"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

5. Risale-i Nur Gençlik Kongresi Masa Çalışmaları-2

20 Nisan 2014, Pazar
Risale-i Nur Enstitüsü olarak her yıl hazırlanmakta olan Risale-i Nur Gençlik Kongresi’nin beşincisi geçen hafta sonu bayanlar çalışma grubu İstanbul’da ve erkekler çalışma grubu Ankara’da düzenlendi. Kongre’nin konusu olarak belirlenen “İslam Medeniyetinin İhyasında Sünnet-i Seniyye Hakikati” başlığı altında dört masa çalışması yapıldı. Erkek çalışma grubunun masa çalışma sonuçları deklarasyon olarak duyuruldu.
Sünnet-i Seniyye kişinin imanını kemale eriştirir

1. MASA: İman ve Sünnet-i Seniyye

Bu Masa’da iman, küfür, marifetullah, ala-yı illiyin, esfel-i safilin gibi anahtar kelimeler çerçevesinde “İman ve Sünnet-i Seniyye işlendi.” Masa’nın katılımcıları; Sedat Dingin, Bilal Said Parlakoğlu, Ferhat Takır, Mehmet Yücetürk, Musa Dayanan, Rüstem Ocak.

İmanın inkişafı için  Sünnet-i Seniyye gerekli


1-Materyalist düşünce akımları nedeniyle maneviyattan uzaklaşmış ve medeni bir buhran içerisinde olan insanlık alternatif bir medeniyet arayışı içerisindedir.
2-İnsanları medeni buhrandan kurtaracak olan medeniyet, iman temelinde Sünnet-i Seniyye nuruyla nurlanmış olan, Kur’ân medeniyetidir.
3. Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? suallerine cevap veremeyen; İlahi düşünceyi reddeden pozitivist fikirlerden etkilenen insanlık, bu suallere muknî cevaplar verebilecek nitelikte olan Kur’ân medeniyetine muhtaçtır.
4-Diğer bir yandan cehalet, zaruret ve ihtilafat nedeni ile Kur’ân medeniyetinden uzaklaşıp, birçok alanda gerileyen, manevi hususlarda bunalımlı haller sergileyen İslâm dünyası da, ayrı bir medeniyet krizi içerisindedir.
5. Ehl-i sünnet ve cemaat içerisinde bulunan zahiri bazı ulemanın suistimalat ve hataları sebebi ile İslâm medeniyeti yanlış tanınmaktadır. Doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete layık doğruluğu göstermek için Sünnet-i Seniyyeye ittiba ile bu suiistimalatın önüne geçmek lâzım ve elzemdir
6- Sünnet-i Seniyyenin hakikatleri imanı ve ahlakı kemale eriştiren ve istikamette tutan hakikatlerdir. İslâm milletleri fiilleri ve yaşantıları ile iman hakikatlerinin ve İslâm ahlâkının kemâlâtını izhar ederse buhran içerisinde olan insanlık da Kur’ân medeniyetinin kemâlâtını görüp ona müteveccih olacaktır.
7. İmanın inkişaf edebilmesi için insanın fıtraten Sünnet-i Seniyyeye uygun bir yaşam modelini benimsemesi lazımdır. Sünnet-i Seniyye aynı zamanda bir sünnetullah ve adetullah hükmündedir.
8.Kur’ân-ı Kerim yüksek meziyetlere sahip olan Peygamber Efendimize (asm) itaati Allah’a itaat ile eşdeğer tutmuş ve Allah sevgisinin Peygamber (asm) sevgisinden ayrı tutulamayacağını belirtmiştir.
9. Mü’min başta inanç olmak üzere yaşantısında da Kur’ân ve sünneti rehber edinmelidir. Dünyaya geliş amacımız olan; Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak, ona salih bir kul olabilmek için Sünnet-i Seniyyeyi hayatımızın pusulası yapıp her durumda referans almalı ve gereklerini yerine getirmeliyiz
10. Cahiliyye dönemi olarak isimlendirilen bir zamanda dünyaya gelmiş ve bu dönemin kötülükleri ile mücadele ederek evrensel bir medeniyetin temellerini atmış bir Zâtın (asm) yaşantısı günümüz insanının manevi hastalıklarının yegâne çaresidir.
11.Kur’ân Medeniyetinin yeniden ihyası ve idamesi için Kur’ân-ı Hakim’in bu asra bakan ayetlerinin tefsir ve izah edilmesi gerekmektedir. Kur’ân’ın bu asra bakan tefsiri de materyalist düşünceleri izale eden Risale-i Nur Külliyatıdır.
12. Fatır-ı Hakim Peygamber Efendimizi (asm) bizlere bir örnek, bir numune, bir model olarak halketmiştir. Allah’ın istediği gibi kul olmanın yolu Habibullah (asm)’a benzemekten geçmektedir.

2. MASA: İbadet ve Sünnet-i Seniyye

Burada ibadet, ubudiyet, takva, uhuvvet kavramları çerçevesinde “İbadet ve Sünnet-i Seniyye” işlendi. Katılımcılar; Emre Tuncel, Ekrem Hamza Alşan, Harun Adar, İlyas Turmak, Serkan Ünal, Tayfun Öztürk


Sünnete ittiba ile âdetler ibadet olur

1.İbadet Allah’ın emirlerini yapmak ve nehiylerinden sakınmaktır. Tüm varlıkların Allah’a karşı sorumlu olduğu kulluk vazifesini yerine getirmesidir.
2.İbadet Allah ile kul arasında olduğu için öncelikle ibadetlerimizde rıza-yı İlâhi olmalıdır. Yani kulluk vazifemizi gösteriş olsun, etrafımdakiler benim hakkımda iyi düşünsün, mantığıyla değil de sırf Allah bize bu ibadetleri emretti diye bizi yaratan Halık’ımıza bu ibadetleri yapmalıyız (...)
3.Cenab-ı Hakk’a iman eden, elbette ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilaşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur (...)
4.Resulü Ekrem (asm) her şeyde olduğu gibi ibadet ve ubudiyet noktasında da en kemal mertebededir. En sıkıntılı anlarda bile ubudiyetin ince esrarını yaşamıştır (...)
5.Ahirzaman gençleri ibadete zaman ayıramamayı mazeret gösterirken saatlerini internet, televizyon ve spor faaliyetlerine hesapsız bir şekilde harcamaktadır (...)
6.Ey ahirzamandaki kardeş senin davanı kaybettirecek lüzumsuz malayani işlere zaman harcıyorsun da senin ebedi saadetini kazandıracak ibadetlere neden vakit harcamıyorsun? (...)
7.Ahirzamanda ibadetten alıkoyan meşgaleler çok olduğu gibi yapılan ibadetin mükâfatı da çok büyüktür  (...)
8.İnsanı ibadetlerden uzaklaştıran ve alıkoyan sebeplerden birisi de, sabır kuvvetini yanlış dağıtmasıdır. Sabır kuvvetini doğru şekilde kullanmak için sabrımızı bulunduğumuz zamanın ibadetine harcamalıyız (...)
9.İbadetlerimize engel olan gençlik damarının akıldan ziyade hissiyatı dinlemesine çare olarak hissiyatı kıran ve mağlup eden ölümü sıkça hatıra getirmeli ve Kur’ân’ın ahirzamandaki tefsiri olan Risale-i Nur’u okuyarak imanımızı tahkiki yapmalıyız.
10.Dua bir ibadettir. Ubudiyeti Ahmediye’nin ruhu duadır. Dua ubudiyetin özü olan aczi ve fakrı hissettirir (...)
11.Allah’ın emrettiği ibadetlerin sonucunda güzel ahlak ortaya çıkar (...)
12.Kur’ân’ı Kerim’deki şu ayet insanın Sünneti Seniyyeden kaçmasından hiçbir sebep bıraktırmıyor (...)

3. MASA: Ahlakve Sünnet-i Seniyye

Bu Masa’da ahlak, risalet, velayet, peygamberlik, medeniyet gibi anahtar kelimeler çerçevesinde “Ahlak ve Sünnet- Seniyye” incelendi. Katılımcılar; Mehmet Kaplan, Abdulhamit Karagiyim, Ahmet Akman, Hasan Hüseyin Teker, Muttalip Aslan.

Ahlakın misali  Hz. Peygamberdir (asm)

1.Ahlâkın hürriyetle yakından ilgisi vardır. İnsan kendi hür iradesi ile iyi veya kötü davranışları seçmekte özgürdür. Hür iradesini dini emirlerden bağımsız olarak kullanan insanlar ve topluluklar hazcı ahlâk anlayışını benimseyerek nefislerinin kölesi olmaktadırlar.
2.İslâm medeniyetinde ahlâkın kaynağı Kur’ân-ı Kerimdir, bu ahlâkın misali ise yaşayan Kur’ân olarak tanımlanan Hz. Peygamber’dir (asm).
3.Ahlâkın esası sırat-ı müstakim üzere olmaktır. Bu ise iffet, şecaat ve hikmetten mürekkeptir. İnsan kendisine verilmiş olan kuvveleri şeriatın çizdiği sınırlar içerisinde kullanırsa ahlakî bir tavır sergilemiş olacaktır.
4.İslâm medeniyetinin ihyası için gerekli olan insan modeli Sünnet-i Seniyye çerçevesindeki ahlâk anlayışıyla mümkün olacaktır. Müslümanlar olarak ahlâk-ı İslâmiye’nin ve hakaik-i imaniyenin kemâlatına yaşantımız ile perde değil ayine olabilsek, Bediüzzaman’ın dediği gibi sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e gireceklerdir.
5.İslâm medeniyetinin inşasında günümüzdeki hazcı ahlâk anlayışı yerine, maddi manevi feragati esas alan, kendi nefsini kardeşinin nefsine tercih eden Kur’ân-î ahlâk anlayışı esas alınmalıdır.
6.Günümüz insanı medyanın etkisine diğer zamanlardan daha fazla maruz kalmaktadır. Yapılan yayınlardaki dünyevileşme vurgusu toplumun geleneksel kültür ve ahlakî yapısını bozmaktadır. Bunun için yayınlara muhatap olurken seçici olmakta yarar vardır.
7.Hukuk kuralları insan fıtratına uygun olmalıdır. Fıtrata uygun olmayan hukuk kuralları fertlerin ve toplumun ahlâk yapısını bozup beşerin saadetini selb etmektedir.
8.Beşerdeki bütün ihtilallerin ve ahlâksızlığın menbaı olan; “ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne” ve “sen çalış ben yiyeyim” kelimeleri medeniyetin tedavi edemediği beşerin kanayan iki yarasıdır. İslâm medeniyetinde “faizin haram”, “zekatın farz” kılınmasıyla bu iki yara tedavi edilmekte ihtilallerin ve ahlâksızlığın önü kesilmektedir.

4. MASA: Bid’alar ve Sünnet-i Seniyye

Burada ise bid’a, bid’a çeşitleri, istibdad-ı ilmi, istibdad-ı siyasi gibi başlıklar çerçevesinde “Bid’alar ve Sünnet-i Seniyye” konusu masaya yatırıldı. Katılımcılar; İbrahim Said Ergenekon, Enes Yüksel, Fatih    Topaloğlu, Ömer Faruk Kuranlı, Kenan Şirin.


Bid’atın zıddı Sünnet-i Seniyye’dir

1.Bid’at, ahkâm-ı ubûdiyette yeni icatlar çıkarmaktır. Sünnet-i Seniyyeye muhalefet ve Sünnet-i Seniyyenin farzlar, vacipler ve nafileler kısmına dahil olan sünnetlerde tebdil/değiştirme, tağyir ve tahrifata İslâm literatüründe bid’a denir.
2.Bid’a, yalnızca dine sonradan giren şeyler anlamında kullanılması mânâyı kısıtlıyor. Nafilelere dahil olan âdâb-ı Nebevîye cinsinden olan -yemek, içmek, yatmak âdâbı gibi- sünnete muhalefet ise bid’a sayılmaz. Fakat âdâb-ı Nebevîye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakikî edepten istifade etmemektir.
3.Tarikatteki evradlar, zikirler ve meşreplerdeki birtakım hususi hallerin asılları kitap ve sünnetten alınmak şartıyla Sünnet-i Seniyyeye muhalefet etmemek ve Sünneti tağyir (değiştirme) etmemek şartıyla bid’a değillerdir.
4.Bir kişinin Sünnet-i Seniyyeye uyması; Allah’ın (cc) koymuş olduğu kurallara da uyması demektir (...)
5.Bid’alar geniş dairede her ne kadar bizi ilgilendirmeyip; daha çok âlimlerin ve İslâmî kurumların tartışma ve savunma alanları olmaktan çıkarıp, küçük ve enfüsi dairede bize taallük eden bid’aları Sünnet-i Seniyye ittibaının ferasetiyle bulamalı ve temizlemeliyiz (...)
6.İslâmiyetin, iman ve Kur’ân hizmetinin yayılmasında, -kulluğun ve İslâmiyetin esaslarına ters bir durum değilse- kolaylaştırıcı bazı unsurları eklemeye bid’at demek yanlış olur.
7.’’Tekke ve zaviyelerin ve medreselerin kapatılması ve lâikliğin kabulû, İslâmiyet yerine milliyet esaslarının konulması, şapka giyilmesi, tesettürün kaldırılması, Lâtin haflerinin huruf-u Kur’âniye yerine cebren kabulü, Türkçe ezan ve kamet okunması, mekteplerde din derslerinin kaldırılması, kadınlara erkekler derecesinde irsiyet ve hak tanınması ve teaddüd-ü zevcatın kaldırılması gibi inkılâp hareketlerini İslâm âlimleri bid’at olarak değerlendirmişlerdir.
8.Bütün bu yukarıda sayılan maddelere karşı, Said Nursi’nin tavrı müsbet herekettir. Öncelik olarak bu bid’alara karşı önce nefsini, sonra da ihtiyaç hisseden din kardeşlerini bu bid’aların mesuliyetinden muhafaza etmektir (...)
9.Fesad-ı ümmet ve ahir zaman kavramları birlikte düşünüldüğünde zamanın dehşetine binaen Bediüzzaman Hazretleri Barla Lahikası’nda ‘’Kebâir çoktur; fakat ekberü’l-kebâir ve mûbikat-ı seb’a tâbir edilen günahlar yedidir: Katl, zina, şarap, ukuk-u vâlideyn (yani kat-ı sıla-i rahim), kumar, yalancı şehadetlik, dine zarar verecek bid’alara taraftar olmaktır.’’ diyerek bid’alara taraftar olmanın ne kadar mesuliyetli bir davramış olduğunu göstermiştir.
10.İbn Mes’ûd’dan (ra) sahih olarak nakledildiği gibi, ‘’Tâbi olun bid’at çıkarmayın! Muhakkak size yetecek olan (fazlasıyla) verildi; zira her bid’at bir sapıklıktır.’’ (...) Bid’ate lüzum yoktur. Çünkü Sünnet vardır.
11.Müslüman olan bir kimsenin karşılaştığı bir durumun bid’a olup olmadığını anlaması için farzları, sünnetleri, nafileleleri ve vacipleri iyi bilmesi gerekir (...)
12.Bediüzzaman Hazretleri insanları bu konuda çok fazla evhamlandırmamak için; ‘’Sakın hocaların Cuma ve cemaatlerine ilişmeyiniz. İştirak etmeseniz de, iştirak edenleri tenkit etmeyiniz(...)

Okunma Sayısı: 7781
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı