"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın Mardin hayatı (2)

05 Temmuz 2013, Cuma
( Geçen haftadan devam )

MOLLA SAİD’İN İLK SÜRGÜNÜ VE MARDİN MUTASARRIFI MEHMET ENİS PAŞA

Bediüzzaman’ın Mardin hayatı, yayınlanan eserlerden edindiğimiz bilgilere göre, çok hareketli ve çalkantılı geçmiştir. Onun medrese talebeleri ve âlimlerle münâzaraları neticesinde kendini kabul ettirmesi, Meşrûtiyet ve Hürriyet düşüncesi ile ilk tanışması ve en önemlisi de ilk defa siyaset hayatına Mardin’de başlaması kayda değerdir. Evet, Bediüzzaman ilk defa devlet sistemi ile tanışacak, devletle yüzleşecek ve bilinmeyen sebeplerle ‘bir mutasarrıfın pençe-i kahrıyla’1 Bitlis’e sürgün edilecekti.
Bediüzzaman’ı sürgüne yollayan mutasarrıfın adı eski tarihçelerde belirtilmemektedir. Ancak Şahiner’in adı geçen ilk baskı eserinde Nadir Bey ismi geçmektedir. Bu kaynağa dayanarak, daha sonra yapılan bütün araştırmalarda bu isim yazılmıştır. Halbuki Nadir Bey, Mardin’e 1919 yılında mutasarrıf olarak atanmıştır. O tarihte ise, Bediüzzaman İstanbul’dadır. Şahiner, kitabının son baskısında hatasını anlamış olmalı ki, mutasarrıfın ismini vermemiştir.
Bediüzzaman H. 1312 yılında Mardin’e geldiğine göre, o zaman Diyarbakır vilayetine bağlı bulunan Mardin Sancağı mutasarrıfının Selanikli Mehmet Enis Efendi olduğunu “Diyarbekir Salnameleri”nden öğreniyoruz. Daha sonra Diyarbakır’a vali olarak atanan ve Enis Paşa olarak bilinen Rumeli Beylerbeyi unvanına sahip bu zât, mutasarrıf olduğu 1895 yılında, yağmacı kabileler köylere saldırmış,
Mehmet Enis Paşa, saldırıya uğrayan halk da şehir merkezine sığınmıştır. Mardin’in âlimleri ve ileri gelenleri Ermenileri himaye etmeye ve yardımcı olmaya çalışmışlardır. Bu arada Patrik Azaryan Efendi, mutasarrıfın ‘pençesi’nden Kazasyan Havsep Efendi tarafından kurtarılmıştır. I. Meşrûtiyet döneminde, Diyarbekir mebusu olarak Meclis-i Mebusan’a seçilmiş bulunan Havsep Efendi, 640.000 altın zarara uğramış, ‘valinin doymak bilmez iştahının, zindanda ölüme mahkûm ettiği bu bahtsız adam’, oğlu Diran ve yeğeni ile İstanbul’a gitmişti.
Devlet arşivlerinde Ermeni meselesi ile ilgili bir belgede; Vali Enis Paşa’nın Diyarbakır’da görevli olduğu 1896 senesinde, Ermeni meselesinde karışıklık yaşandığı bahanesi ile Fransa Büyükelçiliği tarafından sadrazamlık makamı vasıtasıyla Paşa’nın görevinden azli istenildiği anlaşılmaktadır.
Bediüzzaman’ın mutasarrıf Enis Paşa tarafından sürgün edilmesi olayının perde arkası ve gerçek mahiyetini öğrenebilmemiz için 1895 senesinin mutasarrıflık ve adlî yazışmalarını incelemek gerekir. Onu da işin uzmanlarına havale ediyoruz. Şayet bu belgelere ulaşabilirsek, Bediüzzaman’ın devletle ilk tanışmasını ve Selanikli Enis Paşa ile aralarında hangi meselelerin konu edildiğini öğrenmiş olacağız.

Molla Said’in Mardin hayat devresinden çıkarabildiğimiz sonuçlar özetle şöyle sıralanabilir:

1- Molla Said Mardin’de klâsik medrese hayatından kurumsal medrese hayatına ilk defa giriş yapmış ve ilimde rüştünü ispat etmiştir. Böylece kimsenin ona itiraz etme mecali kalmamıştır.
2- Hayatının ilk siyasî devresi Mardin’de başlamış olup, Sultan Abdülhamid’in mutasarrıfı Enis Paşa’nın pençe-i kahrına maruz kalıp, hayatının ilk sürgününe maruz kalmıştır.
3- Namık Kemal’in meşhur rüyası ile Mardin’de uyanmış ve Hürriyet ateşiyle yanıp tutuşmuştur. Bunu sonraki bütün hayatında gözlemlemek mümkün.
4- Cemaleddin-i Afgani ve Şeyh Sunusi’nin talebeleri ile Mardin’de tanışmış olup, bu görüşme ilerde İslâm Birliği düşüncesini pekiştirmeye vasıta olmuştur.
5- Molla Said Cizre hayatı devresinde olduğu gibi Mardin’de de Ermeni hadiselerine şahit olmuştur.

MOLLA SAİD’İN MARDİN HAYATINDA İZ BIRAKAN MEKÂNLAR

Mardin Ulu Camii
Molla Said-i Meşhur Mardin’e genç yaşında geldiğinden, Medrese hocaları ile talebeler önce onunla fikrî çatışma ve münâzaraya girmek isterler. Başarılı olamayınca onu kendilerine üstad olarak kabul ederler. Her halde Üstad bu enaniyetli hocalara meydan okuma nevinden olacak ki, Ulu Cami’nin minaresinin şerefesine atlar ve her iki kolunu yana açarak pervane gibi minare şerefesinde dolaşmaya başlar. Molla Said’i korkuyla izleyen halk hayretini gizleyemez. İşte bu olay için düşüncemiz, ister tatlı bir hayal veya mizansen deyin, acaba o anda Bediüzzaman minarenin başında böyle haykırmış olamaz mı:

“Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zira asr-ı sâlis-i asrın (yani on üçüncü asrın) minaresinin başında durmuşum; sûreten medenî ve dinde lâkayt ve fikren mazinin en derin derelerinde olanları camiye dâvet ediyorum. (Münâzarât, 86)”

Bu minare maddî olarak neden Mardin Ulu Cami minaresi olmasın? Dilerseniz cami hakkında bazı bilgiler vererek, Bediüzzaman’ın hayatında iz bırakan mekânı tanımaya çalışalım.        
“Mardin’de Ulu Cami Mahallesi’nde, Ana cadde üzerindeki çarşının içinde bulunan Ulu Cami çıplak gözle cepheden tam olarak görülemeyecek biçimde, caddenin altında, eğimli arazi doldurularak tesviye edilmiş alan üzerinde yapılmıştır. Caminin varlığını haber veren nişane, hemen dikkat çeken ve kuzey köşede bulunan kare kaide üzerine yapılmış silindirik gövdeli süslü minaresidir. İki minareli yapıldığı kayıtlardan anlaşılan caminin, doğuda yer alması gereken minaresi bugün yoktur. Bugün mevcut olan tek minare, daha geç dönemlerde yapılmış olmakla birlikte, kaidesindeki yazıt 1176 gibi erken bir tarihi vermektedir.”

Mardin Şehidiye Medresesi ve Camii
Molla Said’in Mardin hayatında önemli bir yere sahip olan, Şehidiye Medresesi ve Camisi, onun Mardin Âlimlerine karşı rüştünü ispat ettiği mekânlardan biridir. Burada şiddetli fikir çatışmaları yaşandığına şahit oluyoruz. Mardin’de yaşamış bulunan büyük âlimlerden Şeyh Yusuf Efendi (1873-1956) gençliğinde Şehidiye Camii’nde Bediüzzaman’la tartışmaya giriştiği, Said Nursî’yi “Delâil-i zahire hakkında milleti şüpheye düşürmekle” suçladığı ve Şeyh Yusuf’un girişimiyle, Said Nursî’nin Mardin’den sürüldüğü bazı hatıralarda iddia edilmektedir. Ancak bu iddianın ne derece doğru olduğunu bilemeyiz. Bilinen bir şey varsa o da Molla Said’in bu mekânda Mardin âlimlerine üstadlığını kabul ettirmiş olmasıdır. Dilerseniz bu mekânı da tanımaya çalışalım.
Ana caddenin güneyinde eski postahane binasının karşısında, cami ile birlikte bir kompleks oluşturan yapı Şehidiye, Nasıriye ve seksen hücreli olmasına izafeten, Semanin adlarıyla da anılmaktadır. Nasıreddin Artuk Arslan tarafından yaptırılmıştır. Abdulgani Efendi’nin aktardığına göre, cami bilinmeyen bir tarihte yıkılmış olan doğu tarafının aslına uygun olmayan bir biçimde yapılmıştır. Büyük mihrabın 1920’lerdeki görüntü ve o tarihte mevcut mezarlık, burasının bir dönem kabristan olarak kullanıldığına şahitlik etmektedir.
Aynı yıllarda, medresenin batı tarafı da harabe görünümündedir. Yapının bu kısmında ayakta kalan iki büyük oda okul olarak kullanılmış, arsa haline gelmiş bölüm üzerinde kahvehane ve dükkânlar yapılmıştır. 1920’lerde, doğu tarafında yer alan altlı ve üstlü sekiz oda ayaktadır ve içinde yoksullar barınmaktadır. Medrese revaklı avlulu ve ayvanlı medrese şemasına uygundur.

Şeyh Eyyüp Ensari’nin Evi
Molla Said Mardin’e geldiği zaman, Şeyh Eyyub-i Ensari Efendi’nin evinde kalmıştır. Ensari ailesinin atası ise, Yemen hükümdarı olan Tübba soyundan gelen, Medine’de yerleşen, Harislerin Hazrec kolundan, Enneccaroğullarından, İslâm Peygamberinin (asm) ünlü bayraktarı Ebu Eyyüb’el Ensari’dir.
Kâinatın Efendisini (asm) evinde misafir etme şerefine nail olan büyük sahabi Ebu Eyyüb’el Ensari’nin, on üç asır sonra aynı adı taşıyan, aynı soydan gelen bir zatın evinde Zamanın Bedii’nin misafir edilmesi bir tesadüf olabilir mi?
Bilindiği gibi Medine şehri İslâm’ın sosyal hayata başlangıç beldesi olarak kabul edilmiştir. Burada iman dersleri tamamlanmış, İslâm hayata geçirilmiştir. Mardin de Bediüzzaman’ın siyasî ve sosyal hayata atıldığı ilk şehir olmuştur. Onun için Mardin, Bediüzzaman’ın hayatında önemli bir yer edinmiştir.

Dipnotlar:
1- http://www.dallog.com/kurumlar/hamidiyealay.htm
2- Bütün yönleriyle Cizre, Abdullah Yaşın, 1983.

MEHMET SELİM MARDİN   msmardin@hotmail.com I www.msmardin.com
Okunma Sayısı: 5896
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • SİNAN BABA

    20.09.2015 14:46:28

    KEŞKE Üstadımızın bir ay kaldığı yer varsa da o yerin hayatı yasılsa Burdur Hayatı, Siirt Hayatı gibi.. Anı kaçılmazsa.. Mardin Hayatı takdire değer bir araştırma. Allah razı olsun.

  • Mehmet Selim Mardin

    07.07.2013 00:00:00

    Bediüzzaman Said-i Meşhur’un Cizre hayatı daha çok Mustafa Paşa’yı zulümden vazgeçirme gayretleri üzerine yoğunlaşır.Namık’ın rüyası ile Mardin’de uyandığı Bediüzzaman’ın kendi ifadesidir.Siyasi hayatı ilk defa Mardin’de başlar.Selam ve muhabbetlerimle....

  • mehmet

    05.07.2013 00:00:00

    Sayın yazar üstadın siyasi hayatı cizrede başladığı ifade eden yazılarda var. cizrede mustafa paşanındavranışlarından dolayı yönetim hakkında düşünceleri isteniyor ve namıkın rüyasını orada okuyur. yapılan zulum ve hürriyet anlayışı orada ilk defa edildiği anlatılıyor sizce de öyle olması gerekmiyor mu?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı