kuşamımızdan tutunda, yeme ve içmeye kadar bir dizi hassasiyetlerimiz olurdu. Giyinirken İslâmî ölçülere göre giyinilir, dar ve dikkat çekici elbiselerde kaçınılırdı. Bilhassa kadınlar daha da dikkatli davranır, mahremiyet ölçüleri dışına çıkmamaya gayret gösterirlerdi.

Her şey bir yana haram helâl noktasında, yeme içme ile alâkalı olarak çok daha hassas davranılır, sofralarımıza haram lokma koymamaya azamî dikkat gösterilirdi. Hatta kola içilmez margarin asla yenmez, yurt dışından gelen gıdalarda domuz yağı olup olmadığına bakılır ve asla bilmediğimiz yiyecek ve içecekler tüketilmezdi. Avrupa’ dan gelen çikolata bisküvi ve benzeri yiyeceklerde, mutlaka alkol ve domuz yağı olup olmadığına bakılır, caiz olup olmadığı araştırılırdı.

Mahalle bakkalından alış veriş yapılır, kendi üretimimiz olan, yerli ve millî ürünler tüketilirdi. Yerli olduğu için de çok fazla tereddüt edilmez, gönül rahatlığı ile yenilirdi. Kasaplarda kendi hayvanlarımız kesilir, helâl sertifikası aranmazdı. Hayatımızın bütün alanlarında, helâl ve haram konusunda çok dikkatli ve titiz davranılır, bilmeyerek ve istemeyerek de olsa, kursağımızdan haram lokma geçmemesine çok dikkat edilirdi.

Eskiden hal böyle iken, şimdi gelinen noktada, ne yazık ki halimiz pek de iç açıcı değildir. Dedemin sırtını dönerek “şu başı kolu açıklara bakıp, günaha giriyorsunuz, gözlerinizde nur kalmadı” diyerek uyarıda bulunduğu kadınlı erkekli korolar, günümüzde ailece izlenir hâle geldi. Dahası, o eski programları ziyadesiyle aratacak eğlence programları, Ramazan’da iftar saatlerinin vazgeçilmezleri haline geldi. Bakışlarımızdaki mahcubiyet yok oldu. Televizyonların tek kanallı ve siyah beyaz olduğu günlerde, günah diye bakmadığımız her şey normal hale geldi.

İnternet cep telefonu gibi teknolojik harikalar, hayatımızın merkezinde yer almasıyla birlikte, haramlarla iç içe yaşamaya başladık. Helâl haram nedir hiç umursamaz olduk. Haramlar her tarafımızı çepeçevre sardı ve helâli unuttuk. Ölüm, mizan, hesap günü hiç aklımıza gelmedi.

Dahası yeme içmeye hususunda, karnımız doysun ucuz olsun da ne olursa olsun noktasına geldik. Mahalle bakkallarının yerini büyük marketler aldı. Kendi ürettiklerimizle değil, dışarıdan ithal ettiğimiz ürünlerle çocuklarımızı beslemeye başladık. Vitrinleri süsleyen güzel ambalajlanmış ürünleri, helâl haram demeden tüketir olduk.

En önemlisi de Üstad’ın “Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı; hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram helâl demeyip her şeyi yemektir.” dediği gibi, şükrü ve iktisadı unuttuk. Hiçbir şeyden memnun olmamaya ve her şeyden şekva etmeye başladık. Hırs ve israf hayatımızın bir parçası haline geldi. Nefsimize uyarak dünyanın cazibesine kapıldık. Her şeyi o kadar çok ihtiyaç haline getirdik ki, ihtiyaçlarımızdan mütevellit haramlara hiç aldırış etmez olduk.

Helâl dairesinden hızla uzaklaşarak, boğulacağımızı bile bile, günah deryasında haramlara doğru yelken açmaya başladık. Haramlarla iç içe yaşayarak, helâl ile bağlantılı sinir uçlarımızdaki hassasiyetleri körelttik. 

Böylece, bakışlarımızla gözlerimizi, yiyeceklerle midemizi, düşüncelerimizle aklımızı, konuşmalarımızla dilimizi, öfkemizle vicdanlarımızı, hırsımızla nefislerimizi, korkuyla insanlığımızı, hasıl-ı kelâm her şeyimizi kirlettik.

Okunma Sayısı: 1181
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı