"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

4. RİSALE-İ NUR GENÇLİK KONGRESİ (MÜNÂZARÂT) DEKLARASYONLARI

19 Nisan 2013, Cuma
4. RİSALE-İ NUR GENÇLİK KONGRESİ (MÜNÂZARÂT) DEKLARASYONLARI ŞÖYLE;
1. MASA MEŞRÛTİYET VE MÜNÂZARÂT

KATILIMCILAR

Hasan Koç
Abdülkadir
Bayraklılar
Mustafa Atken
Baysal Can Ogül
Mehmet Kaya
Mustafa Bulut
Mustafa Öksüz
Şaban Çıtık
Özgür Yıldırım

1- Meşrûtiyet bir emniyet ve güven yönetimidir. Herkesin her türlü hukukundan emin olduğu bu yönetim, o devleti ömr-ü ebedîye mazhar eder. Demokraside hürriyetperverlik esastır. Demokrasi, insanın seçme iradesini hür kılar ve o iradeyi istibdadın baskısından kurtarır.
2- Demokrasinin yolu marifet ve faziletle örülmeli ve önündeki üç büyük engel olan vahşet, cehalet, husûmet ortadan kaldırılmalıdır. Demokrasinin belirgin özelliği efkâr-ı âmmenin fikirlerinin ve kararlarının geçerli olmasıdır. Tek kişinin kararlarının geçerli olduğu bir sistemin adı demokrasi olsa da manası istibdattır.
3- Demokrasi İslâmiyet’tendir ve İslâmiyet’in öngördüğü bir yönetim ve idare sistemidir. İslâmiyet’i demokrasi kuvvetiyle i’lâ etmek [yüceltmek], demokrasiyi de İslâmiyet kuvvetiyle ibka etmek [bakileştirmek] gereklidir.
4- Demokrasi hürriyet-i şer’iye ve meşverete dayanmalı; milletin hâkimiyeti esas olmalıdır. Her bir vatandaş, idare üzerinde denetleyici ve kontrol edicidir. Kanun hakimiyetine dayanan demokrasi her türlü suistimalâtın yollarını kesecek gücü de elinde tutar. 
5- Hukukun üstünlüğü kavramını Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Kur’ân’ın ışığında yeniden temellendirmiştir. Bediüzzaman Said Nursî, demokrasinin sırrını; “kuvvet kanundadır şahıs hiçtir”, istibdadın özelliğini ise “kuvvet şahısta olur, kanunu kendi keyfine tâbî edebilir” diyerek ortaya koymuştur. 
6- Meşrûtiyette hükümet hastalığı doğru teşhis ederek, doğru tedaviyi uygulayan hekim gibidir. Demokrasiyi özümseyen hükümetler sayesinde ‘vatan hastanesi’nde biçare halklar helâk olmaktan kurtulurlar.
7- Demokrasinin kuvveti; hak, akıl, marifet, kanun ve efkâr-ı âmmedir. Demokrasi akla istinat etmeli, istibdat yerine muhabbeti esas alıp vatandaşın hissiyatına tabi olmalıdır.
8- Mebus hürdür, hiçbir tesir altında olmamayı gerektirir. Mebusun farklı tesir altında hareket etmesi halkın beklentilerinden uzaklaşmasına sebep olacaktır. Bu yüzden mebus tamamen kendisini seçen halka tâbi olmalı, ”Halkın efendisi ona hizmet edendir” hadis-i şerifini her bir mebus kendisine düstur edinmelidir.
9- Bediüzzaman Said Nursî’nin Medresetüzzehra üniversitesi bir demokrasi üniversitesidir. Zira Medresetüzzehra’nın kuruluş amaçlarından biri de Meşrûtiyet ve hürriyetin mehasinini göstermektir.
10- Gerçek bir demokrasi vesilesiyle müsbet milliyet duyguları uyanacak, İslâmiyet daha rahat yaşanacağı için ihtizaza gelecektir. Her bir Müslim gayesini anlayacak, yalnız olmadığının farkına varacak, bütün âlem-i İslâm’la olan alakasını tekrar hatıra getirecektir. Bu sayede ittihad-ı İslâm gerçekleşecektir.
11- Demokrasi herkesin hukukunun korunduğu ve meşrû hareketinde herkesin serbestliğinin sağlandığı bir sistemin adıdır. Hakikî bir demokrasi hiçbir şekilde istibdadı bünyesinde barındırmaz.
12- Hakikî İsevîlik dininin bir tezahürü olarak gördüğümüz Avrupa Birliği demokratikleşme açısından önemli bir hedeftir. Bu hedef ciddiye alınarak Avrupa Birliği yolunda hızla ilerlenmelidir.
13- Demokraside eşitlik fazilet ve şerefte değil, hukuktadır. “Karıncaya dahi ayak basmayınız” diyen ve elbette insanların hukuklarını da ihmal etmeyen dinimiz çağdaş demokrasiler için yol göstericidir.

2. MASA EĞİTİM VE MÜNÂZARÂT
KATILIMCILAR
Mustafa SEÇKİN
Abdülaziz UZUN
Sedat DİNGİN
Yahya ASLAN
Salih YILMAZ
Harun GÜMÜŞ
Enes KAYA
 
1- “Yaratan Rabbinin adıyla oku” âyetinden dolayı dînî vazifemiz olan eğitim, eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insanın varoluş gayesine uygun yaşaması için şarttır.
2- Eğitim sistemi resmî ideolojinin baskısından arındırılmalı; fikir özgürlüğünün olmasıyla birlikte çoğulcu ve halklara saygılı, dinî ve dünyevî hayatta dengeli, yeteneklerinin farkına varabilecek kalitede olmalı, insan hukukunu ve psikolojisini bilen insanlar yetiştirmeye çalışmalıdır.
3- “Vicdanın ziyası, ulum-u diniyedir [din ilimleridir], aklın nuru fünun-u medeniyedir [fen ilimleri]. İkisinin imtizaciyle [birleşmesiyle] hakikat tecelli eder. O, iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder [kanatlanır]. İftirak ettikleri [ayrıldıkları] vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder [doğar]” prensibi eğitim sistemimizin temel ilkesi olmalıdır.
4- Tam donanımlı fertler yetiştirebilmek, fen ve din ilimlerinin birlikte okutulmasıyla mümkündür. Bu model talebenin mükemmelleşmesini ve ülkenin terakkîsini sağlar. Bu da Medresetüzzehra projesinin hayata geçirilmesi ile mümkün olacaktır.
5- Medresetüzzehra üslûp olarak Ezher Üniversitesi’ne benzemekle birlikte, mana ve mahiyet olarak kendine has bir tarza sahiptir. Bediüzzaman, Doğu Anadolu’da kurmayı planladığı bu üniversitede eğitim dili olarak, Arapça’nın İslâm dünyasının ortak dili olması dolayısıyla vacip; Türkçe’nin resmî dil olması dolayısıyla lâzım, Kürtçe’nin mahalli dil olması dolayısıyla da caiz olduğunu ifade etmektedir. Bu model ülkemizdeki tartışmaları sona erdirecek niteliktedir.
6- Medresetüzzehra’nın diğer bir amacı medrese kapısıyla maarifi Şark’a sokmaktır. Bu sayede İslâm dünyası bütün problemlerini çözebilecektir.
7- Medresetüzzehra’nın öğrencileri İslâm ülkelerinden geleceği için bir kardeşlik zemini oluşacaktır. Onlara Hâlıkımızın bir, Mâlikimizin bir, Rabbimizin bir, Peygamberimizin bir, dinimizin bir, kıblemizin bir olduğunu nazara vermesiyle İttihad-ı İslâm’ın temeli atılacaktır.
8- Medresetüzzehra’nın şubeleri hükmünde olan Dersane-i Nuriye’de aklın, kalbin ve vicdanın verileriyle donanmış genç dimağlar, taassup ve desiselerden kurtulabilmektedirler. Bu tarz, modern eğitim kurumlarımız için de bir model olmalıdır.
9- Medresetüzzehra’nın gelirlerinin temelini halkın hamiyeti ve gayreti oluşturmaktadır. Üstadın ifadesiyle: “Eğer ezkiyâ [zekiler] zekâvetlerinin zekâtını ve ağniya [zenginler] velev zekâtın zekâtını milletin menfaatine sarf etseler; milletimiz de başka milletlere yolda karışabilir.”
10. Ortak düşmanımız olan cehalet, ihtilâf ve zarurete karşı bir reçete hükmünde olan bu üniversite projesinde devletin bizi dikkate alması, en azından bu projeye herhangi bir resmî ideolojinin baskısı olmaksızın uygulanabilirlik noktasında izin vermesi elzemdir. İzin verildiğinde öncelikle yapılması gereken üç ayaklı (akıl, kalp, vicdan) eğitim sistemine uygun ders kitapları hazırlamaktır.
 
3. MASA KÜRT MESELESİ VE MÜNÂZARÂT
 
KATILIMCILAR
Nurullah
SERBEST
Mesut UFUK
Hasan
SARIGEÇTİ
Osman KURUN
Seyfettin AŞKIN
Tahir
ARSLANOĞLU
Selçuk AYDIN
Muhammed
SONER
Kadir YAVUZ
Caner ÖZGÜN
 
1- Kürt Meselesinin çözümü yolunda, resmî dil olan Türkçe’nin yanında bölgesel diller de kabul edilmeli ve bu diller devlet kurumlarında kullanılmalıdır. Devlet, memurlarını seçerken bölgesel dili bilenlere öncelik tanımalıdır. Meslekî terminolojiyi öğrenmek isteyenlere kurslar açılmalı ve teşvikler sunulmalıdır.                                                                   
2- Milliyet kavramı tanımlanırken belirli bir etnik unsura dayanmayan ortak tarih, kültür ve değerler göz önünde bulundurulmalıdır.
3- Kürt meselesine ve ülkenin diğer problemlerine Risale-i Nur ekseninde çözümler üretebilecek üst bir komisyon oluşturulmalıdır.
4- Bölgelerin beklentilerini karşılayan çoğulcu bir anayasa hazırlanmalı ve bu anayasa etnik unsuru temel almak yerine insan odaklı olmalıdır.
5- Eğitim, belli bir ideoloji aşılamak yerine ilim öğretme amacı taşımalıdır. Yakın tarihimiz objektif olarak tekrar araştırılmalıdır. İhtilâfa sebep olabilecek bölümler ders kitaplarından çıkarılmalıdır. Ders kitapları buna göre yeniden düzenlenmelidir.
6- Ön yargı problemini ortadan kaldıracak ve menfî propagandaların önünü kesecek sağlam iletişim kanalları açılmalıdır. Türk-Kürt kardeşliği vurgulanmalıdır. Bu bağlamda medyaya büyük sorumluluklar düşmektedir.
7- Bediüzzaman Said Nursî’nin maişet için tarik-ı tabiî diyerek belirttiği sanat, ziraat ve ticaret bölgede yapılacak reformlarla tekrar canlandırılmalıdır.
8- Devlet, yerleşim yerlerinin eski isimlerini tekrar resmiyete kavuşturmalıdır. Geçmişte devletin yanlış politikaları sonucu mağdur olan Kürt vatandaşlarımızın maddî ve manevî zararları karşılanmalıdır. Kürtlerin kültürel değerleri öne çıkarılmalıdır. Böylelikle Kürt kardeşlerimize iade-i itibar sağlanmış olacaktır.
9- Dahilde kullanılan silâhlar çözüm sürecinin aksine problemleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir. ‘‘Şimdi galebe kılıç ile değildir. Kılıç olmalı lâkin aklın elinde’’ hakikatine binaen meseleyi çözecek akla uygun kararlar alınmalıdır.
10- İki milleti birbirine bağlayan rabıtaların başında İslâmiyet gelmektedir. El ele verip en büyük farz vazifemiz olan İttihad-ı İslâm için çalışılmalıdır.
11- ‘‘Meşrûtiyet, hakimiyet-i millettir’’ kaidesi hükmünce bütün vatandaşların sesini duyurabilmesi ancak demokrasiyle mümkündür. Bundan ötürü gerçek demokrasi ortamının sağlanması gerekir. Kavramlar sembol olarak kalmamalı, içeriği doldurulmalıdır. Gerçek millet hakimiyeti böyle sağlanır. 
12- Bölgenin karakterine uygun iki milleti birleştirici unsurlar çerçevesinde fen ve din ilimlerini meczeden eğitim kurumları açılmalıdır. Bu eğitim kurumlarının kriterleri Said Nursî’nin Medresetüzzehra projesindeki şartlarına göre düzenlenmelidir.
4. MASA İSLÂM TOPLUMLARININ GELECEĞİ VE MÜNÂZARÂT
 
KATILIMCILAR
Abdüssamet NACAK
Ramazan OBA
Recep AYDOĞAN
Uğur YILMAZ
Sadettin GÖKAY
Ahmet KARAAĞAÇ
Yusuf Sabri ŞİMŞEK
Hüseyin TETİK
Bilal Said PARLAKOĞLU
 
1- İslâm toplumlarının asırlardır hasret kaldığı ve Müslümanların da bunun uygulanmamasından dolayı muzdarip oldukları adalet-i mahzanın bir an evvel anayasaların temel prensibi haline gelmesi elzemdir. Adalet-i mahza mümkün oldukça adalet-i izafiye kabul edilemez.
2- İttihad-ı İslâm’ı kendi iç bünyemizde yaşayarak doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu gösterebilirsek hem Müslüman kardeşlerimizle imtizac ederiz, hem de sair dinlerin etbalarının fevc fevc İslâmiyet’e yönelmesine vesile oluruz. İttihad “imtizac-ı efkâr”la mümkün olmasından inandığımız gibi yaşadığımız ölçüde sair İslâmlar ile de kaynaşırız.
3- İttihad-ı İslâm’ı oluşturmak, imtizac-ı efkârı sağlamak ve terakkiyi temin edebilmemizin önünde müthiş engeller olan yeis, istibdat, aculiyet, fikr-i infiradî, tasavvur-u şahsî, görenek, havalecilik, meylü’r-rahat, İslâm’dan uzaklaşmak gibi maniler bertaraf edilmelidir.
4- İslâm medeniyetinin üzerine bina edilmiş olan medeniyet-i hazıranın birinci kısmı olan müsbet kısmı İslâm toplumlarınca hayata geçirilmelidir. Bütün hükümlerini akla tesbit ettiren İslâm, nefsi taassuplardan kurtularak içindeki ilmî istibdad sonucu doğmuş hizipleri ikna edecektir. En küçük fert olan insanın bünyesindeki cehalet, zaruret, ihtilâf hastalıklarının; ilim, san’at ve ittifak ilâçları ile tedavi edilmesi sonucu; insanlardan oluşmuş büyük fertler olan cemaat, cemiyet ve devlette sulh-u umumî meydana getirilebilir.
5- İslâm toplumlarını kaynaştırıcı ve uhuvveti temin edici bir heyet teşkil edilmeli ve bu heyetin fertlerinde İslâmların makbulü ve şüpheden arındırılmış olmaları şartı aranmalıdır.
6- Maddî kılıncın kınına girmesi ve manevî kılınç ile meydanlarda cihada çıkılması sebebiyle tebliğde müsbet hareketi esas ittihaz eden Risale-i Nur’un metodu İslâm âleminin ortak programı haline getirilmelidir.
7- Tarihlerin bize gösterdiği kadarı ile İslâm topraklarında sorunlara, gözyaşı ve kan akmasına sebebiyet veren siyasî sistemlerin yerine Meşrûtiyet-i Meşrûanın neticesi olan İttihad-ı İslâm düşüncesi revaç bulmalıdır.
8- Bu zamanda İlâ-yı Kelimetullahın bir şartı olan maddeten terakkî, medeniyet-i sefihenin tecavüzatından kurtarılmalıdır.
9- Çabuk sönen hamiyetin hamiyet olmadığı bilincine erişilerek hariçten gelen ve içimizde var olan manilere karşı şiddetli bir şekilde mukavemet edilmelidir.
10- Her türlü ihtilâllerin, fenalıkların kaynağı olan “Sen çalış, ben yiyeyim” ve “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne” anlayışlarının sonucu olan toplum sınıfları arasındaki büyük gelir uçurumlarının asgariye indirilmesi için tedbirler alınmalıdır. Bunun için faizden uzak durulmalı, zekât müessesesi hayata geçirilmelidir.
11- Batının İslâmlar içine ilka ettiği pozitivizm ve materyalizm kökenli modernite bir an önce terk edilerek, yerine Kur’ân medeniyetinin esasları ikame edilmelidir.
12- Beynelislâma [Müslümanlar arasına] garb medeniyet-i hâzırası tarafından ilka edilen pis hasletler ve cani sıfatlar kaldırılarak, yerlerine İslâm Medeniyeti’nden Garb Medeniyeti’ne geçmiş güzel hasletler ve memduh sıfatlar telkih edilmelidir.
13- Geçmişte umum İslâm’ın hac vazifesinde yaptığı ihmallerden ders alınarak, tanışma, kaynaşma ile fikir birliğini; yardımlaşmayla iş ortaklığını meydana getirebilmek için haccın asıl manası ve hikmeti olan İslâmî kongre manası öne çıkarılmalıdır.
 
5. MASA AZINLIKLAR VE MÜNÂZARÂT
 
KATILIMCILAR
Mehmet
KAPLAN
İbrahim ULU
Abdülhamit
KARAGİYİM
Yunus
SARAÇLAR
Bayram
SATILMIŞ
 
1- İslâm hukukunda inananlar bir millet, inanmayanlar bir millettir. Azınlık olarak Gayr-i Müslimler kabul edilmektedir. Her iki grubun da hakları İslâm hukukunca mahfuzdur.
2- İnsanlar barınma, giyinme ve gıda gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bir takım sanatlara ihtiyaçları vardır. Bunun için diğer insanlarla teşrik-i mesai edecektir. Bediüzzaman’ın “Sanatta maharet tercih edilir” düsturu çerçevesinde sanatta ittifak sağlanabilmelidir.
3- Hukukta eşitliği devlet otoritesi sağlamalı, her gruba eşit mesafede durmalı, insan hakları adına toplumda yer alan farklı grupların inançlarına ve kültürlerine müdahale etmemelidir.
4- Cumhuriyetin kurucu elitlerinin ortaya attıkları politikalar ötekileştirici ve dışlayıcı olmuştur. Bu politikalarla aynı dine inanan insanlar bile dışlanmış, gerek etnik gerekse azınlıklar konusunda ortak ittifak sağlanamamıştır. Bugün İslâm’ın kucaklayıcı ve hoşgörülü anlayışına ihtiyaç duyulmaktadır.
5- Fikirlerin rahat tartışılacağı hürriyet zemini sağlanmalı, hiçbir grup düşüncesinden dolayı cezalandırılmamalı, hiçbir grup azınlık olduğu için dışlanmamalı ve hiçbir grup kendi içine kapalı kalmamalıdır. Bediüzzaman’ın “kanun-u adalet ve te’dipten başka hiç kimse kimseye tahakküm etmesin. Herkesin hukuku mahfuz kalsın, herkes harekât-ı meşruasında şahane serbest olsun.” yaklaşımı esas kabul edilmelidir.
6- İslâm’ın hoşgörü ve güzelliğini halimizle yaşayıp gösterebilirsek azınlıkların (gayr-i müslimler) İslâmiyet’e girmesine sebep oluruz. Böylece Bediüzzaman’ın “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalatını ef’âlimizle izhar etsek sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerler İslâmiyet’e girecekler, belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehalet edecekler.” müjdesi tahakkuk edecektir.
7- Osmanlı çok uluslu bir cihan devleti olduğu halde inansın-inanmasın kendi tebasına hizmetkâr, hadim olmuştur. Devlet hizmetkâr olmalı, hakem olmalı, taraf olmamalıdır.
8- Azınlıkların da kaymakam, vali ve milletvekili olması durumuna Bediüzzaman, siyasetin sanat olma cihetinden yaklaşmakta ve sanatta maharetin tercih edileceğini, bir Ermeninin saatçi, makineci, süpürgeci olduğu gibi kaymakam veya vali de olabileceğini, bir ayyaşın sarhoş olmadığı vakitte güzel saat tamiri yapabileceğini söylemektedir. Bu yaklaşım ülkemizin huzur ortamına kavuşması için bir anahtardır.
9- Lozan’da azınlıklara verilen haklar, Müslüman çoğunluğa da verilmeli. Devlet Lozan’da azınlıkların kültürüne, diline, inançlarına karışmayacağına söz vermiştir. Aynen bunun gibi çoğunluğu teşkil eden Müslümanların da diline, kıyafetine inancına karışmamalıdır.
10- Toplum içinde tabiî olarak farklı gruplar ve azınlıklar mevcuttur. Her grubun kendi varlığı ve kimliği hakkındaki talepleri toplumdaki sosyal bütünleşmeyi bozmayacak düzeyde olmalıdır. Bediüzzaman’ın tarifi ile “Milletimiz yalnız İslâmiyet’tir. Zira Arap, Türk, Kürt, Arnavut, Çerkez ve Lâzların en kuvvetli ve hakikatli revabıt ve milliyetleri İslâmiyet’ten başka bir şey değildir.”
11- Azınlıkların terörizm ve anarşizm hareketlerine kalkışmalarına ve başka devletlerin kışkırtmalarına mahal vermemek için demokratik adımlardan korkmamalı, meşrû dairede azınlıklara hakları verilmelidir.
12- Azınlıklar ile eşitlik şerefte ve fazilette değil, İmam-ı Ali’nin (ra) bir Yahudi ile muhakemesinde olduğu gibi hukukta olmalıdır.
13- “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin” buyuran Kur’ân âyetini dikkatli bir şekilde yorumlamalıdır. Buradaki nehyin [yasaklamanın] onların dinlerine, batıl itikatlarına dostluk beslemeyi kasteden yasaklama olduğu; yoksa insanî yönlerine, sanat ve maharetlerine sıcak bakmakta sakınca olmadığı, “Her zamanın bir hükmü vardır” diyen Zamanın Müçtehidi Bediüzzaman’ın açıklamalarından anlaşılmaktadır.




 
Okunma Sayısı: 4335
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nurullah SERBEST

    19.04.2013 00:00:00

    Selamun Aleykum. Çok değerli bir çalışmanın içerisinde bulunduk. Çok kıymetli abi ve kardeşlerimizle birlikte uzun süreli bir birikimin ve saatler süren fikir alışverişinin sonucunda bu çalışmalar meydana geldi. Yine de eksiklerimiz olabilir. Bu noktada eleştiri ve önerilerinizi bekliyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı