"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir Cenk Alanı Olarak Tesettür

07 Aralık 2018, Cuma 00:02

Ahlakî alana taşınan savaş

İslâm’da tesettürün sosyal önemini, ahlâkî boyutlarını ve İslâm toplumuna kazandırdığı yüksek karakter vasıflarını kavrayabilmek için tesettür âyetlerinin nüzulünden önce Medine’de meydana gelen bazı tarihî olaylara kısaca göz atmak gerekir; şöyle ki:

Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyen İslâm düşmanlarının Hz. Peygamber (asm), ashabı hakkında yürüttükleri iftira kampanyalarının (İfk hadisesi) asıl hedefinin İslâm ailesi olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Bilindiği gibi, Bedir zaferinden sonra (Hicrî 2. yıl) Medine’deki İslâmlaşma her geçen gün biraz daha güçleniyordu. Hendek Savaşı’nın yapıldığı günlere gelindiğinde (Hicrî, 5. yıl) on binleri bulan birleşik küfür orduları Medine savunmasını aşamayıp bir ay boyunca sürdürdükleri çetin kuşatmayı kaldırmış, ardından bozguna uğramışlardı. İşte Müslümanların gücü böyle bir seviyeye ulaşmış bulunuyordu.

Birleşik küfür ordularının Medine kuşatmasına son vererek çekilmeleri, artık kendileri tarafından başlatılan saldırı savaşlarının sona erdiğinin işaretini veriyordu. Nitekim savaştan sonra Resul-i Ekrem (asm) arkadaşlarıyla durum değerlendirmesini şöyle buyurmuştur: “Kurayş bir daha size saldıramayacaktır. Artık hücum sırası size geçmiş bulunuyor.” 1

Kuşkusuz Müslümanları savaş meydanlarında üstün kılan şey onların manevî ve ahlâkî yönden üstünlükleriydi. İslâm düşmanları Hz. Peygamber  (asm) ve ashabının temiz yaşayışları ve yüksek karakterlerinin halkın kalbini fethettiğini artık anlamışlardı. Ama ahlâken bozulmuş insanlar rakiplerinin üstün meziyetleri karşısında kendilerine çeki-düzen vermeyi değil, rakiplerini iftiralarla karalamayı tercih ederler.

İşte bu amaçla Hz. Peygamber (asm) ve ashabı aleyhinde iftiralarda bulunmak için münafıklardan da yardım istediler. Sonuç itibariyle, Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyeceklerini anlayan İslâm düşmanları çatışmayı ahlâk cephesine kaydırdılar. Deyim yerindeyse, Müslümanları toplumun en ahlâksız kesimi olarak gösterebilmek için iftira kampanyalarını başlattılar.

Bu amaçla, Resulullah’ın (asm) Hz. Zeynep’le evlenmesini “Muhammed ‘oğlum’ dediği adamın karısıyla evlendi” şeklinde yaygara çıkardılar. Diğer taraftan, kervanın gerisinde kalıp kaybolan gerdanlığını arayan ve kervanın gerisinde kalarak kaybolma tehlikesi geçiren Hz. Aişe’yi, kervanın gerisini takip etmekle görevli bir sahabi olan Safvan b. Muattıl bulmuş ve kafileye yetiştirmişti. Münafıklar bunu fırsat bilerek “Hz. Aişe ile Safvan b. Muattıl arasında bir ilişki bulunduğunu” ilân ettiler.

Ne kadar uydurma da olsa bu tür hikâyeler halk arasında çabucak yayılır ve bazı insanlar buna inanmak isterler. Başka bir deyimle, bu tür kampanyaların Müslümanlar arasında kısa süreli de olsa makes bulup yayılması, fuhşun toplumda yayılma tehlikesini de beraberinde getiriyordu. Zira Kur’ân’a göre iftira kampanyalarının asıl amacı Müslümanlar arasında fuhşu yaymaktı. ²

Ancak İslâm toplumu bu tip iftiralarla sarsılmadan, fuhşu ve ahlâksızlığı kesin olarak önleyecek olan tesettür âyetleri nazil olmuştu. Zira tesettür âyetleri sosyal bir düzenlemeyi ön görmüştür. Denilebilir ki, bazı nefisperest kimselerin, kadınların açık-saçık olmalarından istifade ederek fuhuş peşinde koşma eğilimine girmeleri tesettür âyetleriyle önlenmiştir. Bu düzenlemeler için önce Ahzab Sûresi’yle bir giriş yapılmış 3 bir yıl sonra Hz. Aişe’ye yapılan iftira üzerine nazil olan Nur Sûresi’nin ilgili âyetleriyle de 4 bu süreç tamamlanmıştır.

Kadının aleyhinde gösterilen tesettür

Hicrî On Beşinci Asra giriş bütün dünyada, özellikle İslâm ülkelerinde canlı ve dinamik gelişmeleri de beraberinde getirdi. Yaklaşık 30 yıldan beri dünyada hızlı bir değişim süreci yaşanıyor. Batı’daki ihtida olaylarıyla birlikte artan İslâm odaklı kültür ve fikir hareketleri İslâm’a karşı olan güçlerin dikkatlerini çekmeye başladı. İslâm gerçeğine ve idealizmine bağlı sosyo-kültürel gelişmeler bu güçler tarafından taassup olarak dayatılırken, İslâm’ın belli başlı kurumları hakkında tenkidin çok ötesinde tahripçi karakterdeki propagandalar başlatıldı. Bu propagandaların amacı gençliği, düşünen kafaları ve özellikle de kadınları İslâm’dan soğutmaktır.

Kaynağını Batı’dan alan tesettür aleyhindeki dalganın mucitleri ve onların bizdeki savunucularına göre İslâm hukukunda kadının aleyhinde olan birçok madde bulunmaktadır. Bunların başında da tesettür gelmektedir. Güya İslâmiyet tesettür emriyle kadını aşağılamıştır. Oysa polemiklerden uzak ve bilimsel bir gözle meselelere bakıldığı zaman iddiaların tutarlı olmadığı görülecek ve kadının aleyhinde sanılan bu durumların kadının lehinde olduğu anlaşılacaktır.

Tesettür fıtrîdir 

İslâm’ın bütün emirleri gibi tesettür emri de kadının lehine ve yararınadır. Zira tesettür fıtrat kanununa uygundur. Eğer tesettür kadınlar için bir haksızlık olarak anlaşılsaydı Müslüman kadınlar zamanla bu emre karşı gelirlerdi. Oysa tesettür emrinin nazil olmasından sonra Müslüman kadınlar bu emre hemen uymuşlar ve emri duydukları yerde bellerindeki kuşaklarını çıkararak başlarını ve boyunlarını örtmüşler, evlerine yeni kıyafetleriyle dönmüşlerdir. Bu itibarla Kur’ân’ın kesin emriyle sabit olan tesettür kadının vakarını ve manevî haysiyetini koruma altına almış, onun kadınlık ve annelik vasıflarını güçlendirmiş ve kadını çeşitli fitne yuvalarından uzaklaştırmıştır.

Tesettürün Müslüman kadınları eğitimden, sosyal ve kültürel hayattan uzaklaştırdığı yolundaki iddiaların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Binlerce hadisi hafızasında tutan Hz. Peygamber’in (asm) zevcesi Hz. Aişe fevkalâde entelektüel ve zeki bir kadındı. Aynı zamanda tesettür emrine uyma konusunda son derece hassastı. Üstelik her zaman kendisine sorulan sorulara cevap vermiş ve uygun görmediği konuları rahatlıkla tenkit edebilen bir eleştirmendi.

Tesettür basit bir örtünme biçiminden ibaret olan bir emir değildir. Tesettür sayesinde toplumun nizamı sağlam esaslara dayandırıldığı gibi, erkeklerin tahrik olmasına yol açabilen sebepler ve cinsel uyarılmaya vesile olan objeler önlenmiştir. Batı’da düne kadar süregelen “düello” geleneğinin en belirgin sebepleri arasında, kadınların bazı serbest davranışları yüzünden meydana gelen kıskançlık tepkileri yer almaktadır. Batı’nın son yüzyılda sosyal ilişkiler ve ahlâkî normlar konusunda aşırı müsamahakâr tavrı Batı sistemini manevî açıdan tehdit etmektedir.

Bugünkü sefahatin ayak seslerinin yeni duyulduğu 19. yüzyılda Batı’yı ziyaret eden Rus yazar Dostoyevski uygarlığın bu şeklinden ürkmüş ve “Batı’nın Çıkmazı” adlı eserinde endişelerini dile getirmiştir. İslâmiyet ise toplumun fıtrî olmayan yollara düşmesini önlemek için tesettürü bir kalkan olarak emretmiş, gerek erkekleri ve gerek kadınları namuslu ve iffetli olmaya ve fuhuştan uzak durmaya dâvet etmiştir.

Bediüzzaman’ın Tesbitleri

1. Bediüzzaman, tesettürün fıtrî olduğu düşüncesindedir. Çünkü kadınlar yaratılış itibariyle zayıf ve nazik oldukları için hayatlarından çok sevdikleri yavrularını himaye edecek bir erkeğin yardımına muhtaçtırlar. Bu yüzden kadın kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek için fıtrî bir meyil taşımaktadır. Diğer taraftan kadınların önemli bir kısmı ya ihtiyarlıktan ya da güzel olmadıklarından, kendilerini başkalarına göstermek istemezler. Üstelik kadınların büyük bir kısmı da kıskanç olur ki, kendisinden daha güzel olanlara nispeten çirkin düşmemek, saldırıya maruz kalmamak ve kocasının nazarında hıyanetle itham edilmemek için fıtraten tesettür isterler. Nitekim kendilerini en çok saklayanların yaşlı kadınlar olduğu dikkate alınırsa, konu daha da iyi anlaşılacaktır. Kaldı ki, hem güzel, hem genç, hem de kendisini yabancılara göstermekten çekinmeyen kadınların oranı yüzde otuz ya da kırk olabilir. 5

2. Bediüzzaman, kadınların göz hapsine alınmaktan hoşlanmadığını söyler. Çünkü kadın sevmediği adamların bakışlarından sıkılır. Denilebilir ki, açık giyinen güzel bir kadın kendisine bakan namahrem erkeklerin yüzde sekseninden sıkılır. Hatta denilebilir ki, fıtratı bozulmamış güzel bir kadın nazik olduğu için kötü bakışlardan sıkılır. Nitekim Avrupa’da bile birçok kadın kötü niyetli erkeklerin dikkatli bakışlarından sıkılarak “Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diyerek polise şikâyette bulunuyorlar. Demek ki, Batı uygarlığının tesettürü kaldırması fıtrata aykırıdır. Kur’ân’ın tesettür emri ise fıtrî olduğu gibi birer şefkat madeni olan kadınları alçaklıktan, zillete düşmekten, manevî esaret ve felâketten kurtarıyor. 6

3. Bediüzzaman’a göre kadınlardaki çekingenlik tesettürü gerektirir. Çünkü kadınlarda, yabancı erkeklere karşı fıtraten bir çekingenlik vardır. Çekingenlik ise tesettürü gerektirir; şöyle ki: Kadın açısından sekiz-dokuz dakika sürecek gayri meşrû bir zevkin, dokuz ay sürecek ağır bir hamilelik döneminden başka, en az dokuz yıl sürecek babasız bir çocuğu terbiye etme gibi korkunç bir belâya sebep olma ihtimali de vardır. Bu tür olaylar toplumda sık sık meydana geldiğinden kadının bozulmamış fıtratı erkeklerin tacizlerinden korkar. Çünkü kadın yaratılış itibariyle erkeklerin şehvetini tahrik etmek ve böylece onların tacizlerine maruz kalmak istemiyor. Kadın tesettür emrine riayet etmekle, tacizci ve saldırgan erkeklere karşı en büyük siperinin tesettürü olduğunu ifade etmeye çalışıyor. Bir vakit Ankara’da, çarşı içinde ve halkın gözü önünde, adi bir kundura boyacısının yüksek rütbeli bir adamın açık bacaklı karısına sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine büyük bir şamar vuruyor. 7

4.  Bediüzzaman, eşler arasındaki ebedî arkadaşlığın tesettürü gerektirdiğini söylüyor. Çünkü kadın ve erkek arasındaki güçlü münasebet, alâka ve sevgi sadece dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Yani bir kadın kocasının, sadece dünya hayatına ait bir arkadaşı değildir. Aksine kadın, ahiret hayatında da kocasının ebedî bir arkadaşıdır. Elbette ki bir kadın, ebedî hayat arkadaşı olan kocasının nazarından başka yabancıların bakışlarını kendi güzelliklerine çekmemek, böylece kocasını küstürmemek ve kıskandırmamak için elinden gelen her türlü gayreti göstermelidir.

Mademki bir koca iman noktasında ahiret hayatında da karısıyla alâkadardır; ayrıca erkek karısının, sadece gençliğinde ve güzellik zamanında değil, ihtiyarlığında ve güzelliğini kaybettiği zamanlarda bile karısına karşı ciddî bir alâka besliyor; o halde kadının da kendi güzelliklerini sadece kocasına göstermesi insaniyetin gereği olmalıdır. Aksi takdirde kadın kazandığından daha çok kaybedecektir. İslâmiyet karı-kocanın birbirine münasip olmalarını (denkliği) esas almıştır. Denkliğin en önemlisi de diyanet noktasında olmalıdır. Ne mutlu o kocaya ki, eşinin diyanetine bakıp onu taklit etmek ister; ebedi hayatta onu kaybetmemek için kendisi de dindar olmaya çalışır. 8

5. Tesettürsüzlük ailedeki mutluluğu da baltalıyor. Çünkü bir ailenin hayatî mutluluğu, karı-koca arasında olması lâzım gelen karşılıklı güven, samimî hürmet ve muhabbetle devam eder. Kuşkusuz tesettürsüzlük ve açık-saçık olmak eşler arasındaki karşılıklı hürmet ve muhabbeti kırıyor. Zira tesettürsüz kadınların yüzde doksanı kocalarından daha genç ve yakışıklı birisini bulabilir. Erkeklerin de yüzde doksan beşi hanımından daha güzel birisini bulabilirler. Aile içerisinde bu tür hislerin uyanması eşler arasındaki güven ve samimiyete büyük bir darbe vuruyor. 9

6. Tesettürsüzlük mahrem denilen yakın akrabalar içinde çirkin ve alçakça hislerin uyanmasına vesile olabilir; şöyle ki: İnsan kız kardeş gibi mahremlerine karşı fıtraten şehevî hisler taşımıyor. Çünkü mahremlerin simaları akrabalık ve mahremiyet yönüyle, nefsanî meyilleri ve şehevî hisleri kırıyor. Fakat bacak gibi, şer’an mahremlere de gösterilmesi yasak olan yerleri açık bırakmak son derece çirkin bir hissin uyanmasına vesile olabilir. Çünkü mahremin yüzü mahremiyetten haber verdiği halde bacakları mahremiyetten haber vermiyor. O kısımlar namahremle aynıdır. Dolayısıyla, mahremin yüzü dışındaki bölgeler, mahremiyetten haber verecek bir alâmet-i farika taşımadığından bir kısım alçak mahremlerde bazı hayvanî bakışların uyanması mümkündür. Böyle bir bakış ise tüyler ürpertici bir alçaklıktır.10

7. Tesettürsüzlük neslin azalmasına da sebep olmaktadır. Bilindiği gibi neslin çok olması her millet tarafından arzu edilen bir husustur. Hz. Peygamber’in (asm) “Evleniniz ve çoğalınız. Şüphesiz ki ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim”11 buyuruyor. Oysa tesettürün kaldırılması evliliği, dolayısıyla neslin normal bir şekilde devam etmesini engelliyor. Çünkü en serseri ve en modern bir genç bile eşinin namuslu olmasını ister. Hatta kendi gibi modern ve açık-saçık bir hanımla evlenmek istemediğinden uzun zaman bekâr kalabiliyor.12 Geç evlenmek, başka bir deyimle, uzun zaman bekâr kalmak ise neslin azalmasına sebep olmakla kalmaz, aynı zamanda erkeği fuhuş yapmaya bile sevk edebilir.

8. Tesettürsüzlük eşler arasındaki sadâkati de bozar. Zira kadın ailede dâhilî müdür olması haysiyetiyle kocasının malı, evlâdı ve her şeyi için bir muhafaza memuru sayıldığından, en önemli özelliği sadâkat ve emniyettir. Kocanın ailedeki en önemli görevi ise karısını himaye etmek, ona hürmet ve merhamet göstermektir. Açık-saçık olmak ve tesettüre aykırı davranmak eşler arasındaki sadâkati kırar. Hatta erkeklerde iki güzel haslet olan şecaat ve cömertlik kadınlarda bulunursa emniyet ve sadâkate zarar vereceği için kötü ahlâktan sayılmıştır. 13

9. Bediüzzaman Müslüman toplumun Avrupa ile kıyaslanamayacağını belirtir. Çünkü Avrupa’da “düello” denilen çok şiddetli geleneklerle namus bir derece muhafaza edilebiliyor. Söz gelimi, izzet-i nefis sahibi bir kimsenin karısına göz diken bir şahıs kefenini boynuna takıp öyle bakar. 14 İslâm ülkelerinde ise böyle bir gelenek olmadığı için, din dairesinin dışına çıkan insanlarda aileyi muhafaza etmek zorlaşır. Çünkü İslâm ülkelerinde ailenin iffetini koruyan gelenekler değil dinî motiflerdir.

10.  İklimin tesettür üzerinde etkili olan bir yönü de vardır. Avrupa gibi soğuk memleketlerdeki insanların tabiatları o memleketler gibi soğuktur. Asya ve İslâm dünyası ise Avrupa’ya göre sıcak memleketlerdir. Kuşkusuz çevre ve iklimin insan ahlâkı üzerinde de etkisi vardır. Dolayısıyla soğuk ülkelerdeki soğuk tabiatlı insanların hayvanî duygularını tahrik etmek için kadınların açık olmaları aşırı bir şekilde su-i istimallere sebep olmayabilir. Fakat sıcak bölgelerdeki insanların hayvanî duygularını heyecana getirecek açıklık birçok su-i istimale, israfa ve neslin azalmasına sebep olabilir.

11.  Bediüzzaman, köylüler ve bedeviler iş ortamı sebebiyle tesettürü kısmen kaldırsalar da, şehirli olan insanlar onlara benzeyerek tesettürü kaldıramazlar. Çünkü köylerde ve bedevilerde derd-i maişet meşgalesiyle işçi kadınların bir derece açık olmaları kötü duyguların uyanmasına yol açmadığı gibi serseri ve işsiz insanların azlığı sebebiyle şehirlerdeki kötülüklerin onda biri bile köylerde olmaz. O halde şehir köye kıyas edilemez.

Dipnotlar:

  1. İbnu Hişam, Siyer, III, 266.

  2. Nur, 24/19.

  3. Ahzab, 33/59.

  4. Nur, 24/30,31-59,60.

  5. Said Nursî, Lem’alar, 24. Lem’a, s. 184, Sözler Yayınevi, İst., 1976.

  6. A.g.e., s. 185.

  7. A.g.e., a.y.

  8. A.g.e., s. 186.

  9. A.g.e., s. 186.

10. A.g.e., a.y.

11. Aclunî, Keşfü’l-Hafa, I, 318.

12. Said Nursî, Lem’alar, 24. Lem’a, s. 186.

13. A.g.e., s. 186.

14. A.g.e., a.y.

15. Araf, 7/22.

Okunma Sayısı: 1116
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı