"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

4. RİSALE-İ NUR GENÇLİK KONGRESİ (MÜNÂZARÂT)DEKLARASYONLARI

26 Nisan 2013, Cuma
BAYANLAR GRUGU
1. Masa
 
 MEŞRUTİYET ve MÜNAZARAT
 
Ayşenur KOSTAK
Zehra AÇICI
Kübranur ORUÇ
Sevdenur KURNAZ
Yıldız FIRTINA
 
1- Meşrûtiyet-i Meşrûa’nın (tam demokrasinin) eksiksiz anlaşılabilmesi ve uygulanması toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenmesine bağlıdır. Cemaatlerin ve STK’ların bu vazifeyi üstlenmeleri en etkili yollardan biridir. Yöntem ise Kur’ânî bir bir metodu benimseyen Risale-i Nur’un metodu olmalıdır. 
2- Hakikî hürriyet ve Meşrûtiyet-i Meşrûa’nın yerleşmesi için yeni ve tam demokratik bir anayasa şarttır. Bu anayasa çoğulcu bir anlayışla ve mutabakat zemininde kargaşa ve anarşiye yol vermeden sulh içerisinde yapılabilmelidir. 
3- Demokrasi kültürünün yerleşmesi açısından her fert gayret etmeli, bu hususta halk irşat edilmelidir. Bu irşatta Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur eserleri dikkate alınmalıdır. Özellikle ‘demokrasi manifestosu’ sayılabilecek Münâzarât, bu konuda rehber niteliğindedir.
4- “Eûzü billahi mine’ş-şeytani ve’s siyasiye” diyen Bediüzzaman’ın bu sözünün  Nur Talebeleri için ifade ettiği anlamlardan biri, ‘menfî siyaset’ten kaçınıp, siyasetin dine dost ve hizmetkâr kılınmasına vesile olacak biçimde çalışmaktır. Bu da “Demokratlar”a destek vermekle olur.
5- Meşrûtiyet-i Meşrûa’nın hâkimiyeti, Kitap ve Sünnet’in ölçülerinin hâkimiyeti demektir. Yani herkes Allah’ın iradesine karşı mahkûm, insanlara karşı ise hür olurlar. Böylece mü’min, inancının gereği olarak ne kendisi zillete düşer, ne de başkalarını zillete sokar. Aksi takdirde şahıs veya zümre istibdadı hâkim olur ki, bu ise hem İslâmiyeten, hem de insaniyeten yanlıştır.
6- Bediüzzaman “Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam” diyerek tahkikî iman dâvâsının en büyük özelliklerinden biri olan hürriyet meşalesini elinden bırakmamıştır. Bediüzzaman hürriyet uğruna hayatını feda etmekten çekinmemiş; padişahlara, en zalim  komitecilere, dış kuvvetlere asla boyun eğmemiştir.
7- Bediüzzaman meşrûtiyet aleyhinde faaliyet gösteren ve din adına hürriyete (demokratikleşmeye) karşı çıkanlara “Ruh-u meşrûtiyet şeriattandır;  hayatı da ondandır” diyerek cevap vermiş ve şeriatın bu âleme gelmesinin en büyük sebeplerinden birinin dünyadan baskıyı ve zorbalığı kaldırmak, şer’î hürriyeti yerleştirmek olduğunu söylemiştir.
8- Bediüzzaman, “Meşrûtiyeti”, “Meşrûtiyet-i Meşrûa” olarak tabir etmiştir. Bunlar birbirini tamamlayan iki tabirdir. Bediüzzaman meşrûtiyetin ruhunun ve hayatının şeriattan geldiğini ifade etmektedir.
9- Karıncanın hakkını, hukukunu gözeten bir Din, elbette beşerin de hakkını gözetir. Bu anlayış ‘hak’kı her şeyin üstünde tutmuştur. Buna göre “Hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz.”
 
2. Masa
 
 EĞİTİM VE MÜNÂZARÂT

Samiye DİK
Sümeyye ÖZTÜRK
Ebru AKÇA
Gülnur TERCAN
Züleyha IŞIK
Safiyye Ece ÇELEN
Feyza YARGICI
Zehra ÖRNEK

 
1- Eğitimin muhatabı insandır. Bu sebeple eğitim, insanın fıtrat ve kabiliyetlerine uygun olmalıdır. Ruhtaki, rakamlara sığmayan kabiliyetlerin inkişafı buna bağlıdır.
2- Eğitim nefisle başlar. Ferdin ıslâhı için nefsin ıslâhı, toplumun ıslâhı için de ferdin ıslâhı gerekir.
3- İlim her mü’mine farz kılınmıştır. Hiçbir sebep ilim öğrenmeye engel olmamalı ve bu farziyet hiçbir sebeple engellenmemelidir.
4- Dünya standartlarında eğitim açısından geri kalmamızın sebebi; cehalet, zaruret, ihtilâftır. Çözüm olarak ilim (eğitim), san’at ve ittihat ile din namına birleşmedir.
5- Eğitim devletin tekelinde bulunduğunda, dikte ettiği öğretim tarzı istibdadı meydana getirir. Oysa bütün eğitim metotlarından en uygunu seçilmelidir. Bu da Nebevî eğitim metodudur.
6- Eğitim kurumları dinini bilen bilim adamı, bilimleri bilen ilim adamı yetiştirmelidir.
7- “Mü’minler ancak kardeştir” âyetinin hitabına mazhar olabilmek için menfî milliyetçilikten uzak, birleştirici bir eğitim metodu kullanılmalıdır.
8- Doğu toplumlarında kalb ve dinî hisler, Batı toplumlarında ise akıl ve felsefe hâkimdir. İnsaniyetin himmet ve terakkîsi ise, ancak akıl ve kalbin birleşmesi ile olur.
9- Bediüzzaman, El-Ezher’in kız kardeşi olarak isimlendirdiği Medresetüzzehra’yı, din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte ve mezcedilerek okutulacağı bir üniversite olarak planlamıştır.
10- Medresetüzzehra, aynı zamanda bir halk üniversitesi projesidir. Evrensel değerleri İslâmiyetin esaslarında buluşturup, insaniyete ve İslâmiyet’e hizmet eder. Günümüzde bu proje, çekirdeğini, gayr-i resmî bir şekilde Nur dershaneleri tarzında inşa etmiştir.
 
3. Masa
 
KÜRT MESELESİ ve MÜNÂZARÂT
 
Canan ÖZELLİ
Gülşah YILMAZ
Büşra YALÇIN
Ayfer UZUN
Fatma Özlem KOÇ
Elif Beyza OCAK
Tükez YILMAZ
 
1- Köklü bir geçmişe sahip olan Kürtler asırlardır Osmanlı bünyesinde barış içinde yaşamışlardır. Lozan’da olduğu gibi Kürtlerle ilgili azınlık vurgulamaları itibar görmemiş, iki millet de “Osmanlı’da Müslüman azınlık yoktur.” diyerek birlikteliklerini ilân etmişlerdir.
2- Cumhuriyet döneminde patlak veren bu sorunun temelini devletin dindeki lakaytlığı ve din dışı laiklik anlayışı oluşturmuştur. Bazı isyanların Kürt isyanı olarak lanse edilmesi ve bu isyanların Türk milliyetçiliği adına zulüm ve işkence ile bastırılması sorunu derinleştirmiştir. 
3- Bu noktada; hayatı boyunca dönemin idarecilerine ikazlarda bulunup tesbit ve tavsiyeler sunan, ırkçılığın ve bölücülüğün her türlüsüne karşı çıkan, Doğu’daki kimi ayrılıkçı isyana ve isyan girişimlerine karşı müsbet hareket edip yatıştırıcı uyarılarda bulunan ve Müslüman Kürtlerin devletten kopmalarını, devletle çatışma içerisinde olmalarını engelleyen,  vatan birliğine dikkat çeken, başlattığı iman ve irşat hizmetleriyle hakikî anlamda “Türk-Kürt kardeşliğinin sağlanmasında” büyük katkıları olan ve birlik-beraberliğimizi bozmayı amaçlayanlara karşı tedavi reçeteleri yazan ve bunları Münâzarât’ta toplayan Bediüzzaman Said Nursî’nin hikmet ve hakikat imbiğinden geçmiş feyizli görüş, tesbit ve hal çareleri mutlaka dikkate alınmalıdır.
4- İnsanları milletlere ve kavimlere bölüp dillerini ve renklerini farklı kılan Allah’tır. Irkçılıkta zımnî olarak Allah’a karşı bir düşmanlık ve husûmet vardır. Zira fiili beğenmemek zımnî olarak faili beğenmemek demektir. Halbuki âyet şöyle söylüyor: “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması onun âyetlerindendir.” (Rum Sûresi: 22)
5- Menfî milliyetçilik düşüncesinin temelini “ene” kavramı üzerinde kurulan bir düşünce sistemi oluşturmaktadır. Yalnızca ‘ben’ diyen insanların menfaatleri üzerine ve onları dışlama olarak şekillenen bu düşünce, başkalarının da kendi varlığını gösterme, ispatlama gayretine düşmesine sebep olmaktadır. Bu ‘tepki milliyetçiliği’ni doğurmaktadır.
6- Bediüzzaman, milliyetçiliği önlemenin yegâne çözümü olarak bir ‘üst kimliği’ önermektedir.  Bu ‘üst kimlik’ tüm milletleri eşit tutmalı, hepsine aynı pencereden bakmalı, bir milleti diğer milletle kıyaslamamalıdır. Bu ‘üst kimlik’; Bediüzzaman’ın dediği gibi yalnızca ‘İslâm’dır.
7- Kürt sorununun çözüm yollarından biri de empatidir. Bizde olanların onlarda da olmasını istemek çözüm için önemli bir adım olacaktır.
8- Sivil toplum kuruluşları, basın vs. yumuşak söylemlerle empati için zemin oluşturabilir. Bu noktada ittifak noktalarına vurgu yapılmalı, uçurumu derinleştiren ihtilâf noktalarından kaçınılmalıdır.
9- Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra projesi yegâne çözüm yollarından biridir. Bu proje sadece Doğu’nun değil, bütün Türkiye’nin, İslâm âleminin ve hatta dünyanın problemlerini çözebilecek niteliktedir.
10- Kürtlere kendi dillerini, kendi kültürlerini bilme ve geliştirme imkânı verilmeli; Kürtler de kendi kültür ve edebiyatlarını tanımalı ve tanıttırmalıdır. Doğu’yu Batı’ya, Batı’yı Doğu’ya tanıtacak ve kaynaştıracak zemin bu kültür ve edebiyat zenginliğidir. 
 
4. Masa
 
İSLÂM TOPLUMLARININ GELECEĞİ ve MÜNÂZARÂT
 
Büşranur KASAPOĞLU
Banu KARAVİRAN
Emine DURAN
Neriman BİRGÜL
Ahsen TOLA/ Ebrar CİHANGİR
Emiş VARIŞLI / Hatice İŞCAN

1- İslâm toplumlarının maddeten ve manen terakkîsi şahısların fikirlerini özgürce dile getirmesine bağlıdır. Toplumun düşünceleri ile değil de tek bir şahsın düşüncelerini uygulatan ve gerilemeye sebep olan istibdat anlayışı; Bediüzzaman’ın tavsiye ettiği meşru hürriyet ile son bulacaktır.
2- Bediüzzaman İslâm toplumlarının geri kalış sebeplerinden bir kısmını “yeis, üstünlük taslama meyli, acelecilik, kendini düşünme (bencillik), Allah’ın vazifesine karışma ve rahatlık meyli” olarak tesbit etmiştir. Bediüzzaman bu hücumata karşı şevkimizin kırılmaması gerektiğini, sabırlı bir şekilde çalışmaya devam etmemiz gerektiğini ihtar eder.
3- Azametli bahtsız bir kıt’anın, şanlı talihsiz bir devletin, değerli sahipsiz bir kavmin reçetesi İttihad-ı İslâm’dır. Bediüzzaman ittihadın sağlanması için cehaletten kurtulmanın gerektiğini savunur. Bu amaç doğrultusunda yapmamız gereken ilk şey her Müslümanın İslâm’ı en iyi şekilde yaşayarak örnek olmasıdır. İman hakikatlerine sahip çıkmak evvela en elzem düsturdur.
4- İslâm toplumlarının terakki edebilmesi için Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslâm modeli örnek alınmalı; maddî ve manevî bir birliktelik sağlanmalıdır. İslâm toplumları sadece hac mevsiminde değil her namazda bir araya gelmekte ve aynı kıbleye yönelmektedirler. Müslümanların birbirleriyle muhabbet ve istişare etmeleri için önemli bir buluşma yeri olan Hac, şahsî bir ibadetin ötesinde Müslümanların fikir kongresi haline gelmelidir.
5- Müslümanlar gelecekte dünya üzerinde söz sahibi olabilmeleri için birbirleriyle tesanüt halinde olmalıdır. Bu yolda şahs-ı manevî anlayışı benimsenmeli, her mü’min kendi görevini yaparken diğer mü’min kardeşine yardımcı olduğunun bilincinde olmalıdır.
6- İslâm toplumlarının birbiri ile sistematik olarak iletişime geçmesi meşveret ve şûrâ ortamıyla sağlanacaktır. Ulvî bir gaye etrafında toplanan milletler İslâm adına en doğru kararı varacaklardır.
7- Kur’ân’ın manevî mu’cizesi olan Risale-i nur ikna yoluyla fikrî hakimiyeti kazandırmıştır. Asr-ı Saadeti model alan Bediüzzaman tam hürriyeti yaşamanın İslâm ahlâkı ile olacağını belirtmiştir.
8- İslâm devletleri menfî milliyetçilik fikriyle ayrılığa düşmüşlerdir. Oysa ki Bediüzzaman, tek bir milliyetin olduğunu ve bunun İslâm milliyeti olduğunu söyler. Mü’minler ortak payda olan Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde ümmet duygusunu yaşamalıdırlar.
9- Müslümanlar arasına atılan fitne ve nifak tohumlarının kökleşmesinin önüne; uhuvvet, muhabbet, tesanüd, sadakat ve ihlâs düsturlarına yapışarak geçilebilir.
10- İslâm dini kardeşliği, hoşgörüyü, barışı esas alan bir dindir. Dil, din, ırk farkı gözetilmeksizin bütün dünyada barış ortamını sağlamak İslâmiyet’in düsturlarını uygulamakla mümkün olacaktır.

5.Masa
 
AZINLIKLAR ve MÜNÂZARÂT
 
Nursena CEVHER / Fatma BOLAT
Hatice AKBULUT / Fatma AYDIN
Berranur KALINOĞLU
Tubanur ASLAN / Elif KUMRA
Zehra KILIÇ / Fatma CİN
 Nevin DİNLER / Filiz DİNLER

1- Azınlık; içinde yaşadığı toplumun genel yapısında ırk, dil, din, kültür olarak ayrılan ve genel nüfusun küçük bir bölümünü oluşturan topluluklardır. Dünyada ve Osmanlı’da dinî farklılıklar azınlık kavramını ortaya çıkarmıştır. Bu farklılığa dil, ırk ve kültür de eklenmiştir.
2- Ruhların ırkı yoktur; ancak ırkçılık desisesi ilk insan olan Hz. Âdem’in yaratılışında şeytanın itirazı ile ortaya çıkmıştır. Irkçılık desisesine karşı, milletlerin ayrılmasındaki hikmetleri Cenâb-ı Hak: “Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım. Tâ birbirinizi tanımalısınız. Ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiye münasebetlerinizi bilesiniz. Birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husûmet edesiniz diye değil.”  buyurarak açıklamıştır.
3- İslâm dünyasında  azınlık sorunlarının tohumlarını Emeviler’in ırkçılık politikası atmıştır. 1789 Fransız ihtilâlinin yaydığı milliyetçilik akımı ise bu tohumları bütün dünyaya savurup, filizlendirmiştir. Fransız ihtilâlinin yaydığı bu menfî milliyet anlayışının kökünü kurutacak olan ise müsbet milliyet anlayışıdır. Müsbet milliyet, İslâmiyet milliyetidir. Zira milletimiz bir vücuttur; ruhu İslâmiyet, aklı Kur’ân ve imandır.
4- Kur’ân’da millet kelimesi din manasında kullanılmıştır. Çeşitli ırk, din ve mezheplere mensup kişiler, etnik kökenlerine bakılmaksızın Müslüman, Hıristiyan, Yahudi vs. olarak dikkate alınmalı, gruplandırılmalı ve hakları korunmalıdır.
5- Milliyet, ırkçılık bağlamından ziyade İslâm milleti olarak anlaşılmalı ve bu bağlamda “Mü’minler ancak kardeştir” âyet-i kerimesinin ifade ettiği anlam etrafında bütün iman sahipleri tek bir noktada birleştirilmelidir. Tevhid sırrı, azınlıkların da almış olduğu ırkçılık darbesine karşı dünya barışını da sağlayacak tek çözümdür. 
6- Osmanlı’da ‘millet-i sadıka’ olarak bilinen Ermenilerle ilgili meseledeki problemlerde “kendimizi dev aynasında” görmemizin payı büyüktür.  Bu meseleyle ilgili, “Kabahat bizde. Tamamen zimmetimize alamadık, bihakkın adalet-i şeriatı gösteremedik, şeriat dairesinde hukuklarını istibdadın Sünnet-i seyyiesiyle muhafaza edemedik; sonra istedik, kuvvetimiz kalmadı. Ben şimdi Ermenilere bir nevî zimmi-i muahit nazarı ile bakıyorum” diyen ve bu milletin saadetini Ermenilerle barış içinde yaşamakta gören Said Nursî’nin fikirleri dikkate alınmalıdır. 
7- Adalet-i şer’iyenin sağlanmadığı yerde muhabbet ve sevgi de yetersiz kalır. Adalet hakkıyla sağlanmadığı için azınlık sorunları meydana gelmiş ve hem dünü hem bugünü zehirlemiştir. Bu zehir, Said Nursî’nin “müsavat ise, fazilet ve şerefte değil hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir.” reçetesiyle yok edilebilir.
8- Azınlık meselesinin sorun haline gelmesinin sebepleri cehalet, zaruret ve husûmettir. Bunların kaynağı olan istibdadın ortadan kalkmasıyla dostluk hayat bulacaktır. Milletin saadeti ve selâmeti diğer milletlerle ittifak ve dost olmaya bağlıdır. Bu dostluk, İslâmî hakikatleri muhafaza ederek yardım elini uzatmakla kurulabilir.
9- Hepimizin Hz. Âdem’in (as) çocukları olduğu hakikati unutulmamalıdır. Aynı dinden olmasak da içimizde yaşayan azınlıkların İslâm’a ısınabileceği göz ardı edilmemelidir. Şeriata uygun hürriyetin yaygınlaştırılması onların dışlanmalarını da engelleyecektir. Bir arada sorunsuzca yaşayabilmek  için kendi özgürlüğümüze değer verdiğimiz kadar ülkemizdeki azınlıkların özgürlüğüne de değer vermeliyiz.
10- Azınlıkları sorun haline getiren ırkçılığın önünü alabilmek için toplumda yer eden menfî milliyetçilik unsurları ortadan kaldırılmalıdır. Etnik vurguların yapıldığı ve aşılandığı her sistem düzeltilmelidir. Meselâ, bir çok etnik grubun bir arada yaşadığı ülkemizde, menfî milliyeti çağrıştıran Andımız, Gençliğe Hitabe ve Anayasa’daki unsuriyet kokan ibareler kaldırılmalıdır. Menfî milliyetçiliği telkin etmeyen, müsbet milliyeti esas alan, üstünlüğün yalnızca takvada olduğunu kabul eden Kur’ân ve Sünnet referanslı Asr-ı Saadet uygulamaları hayatın her alanına temel teşkil etmelidir.

 




Okunma Sayısı: 5119
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı