"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tarihin yasaklarla tekerrür etmesi

Emin Fırat
11 Ekim 2017, Çarşamba
Yasak, bir işin yapılmasına karşı konulan kanunî engel olarak tarif edilir. Amaç toplum menfaati ve yararını gözetmek suretiyle barış ve düzeni sağlamaktır.

Yasaklar, hakikaten ihtiyaca binaen toplum yararına olacaksa, elbette konulabilir. Ancak mesnetsiz ve keyfi olarak getirilmesi, topluma bir fayda sağlamayacağı gibi, çoğu kez ciddî sıkıntılar oluşturabilir. Hak ihlâllerine sebebiyet verilerek, barış ve huzuru bozabilir. 

Bilhassa maşeri vicdanı yaralayan bazı yasakların getirilmesi, keyfi olarak sürdürülmesi ve bu yasaklarda ısrar edilmesi, toplumda telâfisi mümkün olmayan neticeler doğurabilir. Nitekim değişik dönemlerde milletimiz bu tür yasakları fazlasıyla görmüş, yaşamış ve acısını ziyadesiyle hissetmiştir. 

Elbette sınırsız hürriyet olamaz. Elbette yasaksız bir dünya tasavvur edilemez. İnsanoğlu tabiatı gereği suç işlemeye, günah işlemeye, müsait bir canlıdır. Bu sebeple de insanları korumak, dolayısıyla da toplumun huzuru için yasakların getirilmesi gayet tabiîdir. 

Burada nelerin yasaklanıp, nelerin yasaklanmaması gerektiği hususu çok önemlidir. İçtimaî hayatta düzen ancak kanunlarla sağlanır. Kanunlarda uyulması zorunlu olan hukuk kurallarıdır. 

 İnsanoğlu tarih boyunca birçok yasakla karşı karşıya kalmıştır. Hiçbir yasak ilelebed devam etmemiş ve zamanla kaldırılmıştır. Geçmişte, dönemi itibariyle hayatî önem arz eden bazı çok ilginç yasakları görmek mümkündür. 

İkinci Mahmud döneminde yeniçerilerin toplanma mekânı olduğu için kahve ve kahvehanelerin yasaklanması.

1595 yılında Çingenelere ata binme ve kısrak besleme yasağı konularak, ”lâzım geldikçe eşeğe ve arabaya binecekler; muhalif hareket edenler siyaset olunurlar” şeklinde fermanın çıkarılması.

Hamama giden gayrimüslimleri, Müslümanlardan ayırt edebilmek için, gayrimüslimlere nalın giyme yasağı getirilmesi..

İkinci Mahmud zamanında devlet erkânının yemek ziyafetlerinde çeşitliliğin çok fazla olması, israfa sebep olduğu gerekçesiyle, israfı önlemek maksadıyla yemek çeşidi yasağının getirilmesi. 

Evet çoğu kez yasaklar bize saçma gelebilir. Ancak zaruret hasıl olduğunda, yasakların konulması elbette kaçınılmazdır. 

Fakat getirilen bazı yasaklar toplumu derinden sarsmış ve bir milletin geleceğini menfi yönde etkileyebilecek nitelikte olmuştur. 

Meselâ, bir dönem ülkemizde, Kur’ân-ı Kerîm, mevlid-i şerif ve dinî kitapların okunması yasaklanmış ve okuyanlar takibata maruz kalmışlardır. Hatta duvara Kur’ân-ı Kerîm’in asılmasına bile tahammül gösterilmemiş ve yasaklanmıştır. Risale-i Nurlar yasaklanarak, Nur Talebeleri mahkemelerde yargılanarak cezalandırılmışlardır.

28 Şubat döneminde de, benzer birçok yasaklarla karşı karşıya kalınmıştır. Meselâ, mesai saatinde Cuma’ya gitme yasağı. Başörtüsü ile kamu kurum ve kuruluşlarına, okullara, üniversitelere ve askerî alanlara girme yasağı.

Ancak bugün, geçmişte yaşanan yasaklardan hiç ders alınmadığı görülmektedir ve getirilen yasaklar, ne yazık ki geçmişi aratmamaktadır. Meselâ; Risale-i Nurlar’a bandrol yasağı getirilerek basılmasının yasaklanması. Yüz binlerce memurun, savunmaları dahi alınıp yargılanmadan, kamu kurum ve kuruluşlarından ihraç edilerek, bir dizi yasaklarla, resmî ve özel hiçbir kurumda çalışamaz hale getirilerek, çoluk çocuk ailece mağdur edilmesi. 

Gazetemiz Yeni Asya’nın tertiplemiş olduğu birçok programın farklı gerekçelerle her defasında iptal edilerek yasaklanması. 

En son olarak Ankara’da yapılmak istenen Bediüzzaman Mevlidi Şerifi’nin, ”bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği” gerekçesiyle yasaklanması.

Oysa Yeni Asya Gazetesi tarafından, bugüne kadar yapılan hiçbir mevlid-i şerif provoke edilerek kargaşaya sebep olmamıştır. Hiçbir programda en ufak bir problem yaşanmamıştır. Yapılan bütün faaliyetler nizam ve intizam içerisinde olmuştur. 

Nihayetine buraya gelecek insanlar, ibadet için geleceklerdir. Kur’ân-ı Kerîm okunacak, mevlid-i şerif dinlenecek ve duâlar edilecektir. Slogan atılmayacak, yürüyüş yapılmayacak, konuşma olmayacaktır. O halde niye bir mevlid sıkıntı teşkil etsin, anlaşılır gibi değil.

 Evet bir zaman gelecek, torunlarımızın torunları, aynen benim geçmişten verdiğim örneklerde olduğu gibi, “filanca tarihte inanılması zor, ama mevlid okutmak provokasyonlara neden olabileceği düşüncesiyle yasaklanmıştı” diyerek şaşkınlıklarını ifade edeceklerdir.

“Tarih tekerrürden ibarettir” derlerdi. Lâkin tarihin böyle “yasak” larla tekerrür edebileceğini hiç düşünmemiştim. 

Okunma Sayısı: 1109
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı