"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir Mutluluk Senfonisi: “Aile”

29 Haziran 2018, Cuma 00:41
İslâm’da temel hak ve sorumluluklar açısından kadının konumu erkekten farklı değildir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten birini diğerinden daha üstün veya ikisi birbirine eşit tutulmak yerine, birbirinin tamamlayıcısı oldukları belirtilmiştir (el-Bakara 2/187). ‘Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.’ (Bakara, 2/187) şeklindeki âyetler erkek ve kadının insan olarak birbirlerine olan ihtiyaçlarına açık bir şekilde dikkat çekmektedir.

İslâm’da, bir insan olarak erkeğe tanınan temel insan hakları kadına da tanınmıştır. Buna göre hayat hakkı, mülkiyet ve tasarruf hakkı, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur.

İslâm’ın ilk yıllarında kadın her zaman hayatın içindedir. Kadınlar camiye gelirler, Peygamberimizin (asm) huzurunda oturur; Belki bugün bile kadınların sormaya cesaret edemeyecekleri kendi özel durumlarıyla ilgili konuları hiç çekinmeden sorarlardı. Camide ibadetlerini yaparlar, Peygamberimizin (asm) konuşmalarını dinlerlerdi.

Bu uygulama daha sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Nitekim Hz. Ömer bir hutbesinde kadınlara verilen mehrin yüksek oranlarda tutulduğunu, bunun miktarının azaltılması gerektiğini söylediğinde, mescitte bulunan kadınlardan birinin ayağa kalkıp; “Allah’ın bize vermiş olduğu hakkı sen bizden alamazsın. Çünkü bu, Kur’ân’da bulunan bir hükümdür” diye itiraz ettiği, Hz. Ömer’in de bu itiraz karşısında “Allah’a şükürler olsun, benim halkımın arasında yanlışımı düzeltecek böyle kadınlar var” dediği, kaynaklarda kayıtlıdır. 

Diğer taraftan yine Hz. Ömer döneminde “Hisbe” denilen görevin, yani pazarlardaki düzen ve ahengi kontrol işlerinin bugünkü anlamda bir nevi “zabıta” hizmetlerinin kadına verildiği tarihî bir vakıadır.

Hz. Peygamberin; kadınlardan ayrıca biat alması ve bu hâdisenin Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça yer alması, (Mümtehine, 60/13) İslâm’a göre kadın iradesinin hür ve bağımsız olduğunu göstermektedir.

Aile Kurmaya hazırlık

Kuşkusuz aile kurmaya niyetlenen adayların dikkat etmeleri gereken bazı temel prensiplerin olması son derece tabiîdir. Bu ilkelerin başında “Evliliğin makul süre içerisinde gerçekleştirilmesi” çok önemlidir. Hiç kuşkusuz, çok ciddî bir işte acele, yani tedbirsiz ve ihtiyatsız doğru olmadığı gibi, tesis aşamasında “acele” davranmak da doğru değildir. Çünkü eksik ya da yanlış yönlendirmeler, zamanla farklı ve önemli sakıncaları beraberinde getirebilir.

İkinci olarak adaylar önce kendisini; sonra karşısındaki adayı tanımalıdır. Burada kast edilen meşrû olmayan birlikteliklere meydan verme değildir. Adayların “meşrû zemin” önşartı ile birbirlerini tanımaları, çok ciddî problemleri önleyebilir. Körü körüne girişilen ve farklı fıtrat ve yapıları yapay usûllerle kaynaştırmaya çalışmak tamiri imkânsız son ve sonuçları beraberinde getirmeye adaydır.

Sulhkârane yaklaşım çok önemlidir. Şüpheci ve alıngan kişiliklerin, kendileri ve çevreleri ile barışık olmadıklarından aile kurmaları sakıncalı olabilir. Aile kurumunun, özellikle kendisiyle barışık olmayan insanlara terk edilmesi israf derecesinde bir lükstür.

Evlilik yolunda bütün aşamalarda yalan ve hayalden uzak durmak, başka bir prensiptir. Teşebbüsün yeni başladığı dönemlerde gizlenen gerçekler, bilâhare güven bunalımına sebebiyet verir. Bu yüzden adaylık aşamasında dürüstlük ve gerçekçiliği elden bırakmamak; Ancak kırıcı dil ve üslûptan kaçınmak gerekir.

Aile Kurarken Temel Yaklaşımımız Nasıl Olmalıdır?

Öncelikle evlilik en önemli sosyolojik kurumdur ve çok önemli bir sünnettir. Allah Resulü (asm) buyuruyor ki: “İmkân bulanlarınız evlensin; çünkü gözü ve iffeti en iyi koruyan evliliktir” (Buhari, Nikâh, 2-3).

Kuşkusuz, evlenme ve evlendirmede kolaylık sağlamak esas olmakla birlikte, bu kurumu ciddiye almak da dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır. Nikâhı hafife alıcı tavır ve davranışlar, yanlış bir takım sonuçları doğurur. “Kolaylaştırmak” ve “ciddiyetsizlik” birbiriyle karıştırılmaması gerekir.

Evlenmeyi belirleyen faktörler “güzellik”, “zenginlik”, “soy-sop” ve “dinî/ahlâkî bütünlük” olmakla birlikte ve Hz. Peygamber (asm) özellikle sonuncusuna dikkat çekip tavsiye etmektedir. İşte ailenin kurulmasında temel referans noktasına dikkat edilmeli ve ona göre karar verilmelidir. Söz gelimi, esas alınan temel faktörün “güzellik” ya da “zenginlik” gibi geçici ve maddî olması durumunda, bunların “ortadan kalkması” veya “zedelenmesi”, kurumu sarsacaktır. Çünkü “asıl” olan faktör “yok” olmuştur. Bu yüzden Allah Resulü (asm), “sağlam”, “sürekli” ve “etkin” faktöre dikkat çekmiştir.

Aile ortamını bir eğitim platformuna dönüştürmek de çok faydalı olacaktır. Ciddî meşguliyetler, kişileri ciddî seviyelere yükseltir. Bu seanslar sosyal statü ve ihtiyaç durumuna göre belirlenmeli, ancak ailede ihmal edilmemesi gereken en önemli eğitimin erdem, ahlâk ve din eğitimi olduğu unutulmamalıdır. Özellikle çocukların yaş durumları göz önünde bulundurularak, Kur’ân okunması, namaz kılınması, günlük olarak yeterli sohbet ortamının oluşturulması, toplumsal sorumluluk bilinci kazandırma altı çizilmesi gereken önemli uğraşlardır.

Ailedeki her şahsın fikir ve düşüncesine önem vermek çok kritiktir. Ailede her fert önemlidir; Fikir ve düşüncesi de dikkate alınmalıdır. “Katılımcı” aile modeli kişilik gelişimini olumlu etkiler. Bu bakımdan belli periyotlarla karşılıklı saygı ve sevgi çerçevesinde özel gündemli “görüşme seansları” düzenlemek ve bu platformda “herkese” söz hakkı vermek çok faydalı olacaktır. Bu tavır, aile fertlerinde birlikte yaşama ve paylaşma alışkanlığını giderir.

Anlaşmazlıklar “dışarıya taşırmadan” çözümlenmelidir. Her yerde olduğu gibi, ailede de bir takım problemlerin meydana gelmesi tabiîdir. Önemli olan bu sıkıntıları yerinde ve makamında çözmektir. Dış müdahaleler, genellikle problemi çözme yerine daha da girift hale getirir. Problemi kendi karargâhında çözümlemek, temel ilke olmalıdır.

Ailedeki fertlerin karşılıklı sevgi, saygı ve şefkatleri, birbirlerine verdikleri değerin göstergesidir. Bunların tek taraflı olması düşünülemez. Saygı bekleyenin sevgi ve şefkat dolu olması temel ilkedir. Şefkat ve muhabbet elbette ki, ihtiramın karşılığıdır.

Ailedeki her şahıs, “farklı” güç ve kabiliyetlerle donatılmıştır. Bu yüzden bu kurumun, bir tahakküm ve iktidar yarışı için bir müsabaka meydanı olmadığı bilinmelidir. Müşterek yönetim ve katkı esastır. Elbette “işbölümü” çerçevesinde kimi şahıslar iç işlerde, kimi şahıslar da dış işlerde görev alacak ve yetki kargaşasına meydan vermeyecektir. Her bireyin bir noktada temayüz etmesi son derece tabiîdir. Bir kısmı daha güçlü bir fiziğe sahip iken, bir kısmı da şefkatte zirvededir. Dolayısıyla, hiçbir özellik kendi sahibine herhangi bir ayrıcalık kazandırmaz. Her şahıs kendi alanında yetki sahibidir.

Boşama kelimesi aile sözlüğünden silinmeli ve bu kelimenin güzelim ortamda kullanılması yasaklanmalıdır. Bu ifadenin olur/olmaz bahanelerle dile getirilmesi, zamanla onu normal hale getirir. Oysa boşama, bütün çözüm yollarının tükenmesi durumunda başvurulması gereken son çaredir. Allah’ın en sevmediği helâl “boşanma”dır. (Ebu Davud, Talak, 3)

Fıtratları farklı ve yanlış karar sonucu birbirlerine mahkûm edilen fertlerin başvurabileceği bu sevimsiz helâl, elbette sevimsiz bir çözüm olarak varlığını sürdürecektir. Boşanma çözümsüzlük için bir çözümdür.

Aile fertleri birbirlerinde tesbit ettikleri güzellikleri taklit etmelidir. Güzel davranışlara karşı teşvik de önemlidir. İkaz ise, ihmallerin karşılığında devreye girer. İkazlarda güzel ifadelerin kullanılması esastır. Aksi takdirde iyilik ve güzellik makes bulmaz.

Çocuk yetiştirmek ortak bir sorumluluktur. Evin en güzel meyveleri olan çocukları, İslâm’a ve insanlığa faydalı fertler olarak büyütmek ebeveynin ortak sorumluluğudur. Bu da bu görev noktasında her birisinin kendisini sorumlu hissetmesiyle aşılır. Karşılıklı tam destek olmadan güzel sonuç almak mümkün değildir.

Ev işlerinde paylaşım esastır. Kuşkusuz, erkek ya da kadınların daha çok başarılı oldukları ev işi alanlarının olması kaçınılmazdır. Bu yüzden her şahıs, kendi fıtratına uygun işleri yapma konusunda istekli olmalıdır. Hiçbir fert, ev işi konusunda kendisini muaf ya da ayrıcalıklı görmemelidir. Bu konuda tek taraflı ihaleden söz edilemez.

Ailede Mutluluğun İp Uçları

Mutlu bir ortamda yaşamak her insanın temel arzusudur. İnsanın en çok huzur bulması gereken mekânların başında da hiç şüphesiz küçük bir Cenneti sayılabilecek aile yuvası gelir. Bu mutluluğu yakalayabilmek için bazı temel prensiplerden şöylece bahsedilebilir:

Mutluluğun ilk adımı sevgidir. Hiç şüphesiz sevgiden yoksun ve güvenden mahrum bir aile ortamında mutluluktan söz etmek neredeyse imkânsızdır. Sevgisiz işlerde despotluk ve isteksizlik kokusu geldiği gibi; güvensiz ortamlara da şüpheciliğin hâkim olduğu bilinen bir gerçektir. Sevgi ve güvenin fethetmeyeceği hiçbir kalp yoktur. Gönülde taht kurmanın temel esası sevgidir.

Kadın ya da erkek, her başarılı ferdin arkasında genellikle karşı cinsten bir aktörün olduğu rahatlıkla söylenebilir. Aile ortamındaki ilgi ve destek, hanımefendi ile beyefendinin karşılıklı olarak esirgememeleri gereken unsurların başında gelir. İlgi ve destek gören her ferde cesaret ve güven gelir. Kendisine güvenen ve ölçülü cesarete sahip olan erkek ya da kadın başarıya önemli bir adım atmış demektir.

Sağlam iletişim esastır. Esas olan direkt, açık ve net bir şekilde kurulan iletişim kurulmasıdır. Soru işaretlerinden arındırılmış olarak gerçekleşen aracısız iletişim samimiyetin, dürüstlüğün ve netliğin göstergesi ve mutluluğun teminatıdır.

Ölçülü ve makul çerçevede gerçekleşen ve meydana gelen farklılıklar, kişinin doğuştan gelen haklarından sayılmalıdır. Aile fertlerinin, birbirleri için tanıdıkları makul serbestiyet hakkı kişiyi mutlu kılar. Kendi düşünce ve yaklaşımlarına saygı gösterilip değer verildiğini gören insaflı fert, aynı güzelliği ortağı için de hak olarak görür.

Mutluluğu temin eden önemli faktörlerden bir tanesi de karşılıklı nezaketin sergilenmesi gerçeğidir. Nezaket gören, nezaket gösterir. İçten sergilenen kibar bir davranış muhatabı teslim alır ve tarifi imkânsız bir mutluluk bahşeder.

Olayları güzel yönleriyle tahlil etmek ve güzel düşünmek aileye mutluluk katan önemli bir unsurdur. Aile içerisinde meydana gelebilen tartışmaları yönetmek bile bu kategoride değerlendirilebilir. Kişilikli, rencide etmeden ve yapıcı bir üslûpla yapılan tartışmalar gerçeği ortaya koymaya yarayan fikir alış verişi şeklinde cereyan eder. Aile fertlerinin birbirlerine sevecen davranmaları dahi pozitif yaklaşımın ürünüdür. Sevecenlik, gönülleri fethetmenin önemli bir yoludur.

Hayatlarını müşterek sürdüren aile fertlerinin birbirlerine kıymet vermeleri ve her günlerini sanki beraber yaşayacakları son gün olarak algılamaları onları birbirine bağladığı gibi mutluluklarını da arttırır.

Her insanın bazen bilerek veya bilmeyerek işlediği bir takım eksik ya da yanlışlıklar olabileceği gibi; bu yanlışı işleyenler, ailenin temel direkleri de olabilir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında hemen tehevvüre kapılmaya gerek yoktur. Pek çok problemin üstesinden gelebilen sabır, burada da etkili olabilir. Sabır, mutluluğu sağlayan önemli bir unsurdur.

Mutluluğu Baltalayan Bazı Hususlar

Hiç kimse, hayat arkadaşının kendi akrabalarını tenkit etmesini ya da küçümsemesini hoş karşılamaz. Bu durum mutluluğu sarsan önemli bir husustur. Zaten karı-koca olan bu fertlerin akrabaları da artık ortaktır. “Senin akraban”, “benim akrabam” tabirleri hatalıdır. Çünkü akrabalar artık müşterek olmuştur. Ancak, özellikle karşı tarafın akrabaları küçümsendiğinde ya da horlandığında nefis devreye girer ve kendisine özel pay çıkarır. Karşılıklı alay etmeler ve küçümsemeler sıkıntının temel faktörlerinden birisidir. Bu yüzden bu hataya düşmemek gerekir.

Aile mutluluğunun baş düşmanlarından bir tanesi de dedikodu alışkanlığıdır. Bu hastalık sohbet ve okumaların ihmalinden kaynaklanır ve mutluluğu dinamitler. Dedikodulara önem veren ailelerde huzur aramak hayaldir. Dedikodulara önem vermemek problemi hafifletir.  Önemsenmediği takdirde kökleri kurur.

Aile toplantıları, özel vakit ayırmalar ne kadar mutluluk vesilesi ise bunun ihmali de o denli sakıncalıdır. Kâinatta boşluğa yer yoktur. Aile efradının ihmal edilmesi, huzursuzluk, mutsuzluk ve güvensizlik duygularını geliştirir. Bu yüzden aile fertlerinin birbirlerini kesinlikle ihmal etmemeleri gerekir. Basit gibi algılanan “vakit ayırma” ve “değer verme” hususları son derece önemli, mutluluk sağlayan etkenlerdir.

Ekonomik refahın her zaman mutluluk getirmediği bilinen bir husustur. Aile fertlerinin birbirlerinin manevî değerlerine önem verme yerine maddede boğulmaları, mutsuzluk kaynağı olabilir. Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir; göz ise maneviyatta kördür.

Etiketler: aile
Okunma Sayısı: 1643
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı